Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 345 | Eylül  2007

                   

 

 


MEHMET UZUN / Hollanda
 

SORU 1: Hakikat nedir? Doğru görüş nedir? Hakikat'la doğru görüş arasındaki fark nedir? Kur'an hakikat midir, yoksa doğru görüş müdür? Düşünce veya görüşlerde kırmızı çizgiler var mıdır?

CEVAP : a) Hakikat nedir? : Bir şeyin aslı ve esası, gerçeği, Kainat, tabiat ve uluhiyet hakkında bütün mecaz ve teşbihlerden beri ve zahir olan gerçek, "mecaz olmayan" esas karşılığı kullanılan kelime.
Allah'ın varlığı ve birliği, insan, hayat ve kainatın yaratılmış olması, dünya ve ahiret hayatı ve bunlarla ilgili Kur'an'ın ortaya koyduğu bilgi ve hükümlerin hepsi hakikattir.
b) Doğru görüş nedir? : Biz bunu "doğru fikir" diye de isimlendirebiliriz ki, bir insanın görüşü herhangi bir konudaki fikri, düşüncesi demektir. Bunun yanlışı da doğrusu da fikir veya düşünce olmakla birlikte, eşyanın tabiatına uygun olan fikir, doğru fikirdir. Bunu Hak ve hakikate uygun olan görüş, doğru görüştür diye de tanımlamak mümkündür. Hakikat bir şeyin aslı esası ise, ki öyledir, bu esasa uygunluk da o şeyin doğru olduğunu gösterir.
c) "Hakikat ile doğru görüş arasındaki fark nedir? : Hakikat asıl ve mutlak doğru iken, doğru görüş ise hakikate uygunluğu, içinde bulunulan durum çerçevesinde şahıslarca belirlenen fürudur. Neticede insandan sadır olan bir şeydir. Bizim doğru olarak gördüğümüz şey, başkalarınca doğru görülmeyebilir. Görüşler tartışılabilir, değişebilir ama hakikat asla değişmez.
d) Kur'an Hakikat midir veya doğru görüş müdür?
Kur'an tümüyle Hakikattir. O herhangi bir toplumun veya şahsın görüşlerinden oluşan bir kitap değildir. Yaratıcıdan yaratılmışlara gönderilen bir kitaptır. Onun bilgi, hüküm ve yargıları tartışılmaz doğrulardır. İnsanların kabul ve redleri, isabet ve isabetsizlikleri bu gerçeği değiştirmez. Hakkın tabiatında batıl, doğrunun tabiatında yanlış bulunmaz. Yanlışlar ona bakan ve istifadeye çalışan insandan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bugün doğru diye bilinen bir görüşün yanlışlığı, bir zaman sonra anlaşılabilmektedir. İnsanın doğruları kendi sınırlılığı ile mualleldir. Hak ve hakikat ise, her zaman ve mekanda ayniliğini koruyan mutlak doğrulardır.
d) Düşüncelerde (görüşlerde) kırmızı çizgiler var mıdır?
Düşünce bir okul veya ekol olma özelliğine sahip olmuş ise, elbette kendine has "çizgileri" olacaktır. Bu o düşünceyi diğerlerinden farklı kılan, farkını fark ettiren çizgilerinin varlığı ile farklı bir düşünce olmuştur. Bunlar, düşüncenin ana ilkeleridir. Her ilke o düşünce için kırmızı çizgi demektir. Düşünce varlığını ilkelerinin korunmasıyla sürdürür. Bununla fikri benimseyen kimselerin birlik ve beraberliğini temin eder. Onları ortak hedef ve inançta birleştirir. Bir fikir, mensupları arasında bunu temin edemez ise, asla başarılı olamaz, varlığını da koruyamaz. İnsanlık tarihi boyunca, farklı ekollerin, İslam'daki farklı mezhep ve anlayışların durumu bunun en açık örneği olarak gözler önündedir.

SORU 2: Liderlik nedir ve lideri lider yapan özellik nedir?

CEVAP: Şahsi liderliğin çok çeşitli tanımları yapılmıştır. Liderliğin bağlı olduğu düşünceye, ait olduğu alana ve dünya görüşüne göre çeşitli şekilde tanımlanmaktadır. Bizim tercih ettiğimiz tanım ise şöyledir: "Topluma yarar sağlayan değişimi yönetmek için, sorumluluğu; sezgi, zeka ve bilgiye dayalı karar ve uygulamalarla taşıyan kişiye lider denir. Onu lider yapan özellikler ise şöyle sıralanabilir: Lider, elindeki gücü kullanabilme kapasitesine bağlı olarak, çevresini etkileyen kişidir. Gerektiğinde aldığı zor kararların ve sonuçlarının ardında durmasını bilir. Lider, insanın başkalarından aldığı bilgilerle bilgili olabildiğini, ancak sadece kendi aklı ile akıllı olabildiğini bilir. Bu nedenle çevresine danışır ancak karar verme yetkisi kendisindedir, şüphesiz sorumluluğu da o üstlenir. Temel yaklaşım olarak, çevresinde bulunan bireyleri, hitabet gücü, sahip olduğu bilgi ve vizyonu ile etkileyip, sürükleyen bir yapıya sahiptir. İnsanları dinler ve anlamak için özel çaba sarfeder. Çevresindeki herkesin en iyi yanlarını geliştirmelerine olanak sağlayacak olumlu değişim ve sürekli öğrenme ortamları sağlar. Sahip olduğu güçlü sosyal değerler sayesinde çevresinde yarattığı "karizma", sahip olduğu örnek kişilik ve tutarlı davranışları, diğer insanlar için model olmasını sağlar.
Kişisel liderlikten başka birde 'fikri liderlik' vardır. Fikri liderlik, fikrin, kişi ve toplumlara varılması gerekli yerleri göstermesidir. Yol gösteren esas unsur insan değil fikirdir. İnsanlar fikre bağlılıkları oranında değer ifade ederler. Kişi ve kurumların saygınlık ve başarısı, onun şaşmaz doğrularına bağlılıkları ile doğru orantılıdır. Bu nedenle Müslümanlar İslam'ı lider edinmeye, bütünüyle kendilerini ona tabi kılmaya yönelmelidirler. Bir kimse ne kadar iyi müslüman görülürse görülsün, Müslümanlar, kişilerin önderliğini İslam'ın önüne geçirmemelidirler. Zira başarı, ancak İslam'ı anlama, yaşama ve hayata geçirme konusunda gösterilecek gayretlerle mümkün olacaktır. "Kişi ve kurumlara olan bağlılık, bunların İslam'a olan bağlılıkları kadar olmalıdır. Zira "Halik'a isyanda mahluka itaatin olmayacağı" malumdur.

SORU 3: a) Hikmet nedir ve pratiği nasıldır?

CEVAP: "Hikmet kelimesi, "ha-ke-me" fiilinden türeyen bir mastardır. H-k-m maddesi, fiil, mastar ve isim olarak Kur'an'da 210 defa, hikmet şekliyle ise 20 yerde geçmektedir. Hikmet; hüküm, hakimiyet, hükümet, mahkeme, muhakeme, ihkam, hakem gibi kelimelerle aynı köktendir. Lügatte, herhangi bir şeyi ıslah için menetmek, sakındırmak, alıkoymak, zaptetmek, tutmak, emretmek gibi manaları içermektedir. Araplar tarafından bu fiilin mastarı olan hükm, atın gemine ve atı gemlemeye verilen addır. Bu manasıyla bir güç, tahakküm, karar verme, egemenlik ifade eder. Aynı şekilde bu fiil, insanı yanlıştan, kötüden menetmek manasına da kullanılıyordu. Yargıç veya hükmedene bu özelliğinden dolayı, hakem denmiştir. Hakem, hükmeder, lehte veya aleyhte yargılayıp sonuçlandırır.
Bu kelimeler insan için kullanıldığında, kişinin dini ve dünyası için her türlü zararlı düşünce, alışkanlık ve davranışlardan sakınması manasındadır. H-k-m'den türeyen 'hakemetün' kelimesi yüzün ön kısmı, alnı, başı anlamında, mecazi olarak da şan, şeref ve makam anlamında kullanılmaktadır. Bir çok hadiste bu şekliyle kullanılmıştır. Hakim, alim ve hikmet sahibi, işleri sağlam yapan, doğru görüşe sahip akıllı kimse olup kendisini nefsani arzulardan alıkoyan bilge kişi diye de tanımlanmaktadır. Ayrıca yargıç, hüküm koyan manalarına da gelir. Eşyayı layık olduğu yere koyan, tecrübelerin olgunlaştırdığı, sanatının inceliklerine ve estetiğine dikkat ederek iş yapan kimseye de hakim denir. İslam öncesi kaynaklarda, hakim, geçmiş tecrübelerinden genel doğruyu veya davranış düsturunu çıkarma kabiliyeti olan ve dolayısıyla bunlardan yararlanabilen, herhangi bir durumda bir çıkış yolu bulabilen kimseye deniyordu. Ayrıca bilginin kendisi değil, fakat onu uygulama ve söyleme kabiliyeti insanı hakim yapardı. Yine önemli unsurlardan birisi, konuşmanın uygun olmadığı durumlarda vakur bir sessizlik, hikmet olarak tanımlanmıştı.
Özetle hikmet, her şeyi kendisine yakışan biçimde yerine koymaktır ki, bu da işte isabetlilik ve uygunluğu gerektirdiği gibi, her türlü akılsızlıktan, nefsi davranışlardan sakınarak, makul isabetli ve doğru görüşe sahip olmak ve adaleti gerçekleştirmektir. Zira adaletin en makul tanımı da "bir şeyi ait olduğu yere koymaktır." Emaneti ehline teslim etmek, hükümde adaleti gerçekleştirmek, görüş düşünce ve kararlarda isabet kaydetmek, eşyanın tabiatına uygun davranmak insandaki hikmetin tezahürleridir.
b) Liderlik ve Hikmetli davranmak arasındaki ilişki nedir?
Yukarıda tanım ve tezahürlerini vermeye çalıştığımız "Hikmetli davranmak" herkesten çok bir toplumun liderliğini yüklenmiş olan kimseye daha çok yakışır. Adalet güzeldir. Kim yaparsa yapsın bu güzellik asla zayi olmaz. Fakat bir hakimin adil olmasının daha güzel sonuçlar doğuracağı muhakkaktır. Liderin hikmet ehli olması da daha güzel sonuçları meydana getirecek bir güzelliktir. Kararlarındaki isabetlilik, işleri en uygun şekliyle çözüme götürmesi, fikrin tabiatına uygun davranması, toplumla ilişkilerini akl-ı selim ile halletmesi onun liderliğini pekiştirir ve karizma sahibi bir lider konumuna yükseltir.
Bu şu anlama gelmemeli: liderin aldığı kararlar herkesi memnun edecek, kimsenin aleyhine olmayacak, lider hiç hata yapmayacak, hiç muhalifi olmayacak, herkes onun kararlarının doğruluğunu bir bakışta anlayacak ve teslim olacak! Hiçbir zaman ve zeminde kimse için böyle bir şey beklenemez. Allah'ın elçileri için bile toplum böyle bir davranış sergilememiştir. Her düşüncenin muhalifi olduğu gibi, her liderin isteyeni ve istemeyeni de bulunacaktır. İsabet ettiği olduğu gibi yanılgıları da olacaktır. Zaferleri olduğu gibi yenilgileri de olacaktır. Sonuçta hak üzerinde olduğundan ve samimiyetinden emin isek onunla birlikte felaketlerin üzerine yürümeye devam etmeliyiz ki, hakkın galibiyeti gerçekleşmiş olsun.

SORU 4: Lidere itaat nedir? Biat nedir? Bu ikisi arasındaki fark nedir? Ayrıca Lideri ilahlaştırmak ile biat arasındaki fark nedir?
 

CEVAP: a) İtaat: Alınan karara uymak, söz dinlemek, boyun eğmek, amirin meşru olan emirlerini dinleyip ona göre hareket etmek. b) Biat: Bir kimseye bağlılığını, itimadını bildirmek, birisinin hakemliğini veya hükümranlığını kabul etmek, el tutarak bağlılığını alenen açıklamak, bağlılığını tazelemek, rey vermek. c) Bu ikisi arasında fazla bir fark olmamakla birlikte itaat gönüllü veya gönülsüz, kerhen de olabilirken; biatta gönüllülük ve biat edilene inanma ve güven boyutu daha ağır basmaktadır. d) Lideri ilahlaştırmak ile Biat yan yana zikredilmeyecek kadar ayrı şeylerdir. Liderini ilahlaştıran veya Allah'tan başkasına bu sıfatı veren kimsenin İslam'la alakası kalmaz; müşrik olur. Allah Nisa suresi 59. ayetinde: "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir." (4/59) buyuruyor. Bizden olmayanlar ile biatleşme olmaz. Gönüllü olarak itaat etmek de olmaz. Ancak anlaşma olur. Eman verme veya eman alma olur. Zoraki boyun eğme olur. Bu nedenle, biatleşme ile lideri ilahlaştırma aralarında bir ilişki kurmak mümkün değildir.

SORU 5: Tevhid nedir? Kişi, aile, cemaat, toplum ve ümmetteki tevhid pratiğe nasıl yansımalıdır?

CEVAP: Tevhid'in kelime anlamı birlemektir. İslam literatüründe Allah'ı birlemek, Allah'tan başka ilah olmadığını kalbiyle tasdik edip diliyle de ifade ve ilan etmektir. "O'nun varlığını, birliğini, eşi ve benzeri olmadığını; hiçbir şeye muhtaç olmadığını, doğmadığını ve doğurmadığını, hiçbir şeyin de ona denk olamayacağını" (112/1-4) inanç olarak kabul etmektir. Bu, imani tevhid demektir. Ameldeki tevhid ise, kendi işimizi de ümmetin işini de sadece Allah için yapmaktır. Hareketimizin meşruiyetini Allah'tan alarak, sadece onun rızasını gözeterek işlerimizi yapmak bizi amelde de tevhide ulaştıracaktır.
Bunun pratiğe yansıması, gerçekten gönüllerde tevhid ve tevhidi düşünce varsa, kişi, aile cemaat ve ümmet olarak hayata ve hayatın içine davranış olarak koymaları ile mümkün olacaktır. Varlığından söz edilen tevhid gerçekten söylendiği gibi, daha doğrusu Allah'ın istediği gibi midir? Eğer öyle olsa idi düşünce, eylemden öncedir ve düşünüldüğü gibi eyleme dönüşür. Eyleme dönüşen tevhid o kadar çeşitli ki, hizipler kadar çeşitlilik gösteriyor. İşte toplumun sinesinde var olan tevhid anlayışı budur! Düşüncede olmayan tevhid, davranışta da olmayacaktır. Çünkü her hizbin kendine göre İlah anlayışı, tevhid anlayışı, din anlayışı ve peygamber anlayışı vardır. Her gurup kendini doğru buluyor! Bunları hangi "yanlışta" birleşmeye razı edeceksiniz?
Birlikte yan yana yürüyenleri bir ümmet mi zannediyorsunuz? Aynı camide saf tutanlar arasında bile bu birlikteliği bulmak mümkün olmuyor. "İnanıyorum" demek, Müslüman'ım demek, Allah'tan korkuyorum demek yetmiyor. Allah: "Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Ve müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin"(3/102) buyuruyor. İmanımız, amelimiz, din anlayışımız, dinimizi öğrendiğimiz kaynağımız ve seyir çizgimiz Allah'ın istediği gibi değilse, tevhidi bir ümmeti ve Ümmet içinde vahdeti görmek mümkün değildir.
Temenni edilen bu durum imkansız değildir. İnsanlık tarihin bir döneminde bunu gerçekleştirmiş ve insanlığa vahdetin nelere kadir olacağını göstermiştir. Yapılacak şey bütün hiziplerin kendi kutsallarını bırakarak Allah'ın hidayetine tabi olmalarıdır. Zira düşüncedeki tevhid davranışta vahdeti doğuracaktır. "Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi."(16/9) "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir uzlaştırma meydana getirdi ve O'nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi Allah'a doğru gidebilmeniz için size ayetlerini böyle açıklıyor."(3/103) "Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir."(6/115) "Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar."(6/116) "Muhakkak size Rabbiniz tarafından basiretler gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de görmezse kendi aleyhinedir. Ve ben sizin üzerinize bir muhafız değilim."(6/104)

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...