|

MEHMET UZUN / Hollanda
SORU 1: Hakikat nedir? Doğru görüş nedir? Hakikat'la doğru görüş
arasındaki fark nedir? Kur'an hakikat midir, yoksa doğru görüş müdür?
Düşünce veya görüşlerde kırmızı çizgiler var mıdır?
CEVAP :
a) Hakikat nedir? : Bir şeyin aslı ve esası, gerçeği, Kainat, tabiat ve
uluhiyet hakkında bütün mecaz ve teşbihlerden beri ve zahir olan gerçek,
"mecaz olmayan" esas karşılığı kullanılan kelime.
Allah'ın varlığı ve birliği, insan, hayat ve kainatın yaratılmış olması,
dünya ve ahiret hayatı ve bunlarla ilgili Kur'an'ın ortaya koyduğu bilgi
ve hükümlerin hepsi hakikattir.
b) Doğru görüş nedir? : Biz bunu "doğru fikir" diye de
isimlendirebiliriz ki, bir insanın görüşü herhangi bir konudaki fikri,
düşüncesi demektir. Bunun yanlışı da doğrusu da fikir veya düşünce
olmakla birlikte, eşyanın tabiatına uygun olan fikir, doğru fikirdir.
Bunu Hak ve hakikate uygun olan görüş, doğru görüştür diye de tanımlamak
mümkündür. Hakikat bir şeyin aslı esası ise, ki öyledir, bu esasa
uygunluk da o şeyin doğru olduğunu gösterir.
c) "Hakikat ile doğru görüş arasındaki fark nedir? : Hakikat asıl ve
mutlak doğru iken, doğru görüş ise hakikate uygunluğu, içinde bulunulan
durum çerçevesinde şahıslarca belirlenen fürudur. Neticede insandan
sadır olan bir şeydir. Bizim doğru olarak gördüğümüz şey, başkalarınca
doğru görülmeyebilir. Görüşler tartışılabilir, değişebilir ama hakikat
asla değişmez.
d) Kur'an Hakikat midir veya doğru görüş müdür?
Kur'an tümüyle Hakikattir. O herhangi bir toplumun veya şahsın
görüşlerinden oluşan bir kitap değildir. Yaratıcıdan yaratılmışlara
gönderilen bir kitaptır. Onun bilgi, hüküm ve yargıları tartışılmaz
doğrulardır. İnsanların kabul ve redleri, isabet ve isabetsizlikleri bu
gerçeği değiştirmez. Hakkın tabiatında batıl, doğrunun tabiatında yanlış
bulunmaz. Yanlışlar ona bakan ve istifadeye çalışan insandan
kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bugün doğru diye bilinen bir görüşün
yanlışlığı, bir zaman sonra anlaşılabilmektedir. İnsanın doğruları kendi
sınırlılığı ile mualleldir. Hak ve hakikat ise, her zaman ve mekanda
ayniliğini koruyan mutlak doğrulardır.
d) Düşüncelerde (görüşlerde) kırmızı çizgiler var mıdır?
Düşünce bir okul veya ekol olma özelliğine sahip olmuş ise, elbette
kendine has "çizgileri" olacaktır. Bu o düşünceyi diğerlerinden farklı
kılan, farkını fark ettiren çizgilerinin varlığı ile farklı bir düşünce
olmuştur. Bunlar, düşüncenin ana ilkeleridir. Her ilke o düşünce için
kırmızı çizgi demektir. Düşünce varlığını ilkelerinin korunmasıyla
sürdürür. Bununla fikri benimseyen kimselerin birlik ve beraberliğini
temin eder. Onları ortak hedef ve inançta birleştirir. Bir fikir,
mensupları arasında bunu temin edemez ise, asla başarılı olamaz,
varlığını da koruyamaz. İnsanlık tarihi boyunca, farklı ekollerin,
İslam'daki farklı mezhep ve anlayışların durumu bunun en açık örneği
olarak gözler önündedir.
SORU 2: Liderlik nedir ve lideri lider yapan özellik nedir?
CEVAP:
Şahsi liderliğin çok çeşitli tanımları yapılmıştır. Liderliğin bağlı
olduğu düşünceye, ait olduğu alana ve dünya görüşüne göre çeşitli
şekilde tanımlanmaktadır. Bizim tercih ettiğimiz tanım ise şöyledir:
"Topluma yarar sağlayan değişimi yönetmek için, sorumluluğu; sezgi, zeka
ve bilgiye dayalı karar ve uygulamalarla taşıyan kişiye lider denir. Onu
lider yapan özellikler ise şöyle sıralanabilir: Lider, elindeki gücü
kullanabilme kapasitesine bağlı olarak, çevresini etkileyen kişidir.
Gerektiğinde aldığı zor kararların ve sonuçlarının ardında durmasını
bilir. Lider, insanın başkalarından aldığı bilgilerle bilgili
olabildiğini, ancak sadece kendi aklı ile akıllı olabildiğini bilir. Bu
nedenle çevresine danışır ancak karar verme yetkisi kendisindedir,
şüphesiz sorumluluğu da o üstlenir. Temel yaklaşım olarak, çevresinde
bulunan bireyleri, hitabet gücü, sahip olduğu bilgi ve vizyonu ile
etkileyip, sürükleyen bir yapıya sahiptir. İnsanları dinler ve anlamak
için özel çaba sarfeder. Çevresindeki herkesin en iyi yanlarını
geliştirmelerine olanak sağlayacak olumlu değişim ve sürekli öğrenme
ortamları sağlar. Sahip olduğu güçlü sosyal değerler sayesinde
çevresinde yarattığı "karizma", sahip olduğu örnek kişilik ve tutarlı
davranışları, diğer insanlar için model olmasını sağlar.
Kişisel liderlikten başka birde 'fikri liderlik' vardır. Fikri liderlik,
fikrin, kişi ve toplumlara varılması gerekli yerleri göstermesidir. Yol
gösteren esas unsur insan değil fikirdir. İnsanlar fikre bağlılıkları
oranında değer ifade ederler. Kişi ve kurumların saygınlık ve başarısı,
onun şaşmaz doğrularına bağlılıkları ile doğru orantılıdır. Bu nedenle
Müslümanlar İslam'ı lider edinmeye, bütünüyle kendilerini ona tabi
kılmaya yönelmelidirler. Bir kimse ne kadar iyi müslüman görülürse
görülsün, Müslümanlar, kişilerin önderliğini İslam'ın önüne
geçirmemelidirler. Zira başarı, ancak İslam'ı anlama, yaşama ve hayata
geçirme konusunda gösterilecek gayretlerle mümkün olacaktır. "Kişi ve
kurumlara olan bağlılık, bunların İslam'a olan bağlılıkları kadar
olmalıdır. Zira "Halik'a isyanda mahluka itaatin olmayacağı" malumdur.
SORU 3: a) Hikmet nedir ve pratiği nasıldır?
CEVAP:
"Hikmet kelimesi, "ha-ke-me" fiilinden türeyen bir mastardır. H-k-m
maddesi, fiil, mastar ve isim olarak Kur'an'da 210 defa, hikmet şekliyle
ise 20 yerde geçmektedir. Hikmet; hüküm, hakimiyet, hükümet, mahkeme,
muhakeme, ihkam, hakem gibi kelimelerle aynı köktendir. Lügatte,
herhangi bir şeyi ıslah için menetmek, sakındırmak, alıkoymak,
zaptetmek, tutmak, emretmek gibi manaları içermektedir. Araplar
tarafından bu fiilin mastarı olan hükm, atın gemine ve atı gemlemeye
verilen addır. Bu manasıyla bir güç, tahakküm, karar verme, egemenlik
ifade eder. Aynı şekilde bu fiil, insanı yanlıştan, kötüden menetmek
manasına da kullanılıyordu. Yargıç veya hükmedene bu özelliğinden
dolayı, hakem denmiştir. Hakem, hükmeder, lehte veya aleyhte yargılayıp
sonuçlandırır.
Bu kelimeler insan için kullanıldığında, kişinin dini ve dünyası için
her türlü zararlı düşünce, alışkanlık ve davranışlardan sakınması
manasındadır. H-k-m'den türeyen 'hakemetün' kelimesi yüzün ön kısmı,
alnı, başı anlamında, mecazi olarak da şan, şeref ve makam anlamında
kullanılmaktadır. Bir çok hadiste bu şekliyle kullanılmıştır. Hakim,
alim ve hikmet sahibi, işleri sağlam yapan, doğru görüşe sahip akıllı
kimse olup kendisini nefsani arzulardan alıkoyan bilge kişi diye de
tanımlanmaktadır. Ayrıca yargıç, hüküm koyan manalarına da gelir. Eşyayı
layık olduğu yere koyan, tecrübelerin olgunlaştırdığı, sanatının
inceliklerine ve estetiğine dikkat ederek iş yapan kimseye de hakim
denir. İslam öncesi kaynaklarda, hakim, geçmiş tecrübelerinden genel
doğruyu veya davranış düsturunu çıkarma kabiliyeti olan ve dolayısıyla
bunlardan yararlanabilen, herhangi bir durumda bir çıkış yolu bulabilen
kimseye deniyordu. Ayrıca bilginin kendisi değil, fakat onu uygulama ve
söyleme kabiliyeti insanı hakim yapardı. Yine önemli unsurlardan birisi,
konuşmanın uygun olmadığı durumlarda vakur bir sessizlik, hikmet olarak
tanımlanmıştı.
Özetle hikmet, her şeyi kendisine yakışan biçimde yerine koymaktır ki,
bu da işte isabetlilik ve uygunluğu gerektirdiği gibi, her türlü
akılsızlıktan, nefsi davranışlardan sakınarak, makul isabetli ve doğru
görüşe sahip olmak ve adaleti gerçekleştirmektir. Zira adaletin en makul
tanımı da "bir şeyi ait olduğu yere koymaktır." Emaneti ehline teslim
etmek, hükümde adaleti gerçekleştirmek, görüş düşünce ve kararlarda
isabet kaydetmek, eşyanın tabiatına uygun davranmak insandaki hikmetin
tezahürleridir.
b) Liderlik ve Hikmetli davranmak arasındaki ilişki nedir?
Yukarıda tanım ve tezahürlerini vermeye çalıştığımız "Hikmetli
davranmak" herkesten çok bir toplumun liderliğini yüklenmiş olan kimseye
daha çok yakışır. Adalet güzeldir. Kim yaparsa yapsın bu güzellik asla
zayi olmaz. Fakat bir hakimin adil olmasının daha güzel sonuçlar
doğuracağı muhakkaktır. Liderin hikmet ehli olması da daha güzel
sonuçları meydana getirecek bir güzelliktir. Kararlarındaki isabetlilik,
işleri en uygun şekliyle çözüme götürmesi, fikrin tabiatına uygun
davranması, toplumla ilişkilerini akl-ı selim ile halletmesi onun
liderliğini pekiştirir ve karizma sahibi bir lider konumuna yükseltir.
Bu şu anlama gelmemeli: liderin aldığı kararlar herkesi memnun edecek,
kimsenin aleyhine olmayacak, lider hiç hata yapmayacak, hiç muhalifi
olmayacak, herkes onun kararlarının doğruluğunu bir bakışta anlayacak ve
teslim olacak! Hiçbir zaman ve zeminde kimse için böyle bir şey
beklenemez. Allah'ın elçileri için bile toplum böyle bir davranış
sergilememiştir. Her düşüncenin muhalifi olduğu gibi, her liderin
isteyeni ve istemeyeni de bulunacaktır. İsabet ettiği olduğu gibi
yanılgıları da olacaktır. Zaferleri olduğu gibi yenilgileri de
olacaktır. Sonuçta hak üzerinde olduğundan ve samimiyetinden emin isek
onunla birlikte felaketlerin üzerine yürümeye devam etmeliyiz ki, hakkın
galibiyeti gerçekleşmiş olsun.
SORU 4: Lidere itaat nedir? Biat nedir? Bu ikisi arasındaki fark nedir?
Ayrıca Lideri ilahlaştırmak ile biat arasındaki fark nedir?
CEVAP:
a) İtaat: Alınan karara uymak, söz dinlemek, boyun eğmek, amirin meşru
olan emirlerini dinleyip ona göre hareket etmek. b) Biat: Bir kimseye
bağlılığını, itimadını bildirmek, birisinin hakemliğini veya
hükümranlığını kabul etmek, el tutarak bağlılığını alenen açıklamak,
bağlılığını tazelemek, rey vermek. c) Bu ikisi arasında fazla bir fark
olmamakla birlikte itaat gönüllü veya gönülsüz, kerhen de olabilirken;
biatta gönüllülük ve biat edilene inanma ve güven boyutu daha ağır
basmaktadır. d) Lideri ilahlaştırmak ile Biat yan yana zikredilmeyecek
kadar ayrı şeylerdir. Liderini ilahlaştıran veya Allah'tan başkasına bu
sıfatı veren kimsenin İslam'la alakası kalmaz; müşrik olur. Allah Nisa
suresi 59. ayetinde: "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de
itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir
şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten
inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç
bakımından da daha güzeldir." (4/59) buyuruyor. Bizden olmayanlar ile
biatleşme olmaz. Gönüllü olarak itaat etmek de olmaz. Ancak anlaşma
olur. Eman verme veya eman alma olur. Zoraki boyun eğme olur. Bu
nedenle, biatleşme ile lideri ilahlaştırma aralarında bir ilişki kurmak
mümkün değildir.
SORU 5: Tevhid nedir? Kişi, aile, cemaat, toplum ve ümmetteki tevhid
pratiğe nasıl yansımalıdır?
CEVAP:
Tevhid'in kelime anlamı birlemektir. İslam literatüründe Allah'ı
birlemek, Allah'tan başka ilah olmadığını kalbiyle tasdik edip diliyle
de ifade ve ilan etmektir. "O'nun varlığını, birliğini, eşi ve benzeri
olmadığını; hiçbir şeye muhtaç olmadığını, doğmadığını ve doğurmadığını,
hiçbir şeyin de ona denk olamayacağını" (112/1-4) inanç olarak kabul
etmektir. Bu, imani tevhid demektir. Ameldeki tevhid ise, kendi işimizi
de ümmetin işini de sadece Allah için yapmaktır. Hareketimizin
meşruiyetini Allah'tan alarak, sadece onun rızasını gözeterek işlerimizi
yapmak bizi amelde de tevhide ulaştıracaktır.
Bunun pratiğe yansıması, gerçekten gönüllerde tevhid ve tevhidi düşünce
varsa, kişi, aile cemaat ve ümmet olarak hayata ve hayatın içine
davranış olarak koymaları ile mümkün olacaktır. Varlığından söz edilen
tevhid gerçekten söylendiği gibi, daha doğrusu Allah'ın istediği gibi
midir? Eğer öyle olsa idi düşünce, eylemden öncedir ve düşünüldüğü gibi
eyleme dönüşür. Eyleme dönüşen tevhid o kadar çeşitli ki, hizipler kadar
çeşitlilik gösteriyor. İşte toplumun sinesinde var olan tevhid anlayışı
budur! Düşüncede olmayan tevhid, davranışta da olmayacaktır. Çünkü her
hizbin kendine göre İlah anlayışı, tevhid anlayışı, din anlayışı ve
peygamber anlayışı vardır. Her gurup kendini doğru buluyor! Bunları
hangi "yanlışta" birleşmeye razı edeceksiniz?
Birlikte yan yana yürüyenleri bir ümmet mi zannediyorsunuz? Aynı camide
saf tutanlar arasında bile bu birlikteliği bulmak mümkün olmuyor.
"İnanıyorum" demek, Müslüman'ım demek, Allah'tan korkuyorum demek
yetmiyor. Allah: "Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak lazımsa
öylece korkun. Ve müslüman olmaktan başka bir sıfatla can
vermeyin"(3/102) buyuruyor. İmanımız, amelimiz, din anlayışımız,
dinimizi öğrendiğimiz kaynağımız ve seyir çizgimiz Allah'ın istediği
gibi değilse, tevhidi bir ümmeti ve Ümmet içinde vahdeti görmek mümkün
değildir.
Temenni edilen bu durum imkansız değildir. İnsanlık tarihin bir
döneminde bunu gerçekleştirmiş ve insanlığa vahdetin nelere kadir
olacağını göstermiştir. Yapılacak şey bütün hiziplerin kendi
kutsallarını bırakarak Allah'ın hidayetine tabi olmalarıdır. Zira
düşüncedeki tevhid davranışta vahdeti doğuracaktır. "Doğru yolu
göstermek Allah'a aittir. Onun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, sizin
hepinizi hidayete erdirirdi."(16/9) "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı
tutunun, ayrılığa düşmeyin ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün.
Sizler birbirinizin düşmanları iken O, sizin kalplerinizde bir
uzlaştırma meydana getirdi ve O'nun nimeti sayesinde uyanıp kardeş
oldunuz. Bir de siz, bir ateş çukurunun tam kenarında bulunuyordunuz ve
O, sizi tutup ondan kurtardı. Şimdi Allah'a doğru gidebilmeniz için size
ayetlerini böyle açıklıyor."(3/103) "Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet
bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O
işitendir, bilendir."(6/115) "Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat
edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar,
sadece tahminde bulunurlar."(6/116) "Muhakkak size Rabbiniz tarafından
basiretler gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de görmezse
kendi aleyhinedir. Ve ben sizin üzerinize bir muhafız değilim."(6/104) |