|
Kitap Tanıtımı
Milli Din Arayışı ve Türk
Müslümanlığı*
Arif Kaya
İstanbul'da bulunan Ekin Yayınları’nın 73. kitabı olarak
Nisan 2007'de çıkmış. 182 sayfa. Kapak resmi; gecenin karanlığında ay
ışığı ve kıyıya vuran dalgalar. Milli din arayışı (içinde olan) ve Türk
Müslümanlığı (yanlışının) karanlık sularında yüzenleri (düşüncelerini)
analiz eden, Kur'andaki (sahih, doğru, sağlıklı) İslam anlayışına karşı
bir dalgakıran olarak bu tür bir İslam (!) anlayışından medet umanları
teşhir eden ve kendi çapında konuya ışık tutan bir çalışmaya yakışan bir
kapak. Konu; oldukça güncel olup -ki dün olduğu gibi daha uzun yıllar
güncelliğini koruyacak gibi gözüküyor- sistemli, bütüncül bir yaklaşımla
ve zengin bir kaynakça eşliğinde ele alınmış. Rahatlıkla, sıkılmadan, bir
solukta okunabilir nitelikte yoğun emek mahsülü bir çalışma.
Yazarı: Ramazan Yazçiçek, daha önce bu konuda araştırması olan bir yazar.
2003 yılında Tezkire dergisindeki araştırmasını genişletmiş, yeniden
düzenlemiş ve kitaplık çapa ulaştırmış. Kitap, müellifin kendi ismiyle ilk
te'lif eseri. Yazçiçek, ilahiyatçı veya bir üniversitede titr sahibi biri
değil. Zaten öyle olsaydı, bu fikirlere sahip ol-a-maz veya olsa da ifade
etme olanağı bulamaz, böyle bir eseri neşredemezdi. Bugün bu ülkede,
üniversitelerin ilk ve ortaöğretimden zihniyet, müfredat yönünden bir
farkı yoktur. Üniversite değil de ulusalsite ya da üniformsite ismi daha
bir yakışan bu kurumlarda, resmi (devlet) görüşünden farklı fikirlerin
oluşmasına, kazaen oluşsa da ifade edilmesine, yaşamasına imkan yoktur.
Hatta daha da ileri giderek fikirlerin en zor ifade edildiği (ya da
edilemediği), takibe uğrayıp sahiplerinin fişlendiği, türlü şekillerde
cezalandırıldığı yerlerdir üniversiteler. Yazarın bu açıdan üniversite
içinde değil de dışında bir akademisyen, bir ilim adamı olması onun için
bir şanstır. Yazar; imam-hatip lisesi mezunu, din bilgisi öğretmeni,
diyanet işleri mensubu ya da medrese kökenli biri de değildir. Aslında
bunlar da geleneksel kültürle tıka basa dolmama, yaptığı çalışmayı
mesleğinin gereği, görevi addetme kaygısından uzak olma, memuriyetin
kısıtlamalarından azade olma ve heyecanını, enerjisini yitirmeme
açılarından bir şanstır. Bu çalışmasını bilimsel bir paye, ticari gaye ya
da birtakım çevrelere şirin gözükmek için değil, sırf rıza-yi ilahi için
titizlikle ve hakkını vererek yapması da bu çalışmayı değerli, müstesna
kılmaktadır.
Kitabın değerlendirilmesi: Yazar, giriş kısmında önemli bir tespitle
başlıyor. "…Zira modernitenin talepleri lokal/yerel zeminle sınırlı
olmayıp yaşamın her alanına dönüktür ve değişimi de bu yönde ister. Bu
bağlamda Modernizm'in dini yaşama dair kamusal alan tahdidi aslında
tedrici bir dönüşüm evresi olarak düşünülmektedir. Modern talep şayet
'dini' ortadan kaldıramamışsa, asgari, seküler, Protestan bir forma sokma
arzusundadır. Dönüşüme tabi tutulmak istenen İslam'a gelince o, var olan
dünyaya rıza gösteren değil kendi var oluş gerekleri doğrultusunda yeni
bir dünya inşa etme amacındadır. Bireyin kulluk/tevhid bilinci üzerine
inşa edilecek bu inanç, ümmet eksenli bir kabuldür ve çağı şekillendirme
hedeflidir…"
Ve yine giriş kısmında "Nitekim Türk halkının doğasına uygun bir dindarlık
tespitinde de hep siyasal sistemin iradesi ön planda tutulmuştur.
Cumhuriyet ideolojisinin tesisinde 'Türk'e özgü bir din' arayışı, Türk
ulus kimliğinin yeniden oluşturulması kaygıları, dil ve alfabe
devrimlerinde hep ön planda olmuştur" denilerek bir başka önemli tespit
yer almaktadır.
Girişten sonraki kısımda ırkçılık ele alınmakta, soy-sop üstünlüğü gütmek
demek olan bu akım tarihteki bazı örnekleriyle kabaca irdelenmektedir.
Konuya devamla ırkçılık, cahiliye asabiyeti olarak tahlil edilmekte, Arap
ırkının üstünlüğü görüşü Ümeyyecilik ve buna tepki olarak doğan Şu'ubiyye
hareketi bu bağlamda önemli tarihsel örnekler olarak ele alınmaktadır.
İlahi kanunla yönetmekten ilahi yetkiyle/sıfatla yönetmeye bahsinde ise
konu gayet güzel işlenmekte ve İslami yönetimden (devletten) teokratik
yönetim ya da onu çağrıştıran tarihteki uygulamalara uzanan süreç
irdelenmektedir. Türkler ve İslamiyet konusu ise Türklerin İslam'la
tanışmaları öncesi ve sonrasıyla geniş bir biçimde işlenmektedir.
Tasavvufun oynadığı rolün altı gayet güzel çizilmiştir. Selçuklu ve
Osmanlı döneminde Anadolu'da cirit atan tarikatler ayrıntılı biçimde
işlenmiştir. Hıdrellez, Hızır-İlyas kültü, Babailik, Yesevilik,
Kalenderilik, Celaleddin-i Rumi ile Ahi Evren ve daha bir çok konu "Türk
Müslümanlığı"na kaynak teşkil etme anlamında irdelenmiştir. Ayrıca
özellikle Cumhuriyet sonrası dönemde, dışlanmışlıktan sahiplenilmeye ve
dengeleyici bir unsur olarak, Alevili/Bektaşilik de ihmal edilmemiştir.
Son bölümde siyasal bir talep olarak ve 'ulusal din' arayışında 'Türk
Müslümanlığı' durağına gelinmiş, bu konu da oldukça geniş bir biçimde ele
alınmıştır. Özellikle bu son bölümden birkaç alıntı yapmakta fayda
mülahaza ediyorum.
"Türk-İslam sentezi, Türk İslam'ı, Anadolu İslam'ı, yerli İslam, gönül
Müslümanlığı gibi deyimlerle ifade edilen ve genellikle aynı paradigma
içinde türetilen söylemlerle anlatılmak istenen, hep uçları açık, etnik ve
seküler temele dayalı bir din anlayışıdır" sh.136
"Evrensel vurguları baskın bir din olan İslam'ın, modern bir din haline
getirilerek ulusallaştırılması, Cumhuriyetin kurulmasından itibaren
siyasetin gözettiği en önemli hedeflerdendir. Bu projenin sahipleri,
amaçlarını ortaya koyarken, 'Kur'an Müslümanlığı' yerine, 'Türk
Müslümanlığı' tanımını esas almışlardır. Türk Müslümanlığı deyimi, dinsel
ırkçılığın yerel-Türki versiyonudur. Bu siyasal proje ile İslam'ın hem
gündelik hayatta asgariye indirilmesi hem de makro düzeyde siyasete yön
verme işlevinden uzaklaştırılması hedeflenmektedir. Küresel ve yerel
siyasi taleplerle hedefleri örtüşen dinin böylesi bir sürümü topluma
benimsetilmeye çalışılmaktadır." sh.131
"Dine karşı seküler yaklaşım, karşı olduğu dini dahi hep pragmacı açıdan
değerlendirmiş; yok edebilme imkanını yakalayamayınca dönüştürme
politikası içine girmiştir. Kuşkusuz bu kasıt Cumhuriyet ideolojisinin
müsebbiplerinin geleneksel kimliklerinin kullanımında da ortaya
konulmuştur. Yani gerektiğinde sahiplenme, gerektiğinde erteleme,
gerektiğinde ise bastırma politikası güdülmüştür." sh.122
Kur'an dışında hiçbir kitap eleştiriden ma'sun olmadığı gibi, bu kitapta
da eleştiriye açık hususlar-az da olsa- var kanaatindeyim. Öncelikle bu
ülkede hemen herkesin Türk Müslümanlığı'nın üzerine oturtulmaya
çalışıldığı zemin olan "Halk'ın dini"ne yani "geleneksel İslam" anlayışına
eğrisi doğrusu ile prim verip üzerine gitmediği yıllarda, bu konuyu ve
onunla bağlantılı olarak tasavvufun İslam'a aykırılığını ortaya koyan
Ercümend Özkan'ın çalışmalarına değinilmemesini yadırgadığımı belirteyim.
Türk Müslümanlığı konusu daha önce değişik vesilelerle İktibas Dergisi'nde
de ele alınıp işlenmişti. [Türk Müslümanlığı - Açık Oturum; A. Burak
Bircan, Hayreddin Oğuz, Ö. Şevki Hotar; İktibas; Sayı:229, Ocak/1998, sh.
20-33] İlave olarak küçük bir-iki hususu daha not etmek istiyorum. "Orta
Asya Türkleri, İslamiyet'e geçtikten sonra, İslamiyet'in kendi göçebe
yapılarına uymayan özelliklerini kolayca kabul etmediler. Bilhassa
kadın-erkek ayrılığı, şarap yasağı gibi birtakım normlar kolayca
benimsenmedi." sh.86 Kadın-erkek ayrılığı (nam-ı diğer haremlik-selamlık)
anlayışını İslam'ın bir özelliği olarak sunmak ne derece İslamidir? Yine
"…Söz konusu dervişler, bu yeni coğrafyada Hıristiyanlık ve eski Anadolu
dinleri ile tanışmış, bunlarla iletişime geçmek suretiyle, Anadolu'da yeni
kültür çevreleri oluşturmuşlar, bununla da yetinmeyerek, adeta bir
kolonizatör gibi çalışarak, manastırların yanına tekke ve zaviyeler
kurmuşlardır" sh. 86 cümlesindeki "kolonizatörler gibi" ifadesinin uygun
olmayıp hoş kaçmadığını düşünüyorum. Ayrıca sh. 161'deki "Dolayısıyla
burada bizce ibadet dili, Arapça olmasından öte Kur'ancadır" ifadesi her
ne kadar "kavramlara birçok yeni anlam, vahiyle yüklenmiştir" diyerek
açıklanmaya çalışılıyor ise de yanlış anlamalara sebebiyet verebilecek bu
söz bana, bir konuşmasında "Kur'an Arapça değil, Rabça'dır" diyen Necip
Fazıl Kısakürek'i anımsattı. Yazarın sonuç kısmındaki şu tespitleri de
gerçekten altı çizilecek tespitlerdir.
"Düşünce treni her raydan saptığında, onu, vahye yönelerek tekrar zeminine
oturtmak mümkündür. İslâm tarihi boyunca mücedditler hep bunun çabası
içinde olmuşlardır. Tecdit ehli, Kur'an bilincini yeniden ihya etmeye
çalışmış, problemlerin çözümünü Kur'an'da arama gayreti içinde
olmuşlardır. Hilâfetin saltanata dönüştüğü, indî kanaatlerin din diye
dayatıldığı, kör mukallid mantığın iradeleri tıkadığı her dönemde ihya
öncüleri hep aynı noktayı işaret etmişlerdir. Bu, vahyi merkeze alarak
dinin/yaşamın ihyası noktasında yoğunlaşmak, problemlerle yüzleşmekten
sakınmadan Kur'an'a bir daha müracaat etmektir. Bu bir keşiftir. Ancak bu
keşif, yeni değil var olanı yeniden keşiftir. Günümüzde bütün sıcaklığıyla
yaşanmakta olan İslam dışı modern problemlerin aşılması da Kur'an'ın
aydınlığında pekala mümkündür. Dinsel ırkçılık, geçmişte Ümeyyecilik,
Şu'ûbiyye idi, bugün Türk Müslümanlığı. Belki yarın, bir başka teoloji
denemesi veya felsefî doktrin olarak karşımıza çıkacaktır. Aynı kastın
farklı ifadelerle isimlendirilmesi kabul ve redlerin değişmesi için yeter
sebep değildir. Müslümanlar açısından konunun özü şudur: Mensubiyet 'Arap
Müslümanlığı'na olmadığı gibi rücu da 'Türk Müslümanlığı'na veya başka bir
kavmin Müslümanlığı'na olmayacaktır."
"Takdim" kısmındaki "Muhakkak ki takdir Allah'a aittir" cümlesindeki
"takdir" kısmının bu kitabı alıp okuyan ve ondan istifade eden okuyuculara
ait olduğunu ve yine Allah'ın kullarının bu ilimden faydalanmalarından
dolayı ecri -elbette burada ahiretteki ücreti- verme işinin, Allah'a ait
olduğunu düşünüyorum. Sade, mütevazi, yoğun cehd (gayret) ürünü olan bu
kitabı alıp okumanızı, düşünce dünyanızı zenginleştirmenizi, bu marifete
iltifat etmenizi ve kütüphanenize kazandırmanızı hararetle tavsiye ederim.
• Ramazan Yazçiçek, Ekin Yayınları, 2007 |