|

Takoz
Laiklik Biterken
Emre Aktöz/26.08.2007/Sabah
Prof. Ergun Özbudun ve arkadaşlarının hazırladığı yeni anayasa
taslağında, üniversitelerle ilgili olarak... Ya: " Kimse eğitim ve
öğrenim hakkından kılık kıyafeti nedeniyle alıkonamaz "... Ya da: "
Eğitim öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir " yazacakmış.
Her iki halde de başı örtülü kızlar yüksek öğretime devam edebilecek;
bugün örneklerini gördüğümüz, " peruk " filan takarak, yasağın
arkasından dolanma çabasına gerek kalmayacak.
Peki sorunlar bitecek mi? Yani yasanın değişmesi, gündelik hayattaki
ilişkileri nasıl etkileyecek?
Hatırlarsanız cuma günü burada Türkiye'nin kapitalist modernleşmenin
çekim alanına girdiğini... Bazı türbanlı kızların evlenecek erkek
bulmakta zorlandıklarını... Çünkü "Kapitalist şirket ilişkilerinin ve
popüler kültürün, eşi türbanlı bir erkeğe ' ikbal' değil ' sorun' vaat"
ettiğini yazdım.
Bu konuya ilişkin çok sayıda mesaj geldi.
Bazı okurlar ne dediğimi pek anlamamış. Bazısı ise gayet iyi anladığını
kendi hayatlarından verdikleri somut örneklerle gösteriyordu.
Mesela bir kadın okurumuz üniversite mezunu bir türbanlı olduğunu ve
evlenmekte hiçbir zorluk çekmediğini belirtiyordu.
Eğer öyleyse, yani eşiyle mutlu mesut yaşıyorsa aslında bana mesaj
göndermesine gerek yoktu. Çünkü biz burada tek tek bireyleri değil,
toplumsal bir meseleyi ele almaya çalışıyorduk.
İkincisi, bizim konumuz " türban ve evlilik " değil, türbanlı kızlarla
evlenmek istemeyen dindar gençlerin sosyolojik açıdan niye böyle bir
tercih yaptıklarıydı.
Dediğim gibi olayı gayet iyi kavrayan bir okurumuz ise şöyle diyordu:
"Bugünün kapitalist ( sözde modern ) şirketlerinde, ' şirket kültürü'
adı altında gizli kriterler manzumesi var. Eğer bir çalışan bu
kriterlere uymuyorsa o şirkette kariyer yapması mümkün değil. Böyle bir
şirkette ( okurumuz burada Almanya kökenli bir otomotiv şirketinin adını
veriyor ) çalışan biri olarak, bu durum tecrübeyle sabittir. Bu şirkette
muhafazakar insanlar, ehliyet sahibi olmalarına rağmen kariyer
planlamasında maalesef dikkate alınmazlar. Bu uygulamadan mağdur olan,
ya bu yüzden şirketten ayrılan ya da bu durumu sineye çeken birçok kişi
vardır." Bir yandan Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olması, diğer yanda
türbanlı kızların üniversiteye gidebilmeleri toplumun geniş bir
kesiminde rahatlamaya yol açacaktır.
" Bize zenci muamelesi yapıyorlar " söylemi gücünü yitirecek ve giderek
marjinalleşecek.
Öte yandan bürokrasiye ve yasalara yaslanan " çağdaşlaşma dayatması " da
katılığını kaybedecek. " Ilımlı laiklik " yorumu, " takoz laikliğe "
galebe çalacak.
Türbanlı kadınların devletle ilişkilerindeki sorunlar bitmese de
hafifleyecek ama gündelik hayattaki meseleler, okurumuzun gönderdiği
mesajda işaret ettiği gibi sürecek.
Okurumuz " sözde modern " diyor ama modernleşme dediğimiz süreç zaten
böyle bir şey.
Kemalist çağdaşlaşma, " uyulması gereken " bir modeldi ve hemen her
"model" gibi " yazıya " dökülebilir " kurallar " toplamıydı. Kanunlarda,
yönetmeliklerde ve " doğru yaşayış ve davranış biçimini " anlatan
çeşitli yazılarda ifadesini buluyordu.
Kapitalist modernleşme ise bir model ya da bir " kalıp " değil. İnsanlar
arasındaki karmaşık ilişkilerle ve onların sürekli yorumlanmasıyla
işliyor.
Basit bir örnek vereyim: Zeki Triko gibi mayo-bikini üreten bir
şirketin, ürünlerini pazarlamak için türbanlı kızları istihdam ettiğini
düşünebilir misiniz?
Burada 'sorunu' yaratan şirketin sahibi Zeki Başesgioğlu'nun
ideolojik-siyasi tercihleri değil.
Patron kim olursa olsun; kar maksimizasyonuna yönelik pazarlama
teknikleri, imajlar ve popüler kültür tersini emrediyor. Ürün ile
pazarlamacısı arasında bir bütünlük, bir devamlılık şart.
Smokin satan hangi mağazada; blucin giymiş, kulağı küpeli, uzun saçlı,
hafif hergele görünüşlü tezgahtarlar çalışıyor? Hiçbirinde!
|