|

Bütün
Bunlar Tesadüf mü?
İbrahim Karagül/25.05.2007/Yeni Şafak
Aynı tarihte
Filistin'de iç çatışma tırmanıyor. ABD, İsrail ve Mısır destekli
güçlerle karşıt güçler arasındaki çatışma şimdilik durduruldu ama devam
edeceği belli. Aynı tarihte Lübnan'da iç savaşı hazırlamaya dönük
çatışmalara yeni bir grup ekleniyor. Çok garip bir şey oluyor: Seymour
Hersh'e göre ABD, Lübnan'daki Sünni örgütleri Şiilere ve İran/Suriye'ye
karşı destekliyor.
Bu çerçevede El Kaide'ye benzediği söylenen Feth-ul İslam örgütü Cheney,
Eliot Abraham ve Prens Bandar Sultan tarafından silahlandırılıyor, Saad
Hariri üzerinden Suudi parası bu örgüte aktarılıyor. Bütün bunlar
Hizbullah'ı dengelemek için. Hem Filistin hem Lübnan aynı güçler
tarafından iç savaşa sürükleniyor.
Aynı tarihte, Irak için BM ve İslam Barış gücü tartışmaları başlıyor.
ABD'nin yeni planına göre işgal ve iç savaş altında bulunan, ABD'nin
dize getiremediği direniş, BM güçleriyle kontrol altına alınacak.
Müslüman ülkelerden bir İslam Barış Gücü oluşturulacak. Dünya Bankası ve
IMF'nin Irak'taki etkinliği artırılacak. Tam bunlar olurken, yolsuzluk
yüzünden Dünya Bankası başkanlığından olan Irak işgalinin mimarlarından
Paul Wolfowitz Dünya Bankası Irak Direktörü olarak kendi adamını atadı
bile.
İslam Barış gücü önce Pakistan tarafından önerildi. Tabi Sünni Müslüman
ülkelerden oluşacak. Kime karşı? Elbette Irak'taki Şii/İran nüfuzuna
karşı. Peki bu olayın İran kriziyle bir bağlantısı yok mu, elbette var.
O zaman Irak'taki iç savaş nasıl bölgesel bir karakter kazanacak bir
düşünelim. Aylardır hazırlığı yapılan Şii yayılmasına karşı Sünni blok
uygulamasının ilk çıkışı bu oluyor galiba. Bu çerçevede "iç savaş tezi"
bölgesel bir karakter kazanacak. "Bölge içi çatışma" kavramını daha çok
duyacağız demektir.
Aynı tarihlerde, 22 Mayıs 2007 tarihli ABC News haberine göre, Bush
yönetimi İran'a karşı örtülü operasyonlar için CIA'ya tam yetki veriyor.
İran'da rejim değiştirme süreci başlatılıyor. Bu çerçevede sivil toplum
kuruluşlarına ve silahlı örgütlere para aktarılmaya başlanıyor.
Propaganda, desenformasyon ve manipulasyona yönelik süreç
güçlendiriliyor. İran ekonomisini vurmaya yönelik taktikler üzerinde
çalışılıyor. Eş zamanlı olarak İsrail kaynakları, İran'ın nükleer
hedefine ulaşmasının önünde sadece bir yıl kaldığı tezini işlemeye
başlıyor. Amerikan Deniz Kuvvetleri 140 savaş uçağı taşıyan dokuz savaş
ve uçak gemisini Basra Körfezi'ne gönderiyor. Basra Körfezi'nde işgalden
bu yana en güçlü yığınak oluşuyor.
Aynı tarihlerde İran Kuzey Irak'ı bombalamaya başlıyor. Günlerdir süren
bombalama, ABD'nin PKK'nın yan kolu olarak kurduğu, eğittiği ve
silahlandırdığı PJAK kamplarını hedef alıyor.
Aynı tarihlerde Avrupa Birliği'nde Nicolas Sorkozy üzerinden Türkiye
karşıtı kampanya güç kazanıyor. Türkiye'ye; "Tam üyeliği unut, hatta
imtiyazlı ortaklığı da unut. Sen en iyisi Ortadoğu'ya yönel. AB-Akdeniz
Klübü'nün iyi bir üyesi ol" deniyor. Bu tez hem AB hem de ABD
çevrelerinde taraftar bulmaya başlıyor. Bunlar olurken Türkiye'de AB ile
yatıp kalkanlardan hiçbir ses çıkmıyor.
Aynı tarihlerde; Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden çok ciddi bir
iç krize sürükleniyor. "devlet iktidarının paylaşılması" eksenli bir
gerilim hızla tırmanıyor. Semboller üzerinden sosyal bölünme tezleri
hayat buluyor. Seçim sonrası için karamsar senaryolar üretiliyor. ABD
demokrasi desteğini unutmuş bir halde, kim galip gelirse onunla çalışmak
için bekliyor. AB ise Türkiye'yi Batı Avrupa'dan uzaklaştırmanın
fırsatının doğduğuna inanıyor.
Aynı tarihlerde, son beş yıldır hızla tırmanan milli refleks kendisine
düşman arıyor. Buluyor da: ABD ve bölgedeki yayılmacı tasarrufları. Ve
Kürt meselesi. ABD-Kürt ortaklığı tezine karşı kabaran kamuoyu Kuzey
Irak'a operasyon istiyor. Sonucunun ne olacağını kimsenin bilmediği bir
operasyon. İç siyasi gerilim, bölgesel gelişmelerle de beslenince bu
talep kontrol edilemez hale geliyor.
Ve aynı tarihlerde Türkiye'nin başkentinde korkunç bir intihar saldırısı
oluyor. Kimin ne amaçla yaptığı tam belli olmayan ancak hem K. Irak
operasyonuyla hem de ABD'nin bölgesel tasarruflarıyla örtüşen canice bir
saldırı. Doğal olarak Türkiye Kuzey Irak'a girmeye hazırlanıyor.
Şimdi; Kuzey Irak operasyonunun PKK ile, Kürt meselesiyle, ABD'nin yeni
Irak stratejisiyle, Basra Körfezi'ndeki yığınakla, Türkiye'yi Ortadoğu
projesinin içine çekmeyle, iç krizle bağlantılarını ayrı ayrı sorgulamak
gerekmiyor mu?
Operasyon Kuzey Irak'a mı yoksa Irak'a mı? Türkiye ABD'ye Irak'ta ortak
mı oluyor? Bu süreç, Türkiye'yi iç savaşa kadar varan bir girdabın içine
çekebilir mi? Kuzey Irak'tan yükselen Türkiye'yi tahrik eden
açıklamalar, ABD'nin PKK'yı koruması bu ortamı hazırlamak için miydi?
Sorulacak çok soru var ama ne yazık ki, cevapların çoğu belirsiz…. Sizce
bütün bunların aynı tarihlerde gerçekleşmesi sadece birer tesadüf mü?
|