|

Çankaya’da Bir ‘Adam’...
Ali Bayramoğlu/28.08.2007/Yeni Şafak
Çankaya'da bir "adam"…
Bugün TBMM, Abdullah Gül'ü ülkenin 11. Cumhurbaşkanı seçecek. Ve yarın
itibariyle ülkenin önünde yeni bir sayfa açılacak.
Gül'ün Çankaya'ya çıkıyor olması, "demokrasinin herkese, değişmeyi,
sindirmeyi, düşünmeyi öğretmesinin önemli bir göstergesi"dir.
Kanımız odur ki, Gül'ün cumhurbaşkanlığı, laik kesimin
"demokratikleşme", İslami kesimin "sekülerleşme süreci" yaşamasıyla
ortaya çıkan "derin toplumsal bir değişim"in sonucudur.
Gül'e sadece dindarlar ve muhafazakârların değil, liberaller ve
demokratların da destek vermesi, ön yargıların kırılması ve yerleşik
korkuların azalmasını ifade etmektedir. Ülkenin yeni bir senteze,
farklılıkların eşit ve özgürce bir arada yaşayabileceği bir düzene doğru
hızla ilerlediğini göstermektedir.
Gül bu açıdan farklı, özellikle kendisinden kesimlerin yaşadığı
"değişimi yansıtan ayna"dır.
Ancak Gül bu "değişimin öznelerinden birisi"dir de…
Nitekim bugün Gül adı etrafında çatışma vesilesi bir iç değişimin
unsurları olarak karşımızdadır.
Evet, Gül'ün eşi tesettürlüdür ve ancak aynı Gül bugün siyasi değerler
açısından seküler ve liberal anlayışı en önde temsil eden siyasi
aktörlerden birisi haline gelmiştir. Bunu gerek şahıs olarak gerekse
içinden geldiği ve sorumluluğunu paylaştığı siyasi partinin politikaları
açısından kanıtlamıştır.
Gül'ün dün benimsediği siyasi söylem ile bugün aldığı siyasi tavır
arasındaki fark, hem yaşadığı değişimin niteliğini hem toplumsal
deneyimlerin derinliğini göstermektedir.
Bu madalyonun bir yüzü…
Diğer yüz de önemli…
Malum ülke yıllardır, özellikle 28 Şubat'tan sonra keskinleşen ciddi bir
iktidar kavgası içinde salınıyor. Devlet ve siyaset, merkez ve çevre
arasındaki bu iktidar kavgası zaman zaman keskinleşiyor.
Bugün itibariyle açılacak sayfa bu mücadele açısından da sembolik bir
önem taşımaktadır. Siyaset, siyasetçi, toplumsal iradenin diğerleri
karşısında galebe çaldığı, daha önemlisi ittifaka girdiği bir sayfa
açılmıştır önümüze…
22 Temmuz seçim sonuçları "toplumsal iradeyi" temsil etmiştir.
AKP'nin siyasi alanını korumaktaki ısrarı "siyasi iradeye" işaret
etmiştir.
MHP ve DSP'nin siyasi alan meşruiyetinin pekişmesine katkısı, bu "iki
iradenin birleştiği nokta" olarak karşımıza çıkmıştır.
Bu nokta, toplum ile kural koyma arasındaki ilişkiye işaret eder.
Ve bugün Abdullah Gül'ün kültürel, bireysel, siyasal tüm nitelikleriyle
Çankaya çıkmasıyla temsil edilmektedir.
Toplum ile kural arasındaki ilişki bugün alabildiğine basittir:
Değişim talep eden, gözünü geleceğe dikmiş bir toplum oyuna ağırlığını
koymuş bulunuyor. 27 Nisan muhtırası ile 22 Temmuz seçimleri devletle
toplum arasındaki mesafeyi ortaya koymuştur. Dünde yaşayan bir devlet
ile gözünü geleceğe dikmiş toplum arasındaki farktan oluşan bu mesafe
çatışmayı beraberinde getirmiş ve sonuçta toplum açık ara galebe
çalmıştır.
Kimi devlet kurumları ve basın kuruluşları, kriz halini bir yönüyle
devam ettirmeye çalışsalar da, devlet düzeyinde aktörler arası ilişkiler
hâlâ gerilim merkezli olsa da, ülkenin soluduğu havanın düne nazaran
önemli ölçüde değiştiği ortadadır.
Evet, yeni bir dönem açılıyor.
Her yeni dönem, toplumsal bir enerji birikiminin dışa yansıdığı an
açılır.
Bu açıdan önemli olan gelinen nokta kadar, o enerjinin biriktiği, o
enerjiyi biriktiren süreçtir.
Bu tür süreçler çok yönlü olurlar ve bir değişim öyküsüne ve değişim
dinamiklerinin oluşmasına tanıklık ederler…
Ülkenin tüm kurum ve güçlerinin "bu değişimi görme, en azından değişim
dinamikleriyle temas etme, değişim arkasında toplumsal güçle tanışma ve
barışma" zamanı gelmiştir.
|