Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 345 | Eylül  2007

                   

 

 


                           

Bağımlı mıyız Yoksa Alışkan mı?

Aykut Akça*

Geçenlerde bir TV programında sigara bırakma konusu işleniyordu. Soru yöneltilen kişi konuya alışkanlık ve bağımlılık kelimelerinin anlamlarının ayrımından yola çıkarak giriş yapıyordu. Söze sigaranın bir alışkanlık değil, bir bağımlılık olduğu tespiti ile başlamıştı ki ben oradan koptum. Bu ikisi arasındaki farkı düşünmeye başladım. Kendi adıma alışkanlıklarım ve bağımlılıklarım neler diye düşünmeye başladım.
Yok konumuz sigara değil, hem zaten (elhamdülillah) hiç sigara kullanmadım. Sigara benim ne alışkanlığım ne de bağımlılığım. Alışkanlık kelimesi bir şeyi sürekli yapar olmak anlamına gelmektedir. Bu yapış belli bir hesaba dayanmaksızın, bilinç gerekmeksizin veya bazen huy haline gelmiş olmasından dolayı yapagelinen işler olarak karşımıza çıkmaktadır. Terk edilmesi halinde sahibine fazlaca bir sıkıntı vermeyen bir özelliğe sahiptir. Bağımlılıkta durum biraz değişiyor. Terk etmek bir tarafa, geciktirilmesi bile sahibine çok derin sıkıntılar verir. Her hangi bir zorunluluk yokken, her gün işe aynı yoldan gelmeyi, alışkanlığa örnek verebiliriz. Bağımlılık ise, 90 dakikalık bir futbol maçını izlemek için saatler öncesinden maçın oynanacağı stada koşup, çocuklarının ekmek parasını dahi ortaya koyup karaborsadan maç bileti alıp girilen maçta, saatlerce susmadan kendini paralarcasına bağırmak, ardından desteklediğin takımın galibiyetini sabaha kadar kutlama merasimlerinde bulunmayı zorunlu kılan duygunun adıdır bağımlılık. O maça gidememek bir insana ne kadar ıstırap veriyorsa o kadar bağımlıdır o insan. İşte tam da burası kendimize soru sormamız gereken yer. Peki bizim alışkanlıklarımız neler? Hangi şeylerin bizde bağımlılık derecesinde bir etkisi var, demeliyiz kendi kendimize. Bağlarımızı bir gözden geçirelim. Bizde alışkanlık haline gelen şeylerin ciddiyetini bir tartalım bakalım ne kadar da önemsiz işlere çok önemli vakitlerimizi harcamışız. Nelere ne kadar da güçlü bağlarla bağlanmışız farkında olmadan (ayaklarımızı bağladığımız için) doğrulara gidememişiz.
Kendimizle yüzleşmemiz gerek. Mesela, Medine sokaklarından seller gibi akan içkileri hatırlayın, kaç kişinin bağımlılığıydı. İçkilerden koparılan bağımlılıklar o kişileri nelere bağladı bir düşünelim. İnsanın, doğası gereği alışkanlıkları ve bağımlılıkları olacak; bu kesin ama iyi ve kötü ayrımını da göz ardı etmemek lazım. Alışkanlığın ve bağımlılığın iyisine lafımız yok elbette. Ama konu din olunca, sadece alışageldiğimiz için yaptığımız işlerden dolayı nasıl bir duruma düştüğümüzü bir düşünelim. Kulluğumuzun en önemli ameli olan namazı ele alalım mesela. Hani şu sahibini "kötülüklerden alıkoyan" namazı (Hadi herkes kendine bir sorsun hele görelim, ne cevaplar vereceğimizi). Benim namazım acaba beni kötülüklerden alıkoyabilir mu yoksa alışkanlıktan dolayı kıldığımızı için otomatiğe alınmış bir Makine gibi başlayıp kendiliğinden sona mı eriyor? Müslümanın olmazsa olmazlarından olan namazın, sıradan bir alışkanlık boyutundan bilinçli bir bağ(ımlılık)a dönüştürülmesi gerekir. Yalnız namaz değil tabii, dinin bütünü sağlam bilgi ve samimi bir yaşam isteğiyle ele alınmalı, bağ kurulmalı. Tabir-i caizse, bağımlılık oluşturulmalı.
İslam dinine ilk muhatap olan Efendimizi, etrafındaki o insanları düşünelim. Yeni bir dine girdikleri için hemen her konudaki alışkanlıklarını sorup İslam'a göre bir mahsuru var mı yok mu sancısını çekiyorlardı. Ardından yeni girdikleri bu dinde kendilerini nelerin bağladığı nelerde serbest bırakıldıklarını öğreniyorlardı. Bizler de (sıradan ve ahiretimiz açısından bir şey ifade etmeyen) alışkanlıklarımızdan (hesap günü kurtulmamıza vesile olacak) bağımlılıklara terfi etmeliyiz. Kur'an'la, peygamberle olan bağ(ımlılık)larımızı çok sıkı tutmalıyız. Cennetin yolu oradan geçiyor. "Allah'ım! bizi dosdoğru olan o yoluna ilet."
• Aykut_akca@hotmail.com

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...