|

Bağımlı mıyız Yoksa Alışkan mı?
Aykut Akça*
Geçenlerde bir TV programında sigara bırakma konusu
işleniyordu. Soru yöneltilen kişi konuya alışkanlık ve bağımlılık
kelimelerinin anlamlarının ayrımından yola çıkarak giriş yapıyordu. Söze
sigaranın bir alışkanlık değil, bir bağımlılık olduğu tespiti ile
başlamıştı ki ben oradan koptum. Bu ikisi arasındaki farkı düşünmeye
başladım. Kendi adıma alışkanlıklarım ve bağımlılıklarım neler diye
düşünmeye başladım.
Yok konumuz sigara değil, hem zaten (elhamdülillah) hiç sigara
kullanmadım. Sigara benim ne alışkanlığım ne de bağımlılığım. Alışkanlık
kelimesi bir şeyi sürekli yapar olmak anlamına gelmektedir. Bu yapış
belli bir hesaba dayanmaksızın, bilinç gerekmeksizin veya bazen huy
haline gelmiş olmasından dolayı yapagelinen işler olarak karşımıza
çıkmaktadır. Terk edilmesi halinde sahibine fazlaca bir sıkıntı vermeyen
bir özelliğe sahiptir. Bağımlılıkta durum biraz değişiyor. Terk etmek
bir tarafa, geciktirilmesi bile sahibine çok derin sıkıntılar verir. Her
hangi bir zorunluluk yokken, her gün işe aynı yoldan gelmeyi,
alışkanlığa örnek verebiliriz. Bağımlılık ise, 90 dakikalık bir futbol
maçını izlemek için saatler öncesinden maçın oynanacağı stada koşup,
çocuklarının ekmek parasını dahi ortaya koyup karaborsadan maç bileti
alıp girilen maçta, saatlerce susmadan kendini paralarcasına bağırmak,
ardından desteklediğin takımın galibiyetini sabaha kadar kutlama
merasimlerinde bulunmayı zorunlu kılan duygunun adıdır bağımlılık. O
maça gidememek bir insana ne kadar ıstırap veriyorsa o kadar bağımlıdır
o insan. İşte tam da burası kendimize soru sormamız gereken yer. Peki
bizim alışkanlıklarımız neler? Hangi şeylerin bizde bağımlılık
derecesinde bir etkisi var, demeliyiz kendi kendimize. Bağlarımızı bir
gözden geçirelim. Bizde alışkanlık haline gelen şeylerin ciddiyetini bir
tartalım bakalım ne kadar da önemsiz işlere çok önemli vakitlerimizi
harcamışız. Nelere ne kadar da güçlü bağlarla bağlanmışız farkında
olmadan (ayaklarımızı bağladığımız için) doğrulara gidememişiz.
Kendimizle yüzleşmemiz gerek. Mesela, Medine sokaklarından seller gibi
akan içkileri hatırlayın, kaç kişinin bağımlılığıydı. İçkilerden
koparılan bağımlılıklar o kişileri nelere bağladı bir düşünelim.
İnsanın, doğası gereği alışkanlıkları ve bağımlılıkları olacak; bu kesin
ama iyi ve kötü ayrımını da göz ardı etmemek lazım. Alışkanlığın ve
bağımlılığın iyisine lafımız yok elbette. Ama konu din olunca, sadece
alışageldiğimiz için yaptığımız işlerden dolayı nasıl bir duruma
düştüğümüzü bir düşünelim. Kulluğumuzun en önemli ameli olan namazı ele
alalım mesela. Hani şu sahibini "kötülüklerden alıkoyan" namazı (Hadi
herkes kendine bir sorsun hele görelim, ne cevaplar vereceğimizi). Benim
namazım acaba beni kötülüklerden alıkoyabilir mu yoksa alışkanlıktan
dolayı kıldığımızı için otomatiğe alınmış bir Makine gibi başlayıp
kendiliğinden sona mı eriyor? Müslümanın olmazsa olmazlarından olan
namazın, sıradan bir alışkanlık boyutundan bilinçli bir bağ(ımlılık)a
dönüştürülmesi gerekir. Yalnız namaz değil tabii, dinin bütünü sağlam
bilgi ve samimi bir yaşam isteğiyle ele alınmalı, bağ kurulmalı. Tabir-i
caizse, bağımlılık oluşturulmalı.
İslam dinine ilk muhatap olan Efendimizi, etrafındaki o insanları
düşünelim. Yeni bir dine girdikleri için hemen her konudaki
alışkanlıklarını sorup İslam'a göre bir mahsuru var mı yok mu sancısını
çekiyorlardı. Ardından yeni girdikleri bu dinde kendilerini nelerin
bağladığı nelerde serbest bırakıldıklarını öğreniyorlardı. Bizler de
(sıradan ve ahiretimiz açısından bir şey ifade etmeyen)
alışkanlıklarımızdan (hesap günü kurtulmamıza vesile olacak)
bağımlılıklara terfi etmeliyiz. Kur'an'la, peygamberle olan
bağ(ımlılık)larımızı çok sıkı tutmalıyız. Cennetin yolu oradan geçiyor.
"Allah'ım! bizi dosdoğru olan o yoluna ilet."
• Aykut_akca@hotmail.com |