|

Afganistan: NATO’nun Mezarı
Blätter für deutsche und internationale Politik, 08.2007
William Pfaff
Çev: Kamil Cengiz
NATO, Afganistan'da
muhtemelen kendi kabrini kazıyor; gerçi bu kabir zaten dolup taşmış.
Sovyetler Birliği daha önce burada gömüldü. Aynı şekilde Britanya
İmparatorluğu da burada yenilmişti. İstisnasız -ta Büyük İskender'e
kadar, başka işgalcilerin de kaderi farklı değildi; onun şansı İ.Ö. 3.
asırda Belucistan'ın ve Afganistan'ın kum çöllerinde eriyip gitti.
NATO -daha doğrusu: onun en sadık üye devletleri- Amerika'nın baskısıyla
ülkenin Hamid Karzai'nin başkanlığında yeniden imarı için Afganistan'a
gitti. Karzai, 2004'te Başkan olarak seçilmeden önce, Taliban'ın
Amerikalılar tarafından kovulmasından sonra meydana gelen geçici
hükümetin iki yıl başkanlığını yapmıştı. Şimdi Taliban, kendi ülkelerini
yeniden fethetmeye çalışıyor.
Bu işe katılan NATO hükümetlerinin içinde, Afganistan seferinin
boyutları ve siyasi karakteri konusunda ve sadece kendi askerlerinin
değil, fakat istemeyerek de olsa sivil halkın maruz kaldığı can
kayıpları konusunda ciddi rahatsızlıklar mevcut.
Hatta Başkan George W. Bush NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'i
müttefiklerden daha fazla gayret talep etmek, NATO katılımcıları
arasındaki sorumlulukların paylaşımı konusunda gitgide artan
anlaşmazlıkları ve Afganistan'taki eksik olan ilerlemeyi konuşmak için
kendi çiftliğine davet etti.
Son zikredilen noktanın özellikle önemi var. Yine bu savaş, ABD'nin
Taliban hükümetine yönelik Usame bin Ladin'i teslim etme konusunda
verdiği ültimatoma uymadığından onları cezalandırmak için ve ülkenin
tarihi ve sosyal verileri konusundaki koyu cehaleti ile içine girdiği
bir savaştı.
Taliban Afgan toplumunda yabancıların nüfuzuna karşı olan ve inancın
saflığını ve İslami hukuku yeniden tesis etmek için yola çıkmış radikal,
fundamentalist ve sosyal reaksiyoner dini bir harekettir. Ne Amerika'da
ne de başka bir yerde Taliban'ın Kabil'i fethettikleri 1996 yılından,
kovulduğu 2001 yılına kadar sergilediği faaliyetlere ilgi duyuldu.
Taliban, Afganistan ve Pakistan sınır bölgesindeki etnik çoğunluğu
teşkil eden Peştunlardan oluşuyor. Ve işte bu sebepten dolayı NATO
amaçlarına ulaşmakta zorlanıyor. Şu an 37.000 NATO askeri Afganistan'da
bulunuyor; bunların çoğu da hükümetlerinin talimatlarına göre silahlı
operasyonlara katılamazlar.
Ayrıca, Afganistan Irak'tan daha büyük. NATO birlikleri, sadece
Afganistan'da 12,5 milyon nüfusa sahip Peştun toplumunda kökü olan
dini-siyasi bir hareketi yıkmaya çalışıyorlar. Komşu Pakistan'da 28
milyon insan ve dünya çapında 40 ila 45 milyon Peştun bulunmaktadır. O
halde NATO'nun girişimi gülünç.
Fakat aynı zamanda da faydasız. Afganistan'ın kaderi hakkında -sonunda-
NATO değil Afganlılar karar verecekler. Onların askeri seferi akamete
uğrama aşamasında -ve işte bu nedenle Başkan Bush NATO Genel
Sekreteri'yle buluştu. Buluşmadan sonra her ikisi de ittifak içindeki
ülkelerin nasıl daha fazla asker gönderebilecekleri ve yeni
sorumluluklar alabilecekleri konusunda hem açık olmayan hem de yararsız
açıklamalarda bulundular. Çok azı, bu sözlere uyacak, belki de hiçbiri
uymayacak.
En sadıkların ayrılması
Eğilim, ters istikamete doğru; zira Avrupalılar başarısız bir misyona
yatırım yapmak istemiyorlar, her ne kadar Amerikalılar bunu yapsalar da
(dört seneden beri yaptıkları gibi).
Hatta İngiltere'deki sarsılmaz Atlantikçi Gordon Brown, Hollanda
hükümeti ve Almanya hükümeti Afganistan-misyonundan geri çekilme
sinyalleri veren ve sayısı giderek artan gurubun içinde yer
almaktadırlar.
Şimdi Washington'un Avrupa'daki en iyi dostu olan Nicolas Sarkozy,
Fransa'nın Afganistan-misyonuna yeni bir katkı sağlamasını 'önemli'
bulmadığını açıklamaktadır. Ve NATO'nun Amerikan Başkomutanı ittifakın
'değiştirilmiş taktiklere, tekniklere ve işlemlere' ihtiyacı olduğunu
söylemektedir. Bu aşamada bu hiç de güven verici bir hüküm değil.
Ben bu maceranın NATO'nun sonunun başlangıcı olabileceğini söyledim,
çünkü Avrupalı üyeler kağıt üzerinde eşit hakları olan bir savunma
ittifakının Amerikan dış politikasının yardımcı birliği haline
dönüştürülmesine müsaade ettiler - bir dış politika ki, 11 Eylül'den
sonra son derece yanlış dizayn edilmiş ve harap olmuş Irak'ta çöküşe
uğramaktadır.
NATO müttefiklerinin şimdi Amerika için yapabilecekleri en büyük iyilik,
nazikçe ve iyi gerekçelendirilmiş şekilde anti-terör savaşının askeri
operasyonlarındaki işbirliklerini bitirmeleridir.
ABD kendi yolunu düzeltme konusunda muhtemelen beceriksiz, hatta yeni
bir Başkan olsa bile. İleri gelen Başkan adayları konuştuklarında onları
dinlemek bile şunu anlamak için yeterli: Onlar da dünya çapında özelde
terörü yenmek genelde şerre karşı durma konusundaki Amerikan
müdahaleleri ideolojisinin büyüsü altındalar - her iki şerrin
birbirlerini katladıkları hakikatini görmezlikten gelerek. Muhtemelen
Avrupa, ABD'yi bu tehlikeden kurtaracak şoku gerçekleştirebilir. |