Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 345 | Eylül  2007

                   

 

 


                           

Hastalıklı Tahayyüller

Atasoy Müftüoğlu

İdeolojik akıl ve dil, ırkçı akıl ve dil korkulara hitap ediyor, vehimleri kışkırtıyor, yersiz korkular icat ediyor. İdeolojik ve ırkçı dil, her durumda yalnızca aşırı bir hoyratlığı yansıtıyor. İdeolojik akıl Türkiye'de sık sık yaşandığı üzere, ideolojik sadakat adına, her tür hukuksuzluğu normalleştirmeye çalınıyor. Irkçı akıl, bugünün dünyasında görüleceği üzere, her tür barbarlığı meşrulaştırmaya çalışıyor. İdeolojik akıl da, ırkçı akıl da, her zaman tek yanlı olarak faaliyet halindedir ve nesnellikten bütünüyle yoksundur. İdeolojik dil de, ırkçı dil de hür türlü kültürel derinlikten, ahlaki derinlikten mahrumdur. İdeolojik akıl, ırkçı akıl, saldırganlıkla, çatışma ve kutuplaşma ile kendisini kanıtlamaya çalışıyor. İdeolojik ve ırkçı aklı, insanlığın hiç bir sorunu ve hassasiyeti asla ilgilendirmiyor.
İdeolojik ve ırkçı dil uzlaşmaz karşıtlıklar geliştiriyor. İdeolojik ve ırkçı aklın, evrensel değerlerden, erdemlerden kesin bir sapmanın yansıması olduğunu görüyoruz. Tarihi kirleten ideolojik ve ırkçı akıl, yalnızca iktidar ve tahakküm hırslarını büyütüyor. Türkiye'de sık sık gördüğümüz gibi devlet, ideolojik ve ırkçı aklı putlaştırarak resmi ideolojinin tüm kavramlarını, toplumu baskılamak, susturmak, hizaya getirmek için bir araç olarak kullanıyor. İdeolojik ve ırkçı çıkar söz konusu olduğunda devlet, bütün evrensel anlam ve ölçütleri reddedebiliyor. İdeolojik mülahazalarla, bir halkın, toplumun, tarih ve uygarlık birikimi korkunç bir duyarsızlıkla, bir çırpıda sıfırlanabiliyor, yok sayılabiliyor.
Devletin putlaştırdığı kavramların ve seküler dünya görüşünün, toplumsal/siyasal/kültürel yozlaşmaya, bozulmaya, kirlenmeye, çürümeye karşı, ahlaksızlık ve hayasızlıklara karşı hiç bir güvencesi, önlemi ve önerisi yoktur. Seküler dünya görüşü ve hayat tarzı toplumların bütün ahlaki dayanaklarının birer birer çökmesi, sonucunu doğuruyor.
İmaj uygarlığı bütün toplumların içlerini boşaltıyor. Her toplumda kitlelerin zihinleri televizyon saldırıları yoluyla kirletiliyor. Her toplumda boğucu yabancılaşmalar yaşandığı için temel değerler ve ilkeler zaman dışı ilke ve değerler haline geliyor. Düşünmeyen, akletmeyen, fehmetmeyen, tartışmayan, sorgulamayan, artık yeter deyebilecek bir bilince sahip olmayan bireylerin ve toplumların, düşünce ve ifade özgürlüklerine ihtiyaç duymadıklarını görüyoruz. Gerçek kişilikler ve karakterler bağımsız bakış açılarına sahip olurlar. Hangi nedenle olursa olsun, bağımlı bakış açılarına mecbur olanlar, düşünme ihtiyacı duymazlar.
Günümüzde bir hurda yığınına dönmüş bulunan fanatik ve baskıcı ideolojik kalıplar/sloganlar, uğursuz bir propaganda makinesi tarafından ayakta tutulmak isteniyor. Hangi dünya görüşünü temsil ediyor olurlarsa olsunlar kendi vizyonlarını putlaştıranlar, kendi tekil doğruluklarından hiç şüphe etmeyenler, tüm toplumu tek bir kalıba girecek şekilde yapılandırmak isteyenler, hastalıklı tahayyüller içerisindedirler.
Bizler, Müslümanlar olarak, bugün, olumsuz değişimlerin dayanılmaz ve zalim gerçekliği karşısındayız. Akıl, ahlak ve mantık dışı, trafik ve bayağı süreçler karsısında eleştirel bir duruş gerçekleştiremiyoruz. Reaksiyonlar ve tepkilerden ibaret duygusallıklar hepimizi engelliyor. Reaksiyonlar ve tepkilerden çok, İslami bugünümüz ve geleceğiniz için özgür ve özgün çerçeveler oluşturmamız gerekiyor. Etnik ve yerel unsurlara/eğilimlere değil, aziz İslam Ümmetine hitap eden kapsayıcı bir söylem oluşturmamız gerekiyor. Kendi anlam ve değer sistemimizi, kendimize özgü kültürel içerikleri koruyarak, küresel pratikleri değerlendirmemiz, anlamamız gerekiyor. İnsanlığın, evrensel serüvenini ilgilendiren temel konular etrafında bir bilinç oluşturmamız, zihin yapılarının değişimini, bu konular etrafında şekillendirmemiz, hayati bir sorumluluk halini almıştır. Bunca insanlık sorunu, acısı, hüznü, trajedisi, dramı yaşanırken; kendi özel tutkularımızı, anılarımızı, düşlerimizi, özel hassasiyetlerimizi, tercihlerimizi yazamayız, konuşamayız. Asıl yazılması gerekenleri yazmalı, konuşmalıyız.
Gününüzde bireyler, semboller, klişeler, kalıplar, markalar, modalar peşinde koşuyor, düşünceler, bilgelikler ve erdemler peşinde değil. Bireysel hazların, ve ihtirasların sınırları yok. Özel hazların, tutkuların, tarzların ve paranın sarhoşluğu büyük bir değerler boşluğu oluşturuyor. Bedenler özgürleştikçe ruhlar, gönüller ve vicdanlar daha çok tutsak oluyor. Bireysel zenginleşme ve tatmin duyguları, gri, tekdüze ve yavan hayatlar oluşturuyor. Bu vadide boğucu yabancılaşmalarla karşılaşıyoruz. İslam toplulukları büyük ölçüde konformizmle/statükoculukla malûl olduğu için, direniş düşüncesini, direniş bilincini ve direniş hareketlerini gereği gibi paylaşmıyor. Amerika'nın, Avrupa'nın ve İsrail'in dayatmalarını kölece kabul eden, kişiliksiz piyonlar, yamaklar ve yardakçılar; aşağılık ve iğrenç işbirlikçiler; küresel sistemin "iyi çocukları" bir kez daha utanç verici ilişkiler için sistemin emrine girmiş bulunuyor. Amerikan emperyalizmi, İran'ın bölgesel etkisini, belirleyiciliğini ve hakimiyetini kırmak için, bölge ülkelerini bir kez daha silahlandırıyor.
Amerika'nın Ortadoğu'ya yönelik emperyalist/faşist/militarist kanlı girişimlerinin gerekçelerini büyük petrol şirketleri, büyük silah şirketleri, köktendinci kiliseler, Siyonist lobilerin ve Siyonist sermayenin telkinleri oluşturuyor, belirliyor. Amerika'nın, İsrail'le ilgili ideolojik tutumu devam ettiği sürece Ortadoğu'da kalıcı barışın mümkün olmayacağı anlaşılıyor. İslam dünyası toplumları için küresel sistem tarafından öngörülen/dayatılan gündeme kayıtsız kalamayız. Müslümanlar olarak, farkına varmadan çok geniş çaplı ve yoğun etkilere/güçlere maruz kalıyoruz. Hayatımıza, bize rağmen yön veren büyük güçler karşısında bir karar vermeliyiz. Özgün kültürlerin ahlaki/manevi özünü, ruhunu korumak üzere seçici bir küreselleşme anlayışı üzerinde konuşabilir, tartışabiliriz, Müslümanlar olarak, bugünün gereklerini karşılayabilecek bilinçli çerçevelere ihtiyacımız var. Başarı halinde olduğu gibi, başarısızlık durumunda da sorumlulukları üstlenebilmeliyiz. Gerektiğinde kendi kendimizi düzeltmenin yollarını bulmalı, sahip bulunduğumuz eski çerçeveleri yenileriyle ölçmeli, karşılaştırmalıyız. Alışkanlıklarına körü körüne bağlı olan bireyler gibi, toplumlar da yeni başlangıçlar yapamazlar.
Duruşumuzla, yürüyüşümüzle, kendimiz olduğumuzu kanıtlamalı, her durumda bir karakter güçlülüğüne sahip olmalıyız.
Her hangi bir etnisitenin diliyle değil, insanlığın evrensel diliyle konuşmalıyız.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...