|

Malezya Yerine Mısır
Mümtaz’er Türköne/27.09.2007/Zaman
Malezya
yerine Mısır'ı koyarak yapılacak karşılaştırmalar, Türkiye'nin bulunduğu
koordinatlar ve önünde duran gelecek hakkında açık bir fikir verebilir.
Çünkü Mısır toplumu ile Türk toplumu arasında, Mısır tarihi ile Türk
tarihi arasında benzerliklerin ötesinde geniş kesişme alanları var.
Modernleşme tarihinin kritik anlarında iki ülke bazen yer değiştirerek
yekdiğeri için model de olmuşlar. Mısır ve Türkiye'nin nüfusları
birbirine çok yakın. Kişi başına düşen gelir arasında da derin bir
farklılık yok. Çok eski bir tarih ve çok zengin bir tarihî-kültürel
miras Mısır'ın arkasında duruyor. Anadolu bir medeniyetler beşiği; Mısır
ise bilinen insanlık tarihinin hemen hemen yarısında tek başına dünyaya
egemen olmuş ve kendisinden sonra gelen kültürleri etkilemiş önemli bir
merkez.
Gelelim siyasî-dinî karşılaştırmalara... 1971 tarihli Mısır
Anayasası'nın 2. maddesi "İslâm devletin dinidir." diyor ve aynı maddeye
"yasamanın ana kaynağı İslâm şeriatidir" ifadesini ekliyor. 19.
maddesinde "Din eğitimi, genel eğitim programlarının temel
derslerindendir." ibaresi yer alıyor. Bizim anayasamızdakine benzer
"Başlangıç" kısmında da, Anayasa yapımına "Allah'ın inayeti" ile ve
"O'nun mesajına bağlı kalarak" girişildiği anlatılıyor. Kısaca bizim 82
Anayasamızı ve yeni "sivil anayasa"nın vazgeçilmez laik temel yapısını
bir tarafa, Mısır Anayasası'nın bu dinî yapısını öbür tarafa koymamız
gerekiyor.
Modernleşme tarihini karşılaştıralım: Mısır uzun süre bir Osmanlı
eyaleti olarak kaldı; ama merkezî otoritenin dönemin bu zengin ülkesinde
bütünüyle kurulduğu bir evre hiç olmadı. İslâm toplumlarının
modernleşmesinde Kahire çoğu zaman İstanbul'un önünde seyretmiştir.
İslâm dünyasında ilk gazete Kahire'de çıkmış, Tahtavî gibi ilk modern
Müslüman aydınlar Mısır'da yeni fikirleri yaymaya girişmiştir. İlk
modern ordunun Mehmet Ali'nin ordusu olduğunu, ilk modern eğitim
kurumlarının İstanbul'dan önce Kahire'de açıldığını, ilk merkezî idarî,
malî ve adlî sistemin Mısır'da kurulmaya başlandığını vurgulayalım.
Modernleşme alanında Mısır'ın önceliği o kadar çarpıcıdır ki, II.
Mahmud'un Tanzimat'a kaynak teşkil eden reformlarının çoğunun ilham
kaynağı Mısır'dır. İki merkezin o tarihlerdeki bir ortak paydasını da
hatırlatalım. Bugün Mısır tarihinin en önemli ismi olarak benimsenen
Mehmet Ali, kendi halkıyla tercüman aracılığıyla konuşan, Türkçe'den
başka dil bilmeyen bir adamdır. Tarihimizin ilk demokrat-aydın
hareketine hamilik eden adam Mısır prensi Mustafa Fazıl Paşa'dır. Mısır,
İngiliz işgali altında iken de önceliğini sürdürmüştür. Abdülhamid
döneminde muhalefet ve düşünce merkezi Kahire olmuştur. Kahire'deki
Cemaleddin Afgani-Muhammed Abduh ekolü, Mehmet Akif'ten, Mehmet Emin
(Yurdakul) ve Ahmet Ağaoğlu'na kadar farklı meşrepteki birçok aydını
etkilemiştir. Yakın dönemde de Mısır'ın Türkiye'ye bir önceliği ve etki
alanı olmuştur. 27 Mayıs 1960 askerî darbesinin ilham kaynağı tamamıyla
Mısır'dır. Türkiye'deki askerî darbe geleneğinin yegane ilham kaynağının
Mısır olduğu gerçeğini mutlaka bilmemiz gerekir. Albay Nasır'ın "Genç
Subaylar" hareketi, 27 Mayıs cuntasının yapısında bile etkili olmuştur.
Mısır'da Genç Subaylar darbe yaptığında, rütbeleri düşük olduğu için
emekli olan General Necip'ten başlarına geçmelerini istemeleri gibi,
bizim Albaylar da Cemal Aga'yı imdada çağırmışlardır. Bizdeki darbe
geleneği Mısır kaynaklı; ama yine bizdeki dinî akımların Mısır'da çok
güçlü olan "İhvan-ı Müslimîn" hareketini örnek almadıkları ortada. Bu
karşılaştırmadan bir sonuç çıkıyor. Anayasayı yapanlar darbeyle iktidara
gelenler. Bizdekiler gibi gitmek yerine kalmayı tercih ettikleri için
Anayasa'ya "İslâm dini" ibaresini koyuyorlar. Bu nokta çok önemli. Mısır
anayasasının "şeriate bağlı" yapısı darbecilerin eseri, "İhvan-ı
Müslimîn"in değil. Mart ayında Mısır'da bizdekinden daha dar bir anayasa
tartışması ve referandum yaşandı. Referandum, özgürlükleri sınırlamak
için yapıldı. Her seçimde % 90'ın üzerinde oyla devlet başkanlığını
çeyrek asırdır sürdüren bir Mübarek yönetimi iş başında. Demokrasi çok
sınırlı ve kontrollü olarak biraz da Amerikan baskısı ile hayat buluyor.
Şimdi şu soruyu soralım: Mısır'daki "şeriat düzeni"ni Türkiye'den kim
ister? Bir Hüsnü Mübarek hayal eden seçkinler mi? Yoksa, özgürlük ve
hukuk talep eden mütedeyyin halk kitlesi mi? |