Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 342 | Haziran  2007

                   

 

 


                           

Ambalaj Merakı

Mukaddes Özkan

Efendim genelde insanlarda bu merak vardır. Yani ambalajın albenisine karşı olan ilgi belki de insanlık tarihi kadar eskidir. Paketin dışı ne kadar gösterişli ise içi de o kadar önem kazanıyor ne yazık ki. Bu anlayışın sığlığının yanı sıra taraftarlarının sayısı da akıl alır gibi değil.
Çok değerli olan bir şeyi, gösterişi olmayan bir biçimde sunarsanız, insanların bu konuya çoğu zaman ilgilerini bile çekemezsiniz. Albeniye önem vermediğiniz sürece insanları sizin içtenliğinize, samimiyetinize, yüreğinizdeki sevgiyi paylaşmak için gösterdiğiniz çabaya inandırmanız çok zorlaşır. Altının değerini saraf anlar diye bir söz vardır. Tıpkı bu sözde olduğu gibi altını sarıp sarmalayıp, kurdelelerle süslemeye gerek kalmadan onun değerini bilen, onu görür görmez anlayacaktır.
İşte yanılgılar hep bu noktada başlıyor. Bazen altın sandığımız bardaklarda ikram edilen, bizi felç eden, uyur gezer yapan, bizi biz olmaktan çıkaran, damak tadımıza uymayan şeylere itiraz bile edemiyoruz. Çünkü bu zehirler bize öyle aldatıcı bir ihtişam ile sunuluyor ki!.. Gözlerimiz kamaşıyor birdenbire. İnsanların birbirlerini aldatabilmelerinin yolu da bu değil mi artık? Yalanlarla ve ihtişamlı ambalajlarla gelen umutlar! Aldatan, samimiyetten uzak umutlar…
"Dışı seni içi beni yakar" deyimi ile "dışarıdan baktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe" atasözü tam da benim anlatmak istediğim konuyu özetliyor.
Bu yanılgı gündelik hayatımızdan tutun da, inanç dünyamıza, sosyal hayatımıza bile hakim olmuş durumda. Sadelik, içtenlik, samimiyet, olduğun gibi görünmek bizim dinimizin en çok üstünde durduğu kavramlar arasında yer alırken, bizler tam tersi görüntüde işi abarttıkça abarttık.
Gençler yuva kurmaya kalkıyor; ailelerin beklentilerini aşmayı başaramayanlar yarı yolda kalıyor. Çevrenin ve yakınlarının "geleneklerimiz böyle!" diye dayattıkları zorlamaları aşabilenlerin de çoğu zaman bir yere kadar dayanabildiklerine şahit oluyoruz.
Geleneklerimiz diye sahip çıktığımız şeylerin çoğu zaten gerçek İslam ile örtüşmesi imkansız olan şeylerdir. Onu isterim, bunu isterim, şu kadar elmas, bu kadar altın, dahası var, ev, araba da giriyor çoğu zaman işin içine. "Para varsa gerisi boş" anlayışı, toplumumuza kapitalist zihniyet ile birlikte yerleşti. Sistemin bu tuzağına inançlımız da inançsızımız da düştü. Tüketim toplumu olmaktan kurtulamadığımız gibi tüketen olmayı da aşıp işi israf noktasına getirdik.
Halbuki İslam, bu dini sahiplenenlere bunu mu tavsiye ediyor? Hiç kendimize sorduk mu, biz ne yapıyoruz, Allah bize bu konularda ne tavsiye ediyor diye?
Bu olayın boyutları göründüğü kadar basit değil. Keşke gündelik hayatımızdaki sorunlarla sınırlı kalsa. Kalması mümkün olsa.
En basitinden örneklerle işe başlayıp, nerelere hangi çıkmazlara doğru gittiğini görmeye çalışalım bu merakımızın.
Aile içinde anne eşinden hediyeler beklerken, onun içten davranışını, ailesine olan sevgisini, samimiyetini görmezden gelirken bunun nelere mal olacağını düşünmek istemez. İlla da süslü paketlerde, faturası ağır hediyeler beklerse, çocukların markalı poşetlere olan ilgisini nasıl köreltebilirsiniz!..
Yukarıda da söylediğim gibi, keşke ambalaj merakımız bu kadarla kalsa. Keşke bize her sunulan paketin dışına değil içine bakmak gibi bir basiret sahibi olabilmek için gayret gösterebilsek.
Birileri 'Demokrasi' diyor; bize uyar mı uymaz mı, ne menem bir şeydir, bilmeden anlamadan alıp baş tacı ediveriyoruz. "Bu paketin dışı yaldızlanmış ama içinde ne var?" diye niye sormuyoruz?
Birileri 'Özgürlük' diyor; bu kavramın içerdiği yaşam biçimi, bizim bünyemize alerji yapar mı yapmaz mı, onu bile test etmek lüzumunu hissetmeden alıp sahipleniveriyoruz. Bir kere allanıp pullanıp önümüze gelen bu yaşam şekli biz Müslümanlar için ne kadar sağlıksız ise diğer insanlar için de bir o kadar sağlıksız. Çünkü Sünnetullah gereği, Allah kullarını belli bir fıtrat üzere yaratmış, onlar için de en doğru en güzel olanı, İslam'ı yaşam biçimi olarak insanın önüne koymuş.
İslam ilkeleri yaşama hakim olduğunda, bugün yaşanan onca haksızlığa pirim vermek, boyun eğmek zorunda kalmaz ona inanan, ona sığınanlar. İslam çifte standarda göz yummaz. İslam kendine inananları korur, öldürmez, öldürtmez.
İnsanlar zeki oldukları için, ülkeleri yararına buluşlara imza attıkları için intihar süsü verilerek ölmeyi nasıl hak ederler. Gencecik insanlar sırf yüksek zeka sahibi oldukları için ölümü hak ediyorlar. Niye, demokrasi ve özgürlük adına. Buna kim inanır demek geçiyor aklımdan bir an, ama diyemiyorum. Çünkü buna inananların sayısı yabana atılır gibi değil.
Bombalar patlıyor, ortalık can pazarına dönüyor; kimin yaptığı belli değil. Birileri insanları amaçları için öldürüyor. Herkes herkesi kullanıyor, yönetenler yönettiklerini gerek duyduklarında harcamakta bir beis görmüyorlar. Suçu yükleyecek bir abalı da ellerinin altında hep hazır. İlah edindikleri sistem sık sık kurban istiyor çünkü.
Demokrasi, özgürlük, insan hakları, kavramları öyle bir albenili, öyle bir şatafatlı ambalajlarda sunuluyor ki gözler kamaşıyor, düşünceler allak bullak oluyor. Bu yüzden de insanlar kendi canlarına kastedenleri bile alkış yağmuruna tutuyorlar.
Alkışlar, yaldızlı sözler, içi boş dışı süslü, maddi değeri büyük ama manevi değeri küçük olan şeylerin yerine samimiyet, içtenlik ve gerçekleri görebilmemiz dileklerimle birlikte, İslam'ı sardıkları o ucube ambalajı hep birlikte açalım, diyorum. O örtüyü açmak yeter onun güzelliğini, aydınlığını ortaya çıkarmak için.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...