|

Okumamanın
Popülerliği
Hüseyin Akın
Millet olarak kitapla
aramız açık. Biliyorum bunu anlı şanlı milletimize bir türlü
yakıştıramıyoruz. Dört kıtada savaşmış, yedi düvele laf anlatmış bir
ecdadın ahfadı olan bu halk nasıl olur da okumaz?
Gerekçeler üretmek için boşuna kendimizi yormayalım. Biz böyleyiz,
genetik kodlarımızdan sosyolojik gerçeklerimize varıncaya kadar her
durum kitabın aleyhine tezahür ediyor. Bakmayın siz büyüklerin küçüklere
okuma nasihatleri verip "okumak" sözcüğüne kenar süsleri yaptığına.
'Oku, baban gibi...' bildik cümleleriyle başlayan öğütlerin asıl varmak
istediği yer 'adam olmaktır'.
Böylesi beylik laflar toplum içerisinde bir diplomaya tutunup makam ve
nüfuz oluşturmaktan başka bir şey ifade etmez. Okumak fiiline verdiğimiz
anlamlara bir göz atalım: Canına okumak, bildiğini okumak, hariçten
gazel okumak, niyet okumak, üfleyip okumak, her şeyi birer birer polise
okumak, Oxford'da okumak, nefretini yüzünden okumak…
Kitap bizde kendi içine doğru akan bir deniz ve aynı zamanda bir saygı
nesnesidir. Halk nazarında bir değeri olsa da; ne okumak, ne düşünmek ne
yazmak, bunların hiçbirisinin halk pazarında yeri yoktur. Okumanın
değil, okumamanın popülaritesi vardır. Aksi olsaydı 'Halk Ekmek'
noktaları kadar, 'Halk Kitap' merkezleri olurdu.
Evet, yediden yetmişe görselliğin kuşatması altındayız; görsel kültür,
yazılı kültürü nerdeyse görünmez kılmış. İyi de, televizyon öncesi
zamanların okumak açısından daha iç açıcı olduğunu gösteren bir veri ya
da işarete rastlayan var mı?
Gelenek hiçbir zaman bozulmamış, dün şifahi kültürle iktifa edip kendini
okumaya müstağni gören kitleler, bugün de aynı geleneği 'seyirci' ve
'izleyici' pozisyonunda sürdürmektedirler. Bu durum aşağı yukarı
toplumun bütün katmanları için böyle. Cemiyet bir yana, siz hiç okuyan
cemaat gördünüz mü? Cemaat olmak 'dinlemek ve onaylamak'la sınırlı bir
dünyanın adamı olmak sanki. Bütün müktesebat, vaaz ve havadislere takvim
yapraklarının arkasındaki malumatı eklemekten öteye geçmiyor.
İmam efendiye sorsanız haklı, kim demiş okumuyor diye! Her namaz sonrası
aşır, her Cuma hutbe okuyan kim!
Öğrenci okumuyor, kendince haklı. Öğretmenini örnek alıyor. Öğretmen
hemen yan cebinden okumama bahanesini çıkarıveriyor: Bu maaşla, bu hayat
pahalılığında ne okuması! Onun için zamanı geçmiş, bulmacası çözülmüş
eski bir gazeteyi andırıyor öğretmen, gizemi yok.
Entelektüellik elbisesi ne kadar bol duruyor eğitimcilerimizin sırtında
değil mi? Öğrenci için okumak modası geçmiş bir uğraş alanı ya da
sosyalitesi olmayanların kendilerine sosyal alan oluşturma gayretinden
başka bir şey değil.
İşte sıcak ve aynı derecede ilginç bir haber: 'Kahramanmaraş'ta kavgaya
karıştığı için sulh ceza mahkemesi tarafından 100 Temel Eser'den en az
üç tanesini Emniyet Amirliği'nde polis gözetimi altında okuma cezasına
çarptırılan İ.G. kitap okumaya gelmediği için hakkında tutuklama kararı
verilerek cezaevine konuldu.'
Genç öğrenci 'Yeter ki kitaba hapsetmeyin beni Hâkim Bey, neyse cezama
razıyım!' demiş midir bilmiyoruz, ancak kitabı bir cezalandırma aracı
haline getirenleri mahkûm ettiği açıktır. Şaşırmamak gerekli, kitap
okuyup kitaba uymasak da, kitabına uydurmakta üstümüze yoktur!
•
http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=3631 |