|

Ambalaj Merakı
Mukaddes Özkan
Efendim
genelde insanlarda bu merak vardır. Yani ambalajın albenisine karşı olan
ilgi belki de insanlık tarihi kadar eskidir. Paketin dışı ne kadar
gösterişli ise içi de o kadar önem kazanıyor ne yazık ki. Bu anlayışın
sığlığının yanı sıra taraftarlarının sayısı da akıl alır gibi değil.
Çok değerli olan bir şeyi, gösterişi olmayan bir biçimde sunarsanız,
insanların bu konuya çoğu zaman ilgilerini bile çekemezsiniz. Albeniye
önem vermediğiniz sürece insanları sizin içtenliğinize, samimiyetinize,
yüreğinizdeki sevgiyi paylaşmak için gösterdiğiniz çabaya inandırmanız
çok zorlaşır. Altının değerini saraf anlar diye bir söz vardır. Tıpkı bu
sözde olduğu gibi altını sarıp sarmalayıp, kurdelelerle süslemeye gerek
kalmadan onun değerini bilen, onu görür görmez anlayacaktır.
İşte yanılgılar hep bu noktada başlıyor. Bazen altın sandığımız
bardaklarda ikram edilen, bizi felç eden, uyur gezer yapan, bizi biz
olmaktan çıkaran, damak tadımıza uymayan şeylere itiraz bile edemiyoruz.
Çünkü bu zehirler bize öyle aldatıcı bir ihtişam ile sunuluyor ki!..
Gözlerimiz kamaşıyor birdenbire. İnsanların birbirlerini
aldatabilmelerinin yolu da bu değil mi artık? Yalanlarla ve ihtişamlı
ambalajlarla gelen umutlar! Aldatan, samimiyetten uzak umutlar…
"Dışı seni içi beni yakar" deyimi ile "dışarıdan baktım yeşil türbe,
içine girdim estağfurullah tövbe" atasözü tam da benim anlatmak
istediğim konuyu özetliyor.
Bu yanılgı gündelik hayatımızdan tutun da, inanç dünyamıza, sosyal
hayatımıza bile hakim olmuş durumda. Sadelik, içtenlik, samimiyet,
olduğun gibi görünmek bizim dinimizin en çok üstünde durduğu kavramlar
arasında yer alırken, bizler tam tersi görüntüde işi abarttıkça
abarttık.
Gençler yuva kurmaya kalkıyor; ailelerin beklentilerini aşmayı
başaramayanlar yarı yolda kalıyor. Çevrenin ve yakınlarının
"geleneklerimiz böyle!" diye dayattıkları zorlamaları aşabilenlerin de
çoğu zaman bir yere kadar dayanabildiklerine şahit oluyoruz.
Geleneklerimiz diye sahip çıktığımız şeylerin çoğu zaten gerçek İslam
ile örtüşmesi imkansız olan şeylerdir. Onu isterim, bunu isterim, şu
kadar elmas, bu kadar altın, dahası var, ev, araba da giriyor çoğu zaman
işin içine. "Para varsa gerisi boş" anlayışı, toplumumuza kapitalist
zihniyet ile birlikte yerleşti. Sistemin bu tuzağına inançlımız da
inançsızımız da düştü. Tüketim toplumu olmaktan kurtulamadığımız gibi
tüketen olmayı da aşıp işi israf noktasına getirdik.
Halbuki İslam, bu dini sahiplenenlere bunu mu tavsiye ediyor? Hiç
kendimize sorduk mu, biz ne yapıyoruz, Allah bize bu konularda ne
tavsiye ediyor diye?
Bu olayın boyutları göründüğü kadar basit değil. Keşke gündelik
hayatımızdaki sorunlarla sınırlı kalsa. Kalması mümkün olsa.
En basitinden örneklerle işe başlayıp, nerelere hangi çıkmazlara doğru
gittiğini görmeye çalışalım bu merakımızın.
Aile içinde anne eşinden hediyeler beklerken, onun içten davranışını,
ailesine olan sevgisini, samimiyetini görmezden gelirken bunun nelere
mal olacağını düşünmek istemez. İlla da süslü paketlerde, faturası ağır
hediyeler beklerse, çocukların markalı poşetlere olan ilgisini nasıl
köreltebilirsiniz!..
Yukarıda da söylediğim gibi, keşke ambalaj merakımız bu kadarla kalsa.
Keşke bize her sunulan paketin dışına değil içine bakmak gibi bir
basiret sahibi olabilmek için gayret gösterebilsek.
Birileri 'Demokrasi' diyor; bize uyar mı uymaz mı, ne menem bir şeydir,
bilmeden anlamadan alıp baş tacı ediveriyoruz. "Bu paketin dışı
yaldızlanmış ama içinde ne var?" diye niye sormuyoruz?
Birileri 'Özgürlük' diyor; bu kavramın içerdiği yaşam biçimi, bizim
bünyemize alerji yapar mı yapmaz mı, onu bile test etmek lüzumunu
hissetmeden alıp sahipleniveriyoruz. Bir kere allanıp pullanıp önümüze
gelen bu yaşam şekli biz Müslümanlar için ne kadar sağlıksız ise diğer
insanlar için de bir o kadar sağlıksız. Çünkü Sünnetullah gereği, Allah
kullarını belli bir fıtrat üzere yaratmış, onlar için de en doğru en
güzel olanı, İslam'ı yaşam biçimi olarak insanın önüne koymuş.
İslam ilkeleri yaşama hakim olduğunda, bugün yaşanan onca haksızlığa
pirim vermek, boyun eğmek zorunda kalmaz ona inanan, ona sığınanlar.
İslam çifte standarda göz yummaz. İslam kendine inananları korur,
öldürmez, öldürtmez.
İnsanlar zeki oldukları için, ülkeleri yararına buluşlara imza attıkları
için intihar süsü verilerek ölmeyi nasıl hak ederler. Gencecik insanlar
sırf yüksek zeka sahibi oldukları için ölümü hak ediyorlar. Niye,
demokrasi ve özgürlük adına. Buna kim inanır demek geçiyor aklımdan bir
an, ama diyemiyorum. Çünkü buna inananların sayısı yabana atılır gibi
değil.
Bombalar patlıyor, ortalık can pazarına dönüyor; kimin yaptığı belli
değil. Birileri insanları amaçları için öldürüyor. Herkes herkesi
kullanıyor, yönetenler yönettiklerini gerek duyduklarında harcamakta bir
beis görmüyorlar. Suçu yükleyecek bir abalı da ellerinin altında hep
hazır. İlah edindikleri sistem sık sık kurban istiyor çünkü.
Demokrasi, özgürlük, insan hakları, kavramları öyle bir albenili, öyle
bir şatafatlı ambalajlarda sunuluyor ki gözler kamaşıyor, düşünceler
allak bullak oluyor. Bu yüzden de insanlar kendi canlarına kastedenleri
bile alkış yağmuruna tutuyorlar.
Alkışlar, yaldızlı sözler, içi boş dışı süslü, maddi değeri büyük ama
manevi değeri küçük olan şeylerin yerine samimiyet, içtenlik ve
gerçekleri görebilmemiz dileklerimle birlikte, İslam'ı sardıkları o
ucube ambalajı hep birlikte açalım, diyorum. O örtüyü açmak yeter onun
güzelliğini, aydınlığını ortaya çıkarmak için. |