|

Şiir ve
Hayat*
Mustafa Özçelik
1.
Şiir, direnmenin ve karşı koymanın da adıdır. Çünkü şair, hayatla;
hayat, şairle asla barışık değildir. Olamazlar da... Bu nedenle hep
kavga vardır aralarında...
Şairin konuşmasıyla başlayan bu kavgada hayat, onu hep yenik düşürmek
ister. Şair ise direnir. Istıraplarla bilenir. Belalarla tanışır. Heva
ve heves üzere kendini biçimlendiren hayat, şairin sesinden sürekli
rahatsız olur.
Çünkü uyarıcıdır şairin sözleri...
Kimi kez, serinlik sunar yüreklere, kimi kez kurşuna dönüşür
kelimeleri...
Durmadan, en emin görünen yere, etrafındakilere bir avuç toprak serperek
girer. Bir gönüle girmenin heyecanını şairden başka en iyi kim bilebilir
ki... Bundandır ki, Hassan b. Sabit, onurlu bir örnektir şairin önünde.
Aşağılanmaya boyun eğmeyen, zulme karşı çıkan, sesini yükselten,
mazlumun yüreğine ümit, zaliminkine korku salan bir örnek...
Ne var ki, aykırı bir konuma tutsak oldu şairlerimiz. Şairi susan,
haykırmayan bir millet ne yapsa boşunadır. O zaman bir aldanışın ve
aldatışın sesi olur şiir.
O zaman şiir, hayata yenik düşmüş demektir.
2.
"Yürür rahmana doğru binler
Binler bilinir
Bedenleri kurşun bahçesidir...."
Bu mısralar, hayata karşı duran bir şaire, Mevlüt Ceylan'a ait. Şair,
zulme, aşkla, umutla, inançla karşı çıkmanın ülküsünü dile getiriyor.
Edip Gönenç'te de aynı tarzda şiirleri olan bir şair. Söyleyişleri
farklı olsa da söyledikleri aynı ikisinin de... Onda da Afganlı dile
geliyor ve şöyle diyor:
"Biz ki kurşunların yırttığı
Yahut zulmün sıyırdığı bir semada
Küfre başkaldırmanın erdemini
Sığınak eylemişiz vicdanımıza
Cephenin gerisinde
Yaşamayı kurşun gibi ağırlaştırmış
Hatıralar infilakı
Teselliye muhtaç bir dünyada
Külfettir
Kurşuna misal olan bakışlarımızı..."
3.
Şairlerimizin yüreklerinde yeni Endülüs acıları... Öyleyse şiir
konuşacak ve hayat susacak demektir.
4.
Burada konuya bir başka açıdan şöyle de bakabiliriz. Mesela kelimeleri,
kavramları konuşabilir, bizim için ne ifade ettiklerini, ne ifade
etmeleri gerektiğini sorgulayabiliriz.
Çünkü kelimelerle düşünüyor, konuşuyor ve yazıyoruz. Davranış ve
eylemlerimize biçim ve yön veren, muhteva kazandıran da onlardır.
Soralım şimdi, sanat, edebiyat, uygarlık, aşk, kin, demokrasi... Ne
ifade ediyor bu kelimeler bizim için?
Mesela, Bosnalı bir çocuğun dilinde "gündüz" ne anlama gelir, "gece" ne
demektir?
Çeçenistan'da evlerin balkonlarında hanımelleri açar mı?
Pazar filelerinde babalar ne taşırlar evlerine?
Gazeteler hangi haberleri yazar?
Fotoğraf makineleri, kameralar utanç duyarlar mı?
Sahi, Keşmir'de bir çocuk nasıl bakar ay'a, yıldızlara? Gülün
kırmızısını mı görür daha çok yoksa kanın kırmızısını mı?
Irmaklar yas tutar mı içinde taşıdıkları şehit cesetlerine?
Sabah ne zaman başlar, akşam ne zaman olur ? Aradan bir gün değil de
asırlar mı geçer?
Yıkılan sadece Mostar köprüsü müdür, evler, camiler midir ?
Bosnalı çocuğun şarkısı bize emanet.
Böylece hayat ve ölüm şiirleri ne anlama geliyor? Bir daha düşünelim.
Bakın ne diyor Bosnalı çocuk Erdem Beyazıt'ın diliyle:
"Ben Bosnalı çocuk: Müslümanlar!..
Size şarkımı emanet ediyorum
Bir de uçsuz denizlere akan nehrin
Sularına salıverdiğim ellerimi
Bileklerinden kesilmiş..."
*http://www.siraze.net/edebiyat/deneme3/siirhayat.htm |