|

Türbanı Modernleştirmek Maskaralıktır!
Mine Şenocaklı/ 27.08.2007/Vatan
Bir
insan ya oruç tutar ya tutmaz, ya kapanır ya kapanmaz. Dinde taviz
vermek olmaz, kim ne der diye!
KAPANDIĞI İÇİN ÜNİVERSİTEDEKİ GÖREVİNİ BIRAKAN PROF. ÜMİT MERİÇ:
Hayrünnisa Hanım, böyle bir maskaralığa asla prim vermez. Oruç tutmaya
niyet ediyorum. Ama susayınca da su içeceğim. Olur mu? Bir insan ya oruç
tutar ya tutmaz, ya kapanır ya kapanmaz. Dinde taviz vermek olmaz, kim
ne der diye!
28 Ağustos günü, Türkiye için bir milat olacak. Buna milat demek ne
kadar yerinde olur tartışılır gerçi, ama ilk kez bir türbanlı
cumhurbaşkanı eşi karşılayacak konukları Çankaya Köşkü'nde... Kimine
göre cumhurbaşkanlığı çelikten gömlek, ister eşi türbanlı olsun, ister
açık, cumhurbaşkanı hep sistemi savunmak zorunda. Dolayısıyla türban
sadece ayrıntı. Kimine göreyse türbanlı bir cumhurbaşkanı eşi,
Türkiye'de müthiş bir toplumsal-kültürel değişimin sembolü... Öyle ya da
böyle, Türkiye'nin gündemindeki en önemli sorun bu ve büyük olasılıkla
yedi yıl boyunca da bu olacak.
Kişisel tarihini benzer bir şekilde yaşamış, çok sevdiği mesleğini
inançları için bir kenara itmiş, aynı zamanda sosyolog bir hanımla bu
konuyu konuşmak, meseleyi anlamak açısından manidar olur diye düşündüm.
Türkiye'de sosyolojiye yerli bir nefes vermiş, ünlü düşünür Cemil
Meriç'in kızı Prof. Ümit Meriç'in evinin yolunu tuttum. Çankaya'nın
türbanını konuşmak için...
İntihar edecekti!
30 yaşında, intihar etmeyi düşündüğü bir gecenin sabahı duyduğu ezan
sesiyle ilk namazını kılan Prof. Meriç, hayatının derin karanlığından
böyle çıkmış aydınlığa... Hemen beş vakit namaza başlamış, oruç tutmaya
da... Onu her şeyin simsiyah göründüğü bir kimlik bunalımı içinden çekip
çıkaran Allah'ın kulu olduğunu anlaması olmuş...
Meriç'in hayatındaki ilk dönüm noktası bu... Bir diğeri ise sadece onu
değil, hepimizi iliğimize kadar titreten Marmara Depremi... Bu kez,
Allah'ın celalinin onda uyandırdığı 'korkuyla karışık hürmet' hayatını
adadığı mesleğini bırakmasını getirmiş. Başka çaresi olmadığından... O
gecenin sabahı kapanma kararı almış Meriç, artık profesörlük yapma
şansının kalmadığını bile bile... Hemen vermiş istifasını İstanbul
Üniversitesi'ne, girmiş tesettüre... Tesettür ruhunu daha da
aydınlatmış, bir burukluk kalsa da öğrencilerinden kopmuş olmaktan...
"Önce Allah'ın kuluyum, sonra hoca" diyor hâlâ...
Baş örtüsü bir inanç meselesi akılla ilgisi yok!
Kuran'da sizinki gibi kapanın deniyor mu?
Deniyor. Buna hiç şüphe yok. Nur Suresi'nin 31'inci ayetini okursanız
tam ifadesini görürsünüz. Bunun şakası yok. Başını örtmek Müslüman kadın
için Allah'ın emridir. Bunlar tartışılacak konular değil. Uygularsınız
ya da uygulamazsınız. Kuran-ı Kerim'in, Allah'ın bize peygamberimiz
vasıtasıyla gönderdiği bir metin olduğuna inanıyor musunuz? Yanıtınız
'evet' ise mesele yok. Açıp bakarsınız... (Bir Kuran getirip, okuyor)
"İnanan kadınlara söyle... Cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar ve
bunun için baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar..." Son derece
açık.
Burada türbanın tarifi yok ama...
Türban demeyiniz çok yanlış. Baş örtüsü...
Neden türban demek yanlış?
Vakko'nun türbanı var. Boynu açıkta bırakıyor ve arkadan saçları içine
topluyor... Türban o, benimkisi değil.
Türkiye'de benim gibi pek çok kişinin türbandan anladığı ise sizinki
gibi bir örtüş şekli. Bir de benim annemin örttüğü gibi, saçların
gözüktüğü baş örtüsü var...
Doğrusu o değil... İslamiyet dini yeni gelmedi. 14 yüz yıldır
uygulanıyor. Baş örtüsü sadece islamiyette de yok. Allah'ın bütün
kitaplarında var. Yahudilik'te de kadınların başını örtmesi var,
Hıristiyanlık'ta da... Batılı bütün büyük ressamların eserlerinde Meryem
Ana'nın başı örtülüdür. Dindarlığın bir alameti olarak baş örtüsü var.
Gidin ayin zamanı Samatya'daki Sulu Manastır'a, kadınların başı hep
örtülüdür.
Bir tanım karmaşası var...
Hayır, yok. Saçınızı ve boynunuzu tümüyle kapatacaksınız.
İran'da da zorla baş örtme var, ona da fevkalade karşıyım
İran'da Müslüman kadınların saçları gözüküyor. Yani saçının bir teli
bile gözükmeyecek şekilde kapanmıyor onlar...
Bir aslı vardır, bir de uygulaması... Saçın teli gözükmeyecek.
Ama Kuran'da da böyle bir tarif yok...
Saçınızın teli tabiri yok. Ama örteceksiniz.
İranlı kadın dini vecibesini yerine getirmiş olmuyor mu peki?
Onun kararını Cenab-ı Hakk verir. Ama onun da ilk soracağı sorunun bu
olacağını hiç zannetmiyorum. Şuna da fevkalade karşıyım; İran'da da
zorla baş örtme var.
Peki 'Neden örtünmedin?' sorusu sonuncu sıralarda mıdır sizce?
Hayır. Ama benim için, bir insanın başını örtmesinden sabah namazını
vaktinde kılması daha önemlidir mesela. Benim kanaatim bu.
Baş örtüsü bir simge mi?
Baş örtüsünün simge olması ayıp bir şey değil. Miss Bush'un tayyör
giymesi ne kadar tabii ise, Hayrünnisa Gül'ün de Müslüman olması
hasebiyle başını örtmesi o kadar tabii bir şeydir. Bu şahsi bir
tercihtir. Hiç kimsenin karışmaya hakkı yoktur.
Aslında Hayrünnisa Gül'ün türbanının bu kadar tartışılıyor olmasının
sebebi Abdullah Gül'ün siyasi geçmişi. Milli Görüş'le olan
bağlantıları... Yoksa başka bir cumhurbaşkanı adayının türbanlı eşi için
bu kadar konuşulmazdı...
Bu tartışmalara giremem. Ama Çankaya'ya çıkıyor diye de türbanı
modernleştirmek olmaz. Bu kimliksizleştirmektir. Hayrünnisa Hanım'ın da,
bir Müslüman hanımefendi olarak böyle bir şey yapacağını asla düşünmem.
Müslüman bir kadın başını bu şekilde örter.
Hayrünnisa Gül, böyle olduğu için güzel ve makbul
Yani türbanını modernleştirerek çıkmaz Çankaya'ya?
Hayır. Hayrünnisa Gül, böyle olduğu için çok güzeldir, çok makbuldür.
Kişiliklidir. İslamın güzelliğini temsile yetkindir. Ben böyle
kalacağından da eminim.
Türbanın modernleştirilmesi Çankaya'da bir takiyye midir?
Hayır. Türbanın takiyyesi olmaz. Hayrünnisa Gül böyle bir şeye
kesinlikle tenezzül etmez.
Peki ya peruk?
Peruk da, modernleştirme gibi maskaralıktan ibarettir. Bu konularda
taviz olmaz. Ben oruç tutmaya niyet ediyorum ama susadığım zaman da su
içeceğim. Olur mu? Eğer başınızı örtmeye ve Allah'ın bir emrini yerine
getirmeye karar verdiyseniz bunu uygularsınız. Tek yargı merci Cenab-ı
Hakk'tır. Siz de bir kul olarak bu kararı bütünüyle uygularsınız. Dinde
taviz olmaz, kim ne der olmaz!
O zaman perukla üniversiteye gitmeye de karşısınız...
Ben üniversiteden, eğitim görürken ayrılmadım. Profesörlükten ayrıldım,
baş örtüsü nedeniyle. Ben mesleğimi terk ettim. Evet emeklilik maaşımı
aldım. Ekonomik bir sorunum olmadı. Ama kim benim üniversitede
öğrencilerime yeni öğrendiğim şeyleri anlatırken duyduğum lezzeti
elimden alma hakkına sahip olabilir? Ben çok sevdiğim mesleğimi terk
ettim. Çünkü kapanma kararı aldım. Allah'a bir söz verdim. Ben önce bir
kulum, sonra profesörüm. Önce kul olduğum için profesörlüğü terk ettim.
Profesörlük benim dünyevi mevkimdir, kulluk ise ezeli! Profesörlüğüm bu
dünyada bitecektir. Ama kulluğum son nefesimi verdiğim andan sonra da
devam edecektir.
Eğer serbest olursa baş örtüsü daha az takılır diyebiliriz
Ama bir dönem başı örtülü öğrencilerinize 'Gerekirse başınızı
açabilirsiniz' demiştiniz...
9 Kasım 1998'di... Fakültenin önüne geldim. Baktım bir sürü polis, başı
örtülü öğrencilerin etrafını sarmış, içeri sokmuyor... Kızlardan biri,
'Hocam bizi içeri almıyorlar' dedi. Düşünün ben hocayım, o talebe. Ben
onun annesi gibiyim. Hangi anne çocuğunun mağdur olmasını ister. "Bakın
çocuklar" dedim, "Başınızı Allah'ın emri olduğu için örtüyorsunuz. Ama
Allah'ın bir başka emri daha var. O da, beşikten mezara kadar ilim
tahsilinin farz olduğu. Cenab-ı Hakk, bize hep 'Niçin aklınızı
kullanmıyorsunuz?' diye hitap eder. Akıl da ilimle gelişir. Siz de ilim
için buraya geliyorsunuz. O zaman bu iki farzdan birini tercih etmeniz
lazım. Ama bu kararın sorumluluğunu ben üzerime alamam." Şunu
söyleyeyim, bu kadar insanın haklarına aykırı bir karara karşı Allah'ın
bir emrini yerine getirerek üniversiteye gitmemeleri bence çok
şahsiyetli bir duruştur. Allah'ın emirlerini kulların emirlerine tercih
etmektir. Dolayısıyla tebriğe şayan bir tavırdır.
Profesörlüğü değil, Allah'ın kulu olmayı tercih ettim
Türbanın da modası var mı?
Yok. Ama kimisi içine bant takıyor, kimisi takmıyor. Benim alın şeklim
takmayı gerektiriyor. Bazıları kare eşarp kullanıyor, ben dikdörtgen
eşarp kullanıyorum. Bu herkesin kendi şahsi tercihi. Mesela ben çok
renkli eşarp kullanıyorum. Allah güzeldir ve güzeli sever. Müslüman
olmak demek pejmurdelik, sıradanlık demek değildir ki! Tam tersine
Allah'ın izzetini en güzel şekilde temsil etmektir. Bir müslümanın son
derece şık, bakımlı olması gerekir. Tabii, israfa kaçmadan... Mesela
benim dolabım çok zengin değildir. Eğer yeni bir şey alırsam,
kullanmadığımı hemen başkasına veririm. Ama kızımın dolabı öyle değil.
Bakmaya utanıyorum. 'Hazal bunun hesabını nasıl vereceğiz?' diyorum.
60-70 tane bluzu var. Müslüman'ın en hayırlısı ortada, vasat olanıdır.
Yani hem şık, temiz, bakımlı olacaksınız, hem de müsrif olmayacaksınız.
Benim dolabımda on taneden fazla elbisem yoktur. Çünkü fazlasına hakkım
yok... Bazı şeylerin zekatını verememek korkusuna kapılıyorum. Mesela,
yeni ev alacağım inşallah. Harem'de bir eve gittim. Kınalı'dan
Dolmabahçe Sarayı'na kadar İstanbul ayaklarınızın altında. Baktım ve
gözlerimi önüme eğdim. Dedim ki, 'Ben param yetse de bunu istemem.' Ben
bu güzelliğin zekatını veremem çünkü. Benim oraya her gün 40 misafir
çağırmam lazım. Bunu başkalarıyla paylaşmam lazım. Bazı şeyler para
meselesi de değil. İnsanlarla mutlaka paylaşmak mecburiyetindesiniz.
Cip kullanan baş örtülü kadınlar beni çok rahatsız ediyor
Sadece baş örterek Müslüman olunmuyor değil mi?
Çok hassas, çok zor bir şey Müslüman olmak. Ben MÜSİAD'ın Yüksek
İstişare Heyeti'ndeydim. Orada bir konuşma yaptım ve dedim ki, "Beni en
çok rahatsız eden, cip direksiyonundaki başı örtülü hanımlar." Niye
dediler? "Bir Müslüman'ın bu kadar aç insanın olduğu, kadınların bir ay
iğne oyası yapıp 60 milyon kazandığı bir ülkede, bilmem kaç milyarlık
cipin tepesinde dolaşmaya hakkı yok... Bir insan olarak muhakkak bir
araba alınabilir. Ama bir cip? Bir Müslüman'ın cipe yatıracak parası
olmamalı. Parası o kadar çoksa, gitsin İstanbul'un fakir semtlerine, ara
sokaklarda dolaşsın, bakkallardaki o ekmek borçları nedeniyle kabarmış
olan hesapları ödesin" dedim. Ve emin olun, bunu duyan çok zengin bir
işadamının hanımı, cipini satmış ve bakkal, bakkal dolaşıp yoksulların
hesaplarını kapatmış. Müslümanlık bu kardeşim! Yani, "Vakko eşarp mı
alayım, yoksa Versace mi?" tartışması değil.
Babasının gören gözü oldu
Annesi kendi deyimiyle Çalıkuşları'ndan biri... Yani Cumhuriyet'in ilk
yıllarında hayatını Anadolu'yu eğitmeye adamış idealist Türk
kadınlarından... Tarih-coğrafya öğretmeni Fevziye Hanım... Babası, bu
topraklardan beslenmiş, Türkiye'yi kendi dinamikleriyle anlamaya çalışan
bir düşünür... Sosyolog Cemil Meriç... 38 yaşında gözlerini kaybetmiş,
ama sonra daha da iyi görmeye başlamış. Çünkü sosyoloji sadece
okuduğunuz teorilerle hayatı anlamak değil, halkın gönül gözüyle de
görebilmeyi gerektirir... Cemil Meriç, gönül gözüyle görmüş, kızı onun
gören gözü olmuş... Ümit Meriç gazeteleri, kitapları okumuş, o
dinlemiş... Sonra o söylemiş, kızı yazmış... "Bu Ülke", "Bir Dünyanın
Eşiğinde", "Jurnal", "Mağaradakiler" ve daha pek çok eser böyle ortaya
çıkmış...
Gardırop Müslümanlığı icat ettik
Keşke bütün Müslüman hanımlar sizin gibi düşünse...
Maalesef hep şekil... Gardırop Atatürkçülüğü gibi, gardırop Müslümanlığı
icat ettik. Nasıl ki, Atatürkçülüğü kıyafete indirgeyen bir Atatürkçü
kesim varsa, İslamiyeti de kıyafet üzerinden tartışan bir islami kesim
var. Bizim bu şekilleri kırıp ruha nüfuz etmemiz lazım. Allah'ın kulu
olduğumuzu, ölümlü olduğumuzu idrak etmemiz, bütün mahlûkata şevkat,
sevgi ve saygı duymamız lazım. Bakın kainatı da ne kadar kötü kullandık.
Biz bu dünyaya layık olamadık. Şu susuzluk bize verilen ceza değil mi?
Hangi dünyevi sistem global ısınmanın sonunu getirebilecek?
Göle, sosyolojinin imparatoriçesi
Nilüfer Göle, 'Türban banalleşecek diye bekliyorum" diyor. Katılıyor
musunuz?
Bu Nilüfer Göle'nin bakış açısı. Kendisini çok da severim, sayarım.
Dünya sosyoloji imparatoriçesi diye, 'Dualar ve Aminler' kitabımı
imzalayıp gönderdim. Ama o reelden bahsediyor ve bir sosyoloğun
söyleyeceği şeyleri söylüyor. Bense idealden bahsediyorum. Ben o
aşamaları geçtim. Sosyoloji profesörlüğünü geçmişte bıraktım. Şu anda
bütün meselelere Allah'ın kulu olarak bakıyorum. Dolayısıyla sosyolojik
bakış açısı bana çok basit, çok kısır, çok dünyevi geliyor.
Peki türban serbest olursa daha az takılır diyebilir miyiz?
Diyebiliriz. Belki sıhhatli olanı da odur. Takan herkes kendi karar
verdiği için takar. Ve daha da ciddiyetle takar. Çünkü bu bir iddiadır.
'Ben yalan söylemem, ben zina yapmam, ben hırsızlık yapmam, ben
fakirlere yardım ederim' demektir.
Kızımın başı açık ama ört diyemem
Ümit Meriç, "Başı açık diye hiç kimseyi yargılayamam. Herkes takdiri
neyse öyle yaşar" diyor ve ekliyor: "18 yaşındaki kızım Hazal'ın da başı
açık. Bu zamana kadar ört demedim. Demem de... Kimse bana 'başını ört'
demedi. Bu kararı kendim aldım. Çünkü bu karar kul ile Allah arasında.
Bizzat insanın kendisi tarafından alınmalı."
|