Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 342 | Haziran  2007

                    Kitap Tanıtımı

 


Milli Din Arayışı ve Türk Müslümanlığı*

Arif Kaya

İstanbul'da bulunan Ekin Yayınları’nın 73. kitabı olarak Nisan 2007'de çıkmış. 182 sayfa. Kapak resmi; gecenin karanlığında ay ışığı ve kıyıya vuran dalgalar. Milli din arayışı (içinde olan) ve Türk Müslümanlığı (yanlışının) karanlık sularında yüzenleri (düşüncelerini) analiz eden, Kur'andaki (sahih, doğru, sağlıklı) İslam anlayışına karşı bir dalgakıran olarak bu tür bir İslam (!) anlayışından medet umanları teşhir eden ve kendi çapında konuya ışık tutan bir çalışmaya yakışan bir kapak. Konu; oldukça güncel olup -ki dün olduğu gibi daha uzun yıllar güncelliğini koruyacak gibi gözüküyor- sistemli, bütüncül bir yaklaşımla ve zengin bir kaynakça eşliğinde ele alınmış. Rahatlıkla, sıkılmadan, bir solukta okunabilir nitelikte yoğun emek mahsülü bir çalışma.
Yazarı: Ramazan Yazçiçek, daha önce bu konuda araştırması olan bir yazar. 2003 yılında Tezkire dergisindeki araştırmasını genişletmiş, yeniden düzenlemiş ve kitaplık çapa ulaştırmış. Kitap, müellifin kendi ismiyle ilk te'lif eseri. Yazçiçek, ilahiyatçı veya bir üniversitede titr sahibi biri değil. Zaten öyle olsaydı, bu fikirlere sahip ol-a-maz veya olsa da ifade etme olanağı bulamaz, böyle bir eseri neşredemezdi. Bugün bu ülkede, üniversitelerin ilk ve ortaöğretimden zihniyet, müfredat yönünden bir farkı yoktur. Üniversite değil de ulusalsite ya da üniformsite ismi daha bir yakışan bu kurumlarda, resmi (devlet) görüşünden farklı fikirlerin oluşmasına, kazaen oluşsa da ifade edilmesine, yaşamasına imkan yoktur. Hatta daha da ileri giderek fikirlerin en zor ifade edildiği (ya da edilemediği), takibe uğrayıp sahiplerinin fişlendiği, türlü şekillerde cezalandırıldığı yerlerdir üniversiteler. Yazarın bu açıdan üniversite içinde değil de dışında bir akademisyen, bir ilim adamı olması onun için bir şanstır. Yazar; imam-hatip lisesi mezunu, din bilgisi öğretmeni, diyanet işleri mensubu ya da medrese kökenli biri de değildir. Aslında bunlar da geleneksel kültürle tıka basa dolmama, yaptığı çalışmayı mesleğinin gereği, görevi addetme kaygısından uzak olma, memuriyetin kısıtlamalarından azade olma ve heyecanını, enerjisini yitirmeme açılarından bir şanstır. Bu çalışmasını bilimsel bir paye, ticari gaye ya da birtakım çevrelere şirin gözükmek için değil, sırf rıza-yi ilahi için titizlikle ve hakkını vererek yapması da bu çalışmayı değerli, müstesna kılmaktadır.
Kitabın değerlendirilmesi: Yazar, giriş kısmında önemli bir tespitle başlıyor. "…Zira modernitenin talepleri lokal/yerel zeminle sınırlı olmayıp yaşamın her alanına dönüktür ve değişimi de bu yönde ister. Bu bağlamda Modernizm'in dini yaşama dair kamusal alan tahdidi aslında tedrici bir dönüşüm evresi olarak düşünülmektedir. Modern talep şayet 'dini' ortadan kaldıramamışsa, asgari, seküler, Protestan bir forma sokma arzusundadır. Dönüşüme tabi tutulmak istenen İslam'a gelince o, var olan dünyaya rıza gösteren değil kendi var oluş gerekleri doğrultusunda yeni bir dünya inşa etme amacındadır. Bireyin kulluk/tevhid bilinci üzerine inşa edilecek bu inanç, ümmet eksenli bir kabuldür ve çağı şekillendirme hedeflidir…"
Ve yine giriş kısmında "Nitekim Türk halkının doğasına uygun bir dindarlık tespitinde de hep siyasal sistemin iradesi ön planda tutulmuştur. Cumhuriyet ideolojisinin tesisinde 'Türk'e özgü bir din' arayışı, Türk ulus kimliğinin yeniden oluşturulması kaygıları, dil ve alfabe devrimlerinde hep ön planda olmuştur" denilerek bir başka önemli tespit yer almaktadır.
Girişten sonraki kısımda ırkçılık ele alınmakta, soy-sop üstünlüğü gütmek demek olan bu akım tarihteki bazı örnekleriyle kabaca irdelenmektedir. Konuya devamla ırkçılık, cahiliye asabiyeti olarak tahlil edilmekte, Arap ırkının üstünlüğü görüşü Ümeyyecilik ve buna tepki olarak doğan Şu'ubiyye hareketi bu bağlamda önemli tarihsel örnekler olarak ele alınmaktadır. İlahi kanunla yönetmekten ilahi yetkiyle/sıfatla yönetmeye bahsinde ise konu gayet güzel işlenmekte ve İslami yönetimden (devletten) teokratik yönetim ya da onu çağrıştıran tarihteki uygulamalara uzanan süreç irdelenmektedir. Türkler ve İslamiyet konusu ise Türklerin İslam'la tanışmaları öncesi ve sonrasıyla geniş bir biçimde işlenmektedir. Tasavvufun oynadığı rolün altı gayet güzel çizilmiştir. Selçuklu ve Osmanlı döneminde Anadolu'da cirit atan tarikatler ayrıntılı biçimde işlenmiştir. Hıdrellez, Hızır-İlyas kültü, Babailik, Yesevilik, Kalenderilik, Celaleddin-i Rumi ile Ahi Evren ve daha bir çok konu "Türk Müslümanlığı"na kaynak teşkil etme anlamında irdelenmiştir. Ayrıca özellikle Cumhuriyet sonrası dönemde, dışlanmışlıktan sahiplenilmeye ve dengeleyici bir unsur olarak, Alevili/Bektaşilik de ihmal edilmemiştir. Son bölümde siyasal bir talep olarak ve 'ulusal din' arayışında 'Türk Müslümanlığı' durağına gelinmiş, bu konu da oldukça geniş bir biçimde ele alınmıştır. Özellikle bu son bölümden birkaç alıntı yapmakta fayda mülahaza ediyorum.
"Türk-İslam sentezi, Türk İslam'ı, Anadolu İslam'ı, yerli İslam, gönül Müslümanlığı gibi deyimlerle ifade edilen ve genellikle aynı paradigma içinde türetilen söylemlerle anlatılmak istenen, hep uçları açık, etnik ve seküler temele dayalı bir din anlayışıdır" sh.136
"Evrensel vurguları baskın bir din olan İslam'ın, modern bir din haline getirilerek ulusallaştırılması, Cumhuriyetin kurulmasından itibaren siyasetin gözettiği en önemli hedeflerdendir. Bu projenin sahipleri, amaçlarını ortaya koyarken, 'Kur'an Müslümanlığı' yerine, 'Türk Müslümanlığı' tanımını esas almışlardır. Türk Müslümanlığı deyimi, dinsel ırkçılığın yerel-Türki versiyonudur. Bu siyasal proje ile İslam'ın hem gündelik hayatta asgariye indirilmesi hem de makro düzeyde siyasete yön verme işlevinden uzaklaştırılması hedeflenmektedir. Küresel ve yerel siyasi taleplerle hedefleri örtüşen dinin böylesi bir sürümü topluma benimsetilmeye çalışılmaktadır." sh.131
"Dine karşı seküler yaklaşım, karşı olduğu dini dahi hep pragmacı açıdan değerlendirmiş; yok edebilme imkanını yakalayamayınca dönüştürme politikası içine girmiştir. Kuşkusuz bu kasıt Cumhuriyet ideolojisinin müsebbiplerinin geleneksel kimliklerinin kullanımında da ortaya konulmuştur. Yani gerektiğinde sahiplenme, gerektiğinde erteleme, gerektiğinde ise bastırma politikası güdülmüştür." sh.122
Kur'an dışında hiçbir kitap eleştiriden ma'sun olmadığı gibi, bu kitapta da eleştiriye açık hususlar-az da olsa- var kanaatindeyim. Öncelikle bu ülkede hemen herkesin Türk Müslümanlığı'nın üzerine oturtulmaya çalışıldığı zemin olan "Halk'ın dini"ne yani "geleneksel İslam" anlayışına eğrisi doğrusu ile prim verip üzerine gitmediği yıllarda, bu konuyu ve onunla bağlantılı olarak tasavvufun İslam'a aykırılığını ortaya koyan Ercümend Özkan'ın çalışmalarına değinilmemesini yadırgadığımı belirteyim. Türk Müslümanlığı konusu daha önce değişik vesilelerle İktibas Dergisi'nde de ele alınıp işlenmişti. [Türk Müslümanlığı - Açık Oturum; A. Burak Bircan, Hayreddin Oğuz, Ö. Şevki Hotar; İktibas; Sayı:229, Ocak/1998, sh. 20-33] İlave olarak küçük bir-iki hususu daha not etmek istiyorum. "Orta Asya Türkleri, İslamiyet'e geçtikten sonra, İslamiyet'in kendi göçebe yapılarına uymayan özelliklerini kolayca kabul etmediler. Bilhassa kadın-erkek ayrılığı, şarap yasağı gibi birtakım normlar kolayca benimsenmedi." sh.86 Kadın-erkek ayrılığı (nam-ı diğer haremlik-selamlık) anlayışını İslam'ın bir özelliği olarak sunmak ne derece İslamidir? Yine "…Söz konusu dervişler, bu yeni coğrafyada Hıristiyanlık ve eski Anadolu dinleri ile tanışmış, bunlarla iletişime geçmek suretiyle, Anadolu'da yeni kültür çevreleri oluşturmuşlar, bununla da yetinmeyerek, adeta bir kolonizatör gibi çalışarak, manastırların yanına tekke ve zaviyeler kurmuşlardır" sh. 86 cümlesindeki "kolonizatörler gibi" ifadesinin uygun olmayıp hoş kaçmadığını düşünüyorum. Ayrıca sh. 161'deki "Dolayısıyla burada bizce ibadet dili, Arapça olmasından öte Kur'ancadır" ifadesi her ne kadar "kavramlara birçok yeni anlam, vahiyle yüklenmiştir" diyerek açıklanmaya çalışılıyor ise de yanlış anlamalara sebebiyet verebilecek bu söz bana, bir konuşmasında "Kur'an Arapça değil, Rabça'dır" diyen Necip Fazıl Kısakürek'i anımsattı. Yazarın sonuç kısmındaki şu tespitleri de gerçekten altı çizilecek tespitlerdir.
"Düşünce treni her raydan saptığında, onu, vahye yönelerek tekrar zeminine oturtmak mümkündür. İslâm tarihi boyunca mücedditler hep bunun çabası içinde olmuşlardır. Tecdit ehli, Kur'an bilincini yeniden ihya etmeye çalışmış, problemlerin çözümünü Kur'an'da arama gayreti içinde olmuşlardır. Hilâfetin saltanata dönüştüğü, indî kanaatlerin din diye dayatıldığı, kör mukallid mantığın iradeleri tıkadığı her dönemde ihya öncüleri hep aynı noktayı işaret etmişlerdir. Bu, vahyi merkeze alarak dinin/yaşamın ihyası noktasında yoğunlaşmak, problemlerle yüzleşmekten sakınmadan Kur'an'a bir daha müracaat etmektir. Bu bir keşiftir. Ancak bu keşif, yeni değil var olanı yeniden keşiftir. Günümüzde bütün sıcaklığıyla yaşanmakta olan İslam dışı modern problemlerin aşılması da Kur'an'ın aydınlığında pekala mümkündür. Dinsel ırkçılık, geçmişte Ümeyyecilik, Şu'ûbiyye idi, bugün Türk Müslümanlığı. Belki yarın, bir başka teoloji denemesi veya felsefî doktrin olarak karşımıza çıkacaktır. Aynı kastın farklı ifadelerle isimlendirilmesi kabul ve redlerin değişmesi için yeter sebep değildir. Müslümanlar açısından konunun özü şudur: Mensubiyet 'Arap Müslümanlığı'na olmadığı gibi rücu da 'Türk Müslümanlığı'na veya başka bir kavmin Müslümanlığı'na olmayacaktır."
"Takdim" kısmındaki "Muhakkak ki takdir Allah'a aittir" cümlesindeki "takdir" kısmının bu kitabı alıp okuyan ve ondan istifade eden okuyuculara ait olduğunu ve yine Allah'ın kullarının bu ilimden faydalanmalarından dolayı ecri -elbette burada ahiretteki ücreti- verme işinin, Allah'a ait olduğunu düşünüyorum. Sade, mütevazi, yoğun cehd (gayret) ürünü olan bu kitabı alıp okumanızı, düşünce dünyanızı zenginleştirmenizi, bu marifete iltifat etmenizi ve kütüphanenize kazandırmanızı hararetle tavsiye ederim.

• Ramazan Yazçiçek, Ekin Yayınları, 2007

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...