|

Makbule Atatürk
Engin Ardıç/18.08.2007/Akşam
Atatürk'ün
bir üvey babası ve üvey kardeşleri olduğunu yazdığım zaman kıyametler
kopmuştu...
Tepkiler küfür düzeyinde kaldılar (yaşlı bir kurt bana "sapık" dedi),
kimse başka hiçbir şey yapamadı, çünkü yazdığım gerçekti.
Bu son derece basit, önemsiz, sıradan gerçek, Atatürk'ü "gökten inmiş
bir uzaylı" gibi görmek ve göstermek isteyenleri çok sıkıntıya
sokuyordu...
Dahasını da söyleyeyim... Atatürk'ün, çok küçük yaşta ölmüş üç kardeşi,
üç öz kardeşi daha vardır: Bir ablası, Fatma, iki de ağabeyi, Ömer ve
Ahmet!... Fatma veremden, diğerleri su çiçeğinden ölmüşler.
Tepkiler hem "putlaştırma" gerçeğini doğruladılar, hem de "yüzde 46.6
olayını" açıkladılar.
Atatürkçü geçinen bazı ahmaklar bu kafada gittikleri sürece, o yüzde var
ya o yüzde... Seksene de çıkar.
Bugünlerde bir Latife Hanım tartışmasıdır gidiyor, aykırı adamım ya,
benim de aklıma hanımlardan Makbule Hanım geldi.
Hani şu, Atatürk'ün, çocukluğunda çiftlikte birlikte kargaları
kovaladığı kızkardeşi... Atatürk'ten altı yaş küçük.
Makbule Hanım, tarihten silinmek, unutturulmak istenmiş bir hanımdır.
(Dan Brown okuyucuları, Mecdelli Meryem'i hatırlayınız!)
Çünkü Büyük Kurtarıcı'nın "sıradan ölümlüler gibi bir kızkardeşinin
olması" fikri, faşistleri rahatsız ediyordu... Üstelik Makbule Hanım,
1930 yılında ağabeyinin, kimine göre emirleri, kimine göre telkinleri
sonucu Serbest Fırka'ya girmişti, bu da ayrı bir rahatsızlık
nedeniydi...
Makbule Hanım, 1934 yılında "Atadan" soyadını aldı. Akla yakın ve doğal
olan, onun da Atatürk soyadını alması değil miydi? Kızkardeşiydi yahu,
öz be öz, ana bir baba bir kızkardeşi!
Fakat hayır, hiçkimse, öz kızkardeşi bile onunla aynı soyadını alamazdı,
onun yüceliğine ortak olamazdı...
Peki, Atatürk Latife Hanım'dan soyadı kanunundan dokuz yıl önce
boşanmamış olsaydı, Atatürk'ü kıskıvrak çembere almış, onun adına
olmadık dümenleri çeviren faşistler ne halt edeceklerdi?
Aynı gerekçeyle, Atatürk'ün nikâhlı eşine de "aynı olmayan ama
çağrıştıran bir soyadı" mı uyduracaklardı?
"Atanınki" falan gibi?... Ya da, Latife Uşaklıgil Ataeş... Latife
Uşşakizade Atayarısı...
1934 yılında Zübeyde Hanım hayatta olsaydı ona ne diyeceklerdi, "Ataana"
falan mı?
Ayrıca Makbule Hanım niçin "Atadan" oluyormuş? Soyadının, ille değişik
olması gerekiyorsa, "Alirızadan" olması daha akla yakın değil midir?
Neyse ki hemen ertesi yıl Makbule Hanım, Mecdi Boysan'la evlendi ve
Makbule Boysan oldu, konu kapanıverdi.
Benim aklıma takılan bir başka mesele daha var...
Atatürk'ün Latife Hanım'dan bir oğlu olsaydı, Recep Peker ve İsmet
İnönü, Türk faşizminin bu iki mümtaz şahsiyeti ne yapacaklardı?
Atatürk'ün muhayyel oğluna Ahmet, Mehmet gibi bir isim yakıştıramıyorum.
Ben olsam "Bozkurt" koyardım.
Bozkurt Atatürk!
Ama olamazdı değil mi, kızkardeşi taşıyamadığı gibi, Atatürk'ün öz oğlu
da bu soyadına layık görülemezdi. Sonra, neme lazım, "hanedanlık
manedanlık" çıkardı. (Ama Erdal İnönü, İsmet İnönü "postuna"
geçebiliyor, orada bir sakınca yok.)
O zaman... Atasoy mesela!... Mustafa Kemal Atatürk'ün oğlu Ertürk
Bozkurt Atasoy!
Eh, soyadı "kanunla verilirse" böyle olur. 1934 yılında birbirine dargın
olan kardeşlerin de apayrı soyadları "aldıkları" görülmemiş midir?
Rahmetli büyükbabam Ergün soyadını istemiş, nüfus memuru "o alındı"
deyince sinirlenmiş, "peki o zaman sırada ne varsa ver gitsin" demiş,
sırada da Ardıç varmış... Büyükbabam nüfus dairesine belki de bir saat
önce gitmiş olsa, bu yazıyı Engin Ergün imzasıyla okuyacaktınız!
Yani bendeniz öyle "Ardıçîzadelerden" falan değilim.
Ayrıca ne yapayım, büyük yazarlar hükümetle cumhurbaşkanıyla
uğraşıyorlar, bendeniz küçük yazar olduğum için kafamı buna benzer
konulara takıyorum. |