Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 345 | Eylül  2007

                   

 

 


 

Okumamanın Popülerliği

 

Hüseyin Akın

Millet olarak kitapla aramız açık. Biliyorum bunu anlı şanlı milletimize bir türlü yakıştıramıyoruz. Dört kıtada savaşmış, yedi düvele laf anlatmış bir ecdadın ahfadı olan bu halk nasıl olur da okumaz?
Gerekçeler üretmek için boşuna kendimizi yormayalım. Biz böyleyiz, genetik kodlarımızdan sosyolojik gerçeklerimize varıncaya kadar her durum kitabın aleyhine tezahür ediyor. Bakmayın siz büyüklerin küçüklere okuma nasihatleri verip "okumak" sözcüğüne kenar süsleri yaptığına. 'Oku, baban gibi...' bildik cümleleriyle başlayan öğütlerin asıl varmak istediği yer 'adam olmaktır'.
Böylesi beylik laflar toplum içerisinde bir diplomaya tutunup makam ve nüfuz oluşturmaktan başka bir şey ifade etmez. Okumak fiiline verdiğimiz anlamlara bir göz atalım: Canına okumak, bildiğini okumak, hariçten gazel okumak, niyet okumak, üfleyip okumak, her şeyi birer birer polise okumak, Oxford'da okumak, nefretini yüzünden okumak…
Kitap bizde kendi içine doğru akan bir deniz ve aynı zamanda bir saygı nesnesidir. Halk nazarında bir değeri olsa da; ne okumak, ne düşünmek ne yazmak, bunların hiçbirisinin halk pazarında yeri yoktur. Okumanın değil, okumamanın popülaritesi vardır. Aksi olsaydı 'Halk Ekmek' noktaları kadar, 'Halk Kitap' merkezleri olurdu.
Evet, yediden yetmişe görselliğin kuşatması altındayız; görsel kültür, yazılı kültürü nerdeyse görünmez kılmış. İyi de, televizyon öncesi zamanların okumak açısından daha iç açıcı olduğunu gösteren bir veri ya da işarete rastlayan var mı?
Gelenek hiçbir zaman bozulmamış, dün şifahi kültürle iktifa edip kendini okumaya müstağni gören kitleler, bugün de aynı geleneği 'seyirci' ve 'izleyici' pozisyonunda sürdürmektedirler. Bu durum aşağı yukarı toplumun bütün katmanları için böyle. Cemiyet bir yana, siz hiç okuyan cemaat gördünüz mü? Cemaat olmak 'dinlemek ve onaylamak'la sınırlı bir dünyanın adamı olmak sanki. Bütün müktesebat, vaaz ve havadislere takvim yapraklarının arkasındaki malumatı eklemekten öteye geçmiyor.
İmam efendiye sorsanız haklı, kim demiş okumuyor diye! Her namaz sonrası aşır, her Cuma hutbe okuyan kim!
Öğrenci okumuyor, kendince haklı. Öğretmenini örnek alıyor. Öğretmen hemen yan cebinden okumama bahanesini çıkarıveriyor: Bu maaşla, bu hayat pahalılığında ne okuması! Onun için zamanı geçmiş, bulmacası çözülmüş eski bir gazeteyi andırıyor öğretmen, gizemi yok.
Entelektüellik elbisesi ne kadar bol duruyor eğitimcilerimizin sırtında değil mi? Öğrenci için okumak modası geçmiş bir uğraş alanı ya da sosyalitesi olmayanların kendilerine sosyal alan oluşturma gayretinden başka bir şey değil.
İşte sıcak ve aynı derecede ilginç bir haber: 'Kahramanmaraş'ta kavgaya karıştığı için sulh ceza mahkemesi tarafından 100 Temel Eser'den en az üç tanesini Emniyet Amirliği'nde polis gözetimi altında okuma cezasına çarptırılan İ.G. kitap okumaya gelmediği için hakkında tutuklama kararı verilerek cezaevine konuldu.'
Genç öğrenci 'Yeter ki kitaba hapsetmeyin beni Hâkim Bey, neyse cezama razıyım!' demiş midir bilmiyoruz, ancak kitabı bir cezalandırma aracı haline getirenleri mahkûm ettiği açıktır. Şaşırmamak gerekli, kitap okuyup kitaba uymasak da, kitabına uydurmakta üstümüze yoktur!
• http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=3631

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...