|

Hastalıklı Tahayyüller
Atasoy Müftüoğlu
İdeolojik akıl ve dil, ırkçı akıl ve dil
korkulara hitap ediyor, vehimleri kışkırtıyor, yersiz korkular icat
ediyor. İdeolojik ve ırkçı dil, her durumda yalnızca aşırı bir
hoyratlığı yansıtıyor. İdeolojik akıl Türkiye'de sık sık yaşandığı
üzere, ideolojik sadakat adına, her tür hukuksuzluğu normalleştirmeye
çalınıyor. Irkçı akıl, bugünün dünyasında görüleceği üzere, her tür
barbarlığı meşrulaştırmaya çalışıyor. İdeolojik akıl da, ırkçı akıl da,
her zaman tek yanlı olarak faaliyet halindedir ve nesnellikten bütünüyle
yoksundur. İdeolojik dil de, ırkçı dil de hür türlü kültürel
derinlikten, ahlaki derinlikten mahrumdur. İdeolojik akıl, ırkçı akıl,
saldırganlıkla, çatışma ve kutuplaşma ile kendisini kanıtlamaya
çalışıyor. İdeolojik ve ırkçı aklı, insanlığın hiç bir sorunu ve
hassasiyeti asla ilgilendirmiyor.
İdeolojik ve ırkçı dil uzlaşmaz karşıtlıklar geliştiriyor. İdeolojik ve
ırkçı aklın, evrensel değerlerden, erdemlerden kesin bir sapmanın
yansıması olduğunu görüyoruz. Tarihi kirleten ideolojik ve ırkçı akıl,
yalnızca iktidar ve tahakküm hırslarını büyütüyor. Türkiye'de sık sık
gördüğümüz gibi devlet, ideolojik ve ırkçı aklı putlaştırarak resmi
ideolojinin tüm kavramlarını, toplumu baskılamak, susturmak, hizaya
getirmek için bir araç olarak kullanıyor. İdeolojik ve ırkçı çıkar söz
konusu olduğunda devlet, bütün evrensel anlam ve ölçütleri
reddedebiliyor. İdeolojik mülahazalarla, bir halkın, toplumun, tarih ve
uygarlık birikimi korkunç bir duyarsızlıkla, bir çırpıda
sıfırlanabiliyor, yok sayılabiliyor.
Devletin putlaştırdığı kavramların ve seküler dünya görüşünün,
toplumsal/siyasal/kültürel yozlaşmaya, bozulmaya, kirlenmeye, çürümeye
karşı, ahlaksızlık ve hayasızlıklara karşı hiç bir güvencesi, önlemi ve
önerisi yoktur. Seküler dünya görüşü ve hayat tarzı toplumların bütün
ahlaki dayanaklarının birer birer çökmesi, sonucunu doğuruyor.
İmaj uygarlığı bütün toplumların içlerini boşaltıyor. Her toplumda
kitlelerin zihinleri televizyon saldırıları yoluyla kirletiliyor. Her
toplumda boğucu yabancılaşmalar yaşandığı için temel değerler ve ilkeler
zaman dışı ilke ve değerler haline geliyor. Düşünmeyen, akletmeyen,
fehmetmeyen, tartışmayan, sorgulamayan, artık yeter deyebilecek bir
bilince sahip olmayan bireylerin ve toplumların, düşünce ve ifade
özgürlüklerine ihtiyaç duymadıklarını görüyoruz. Gerçek kişilikler ve
karakterler bağımsız bakış açılarına sahip olurlar. Hangi nedenle olursa
olsun, bağımlı bakış açılarına mecbur olanlar, düşünme ihtiyacı
duymazlar.
Günümüzde bir hurda yığınına dönmüş bulunan fanatik ve baskıcı ideolojik
kalıplar/sloganlar, uğursuz bir propaganda makinesi tarafından ayakta
tutulmak isteniyor. Hangi dünya görüşünü temsil ediyor olurlarsa
olsunlar kendi vizyonlarını putlaştıranlar, kendi tekil doğruluklarından
hiç şüphe etmeyenler, tüm toplumu tek bir kalıba girecek şekilde
yapılandırmak isteyenler, hastalıklı tahayyüller içerisindedirler.
Bizler, Müslümanlar olarak, bugün, olumsuz değişimlerin dayanılmaz ve
zalim gerçekliği karşısındayız. Akıl, ahlak ve mantık dışı, trafik ve
bayağı süreçler karsısında eleştirel bir duruş gerçekleştiremiyoruz.
Reaksiyonlar ve tepkilerden ibaret duygusallıklar hepimizi engelliyor.
Reaksiyonlar ve tepkilerden çok, İslami bugünümüz ve geleceğiniz için
özgür ve özgün çerçeveler oluşturmamız gerekiyor. Etnik ve yerel
unsurlara/eğilimlere değil, aziz İslam Ümmetine hitap eden kapsayıcı bir
söylem oluşturmamız gerekiyor. Kendi anlam ve değer sistemimizi,
kendimize özgü kültürel içerikleri koruyarak, küresel pratikleri
değerlendirmemiz, anlamamız gerekiyor. İnsanlığın, evrensel serüvenini
ilgilendiren temel konular etrafında bir bilinç oluşturmamız, zihin
yapılarının değişimini, bu konular etrafında şekillendirmemiz, hayati
bir sorumluluk halini almıştır. Bunca insanlık sorunu, acısı, hüznü,
trajedisi, dramı yaşanırken; kendi özel tutkularımızı, anılarımızı,
düşlerimizi, özel hassasiyetlerimizi, tercihlerimizi yazamayız,
konuşamayız. Asıl yazılması gerekenleri yazmalı, konuşmalıyız.
Gününüzde bireyler, semboller, klişeler, kalıplar, markalar, modalar
peşinde koşuyor, düşünceler, bilgelikler ve erdemler peşinde değil.
Bireysel hazların, ve ihtirasların sınırları yok. Özel hazların,
tutkuların, tarzların ve paranın sarhoşluğu büyük bir değerler boşluğu
oluşturuyor. Bedenler özgürleştikçe ruhlar, gönüller ve vicdanlar daha
çok tutsak oluyor. Bireysel zenginleşme ve tatmin duyguları, gri,
tekdüze ve yavan hayatlar oluşturuyor. Bu vadide boğucu
yabancılaşmalarla karşılaşıyoruz. İslam toplulukları büyük ölçüde
konformizmle/statükoculukla malûl olduğu için, direniş düşüncesini,
direniş bilincini ve direniş hareketlerini gereği gibi paylaşmıyor.
Amerika'nın, Avrupa'nın ve İsrail'in dayatmalarını kölece kabul eden,
kişiliksiz piyonlar, yamaklar ve yardakçılar; aşağılık ve iğrenç
işbirlikçiler; küresel sistemin "iyi çocukları" bir kez daha utanç
verici ilişkiler için sistemin emrine girmiş bulunuyor. Amerikan
emperyalizmi, İran'ın bölgesel etkisini, belirleyiciliğini ve
hakimiyetini kırmak için, bölge ülkelerini bir kez daha silahlandırıyor.
Amerika'nın Ortadoğu'ya yönelik emperyalist/faşist/militarist kanlı
girişimlerinin gerekçelerini büyük petrol şirketleri, büyük silah
şirketleri, köktendinci kiliseler, Siyonist lobilerin ve Siyonist
sermayenin telkinleri oluşturuyor, belirliyor. Amerika'nın, İsrail'le
ilgili ideolojik tutumu devam ettiği sürece Ortadoğu'da kalıcı barışın
mümkün olmayacağı anlaşılıyor. İslam dünyası toplumları için küresel
sistem tarafından öngörülen/dayatılan gündeme kayıtsız kalamayız.
Müslümanlar olarak, farkına varmadan çok geniş çaplı ve yoğun
etkilere/güçlere maruz kalıyoruz. Hayatımıza, bize rağmen yön veren
büyük güçler karşısında bir karar vermeliyiz. Özgün kültürlerin
ahlaki/manevi özünü, ruhunu korumak üzere seçici bir küreselleşme
anlayışı üzerinde konuşabilir, tartışabiliriz, Müslümanlar olarak,
bugünün gereklerini karşılayabilecek bilinçli çerçevelere ihtiyacımız
var. Başarı halinde olduğu gibi, başarısızlık durumunda da
sorumlulukları üstlenebilmeliyiz. Gerektiğinde kendi kendimizi
düzeltmenin yollarını bulmalı, sahip bulunduğumuz eski çerçeveleri
yenileriyle ölçmeli, karşılaştırmalıyız. Alışkanlıklarına körü körüne
bağlı olan bireyler gibi, toplumlar da yeni başlangıçlar yapamazlar.
Duruşumuzla, yürüyüşümüzle, kendimiz olduğumuzu kanıtlamalı, her durumda
bir karakter güçlülüğüne sahip olmalıyız.
Her hangi bir etnisitenin diliyle değil, insanlığın evrensel diliyle
konuşmalıyız. |