|

Türkiye Kuzey Irak’a ABD İçin mi Girecek?
İbrahim Karagül/ 16.05.2007/ Yeni Şafak
Avrupa'nın;
Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olan, birliği bir medeniyet projesi gibi
algılayan iktidar kadrolarına teslim oluşu, bu kadroların ABD'nin
küresel politikalarına göre saf tutması, ilerideki Ortadoğu/İslam
coğrafyası senaryolarına yönelik güçler dayanışmasının belirginleşmesi
Türkiye'ye yepyeni roller öneriyor. Dünkü yazıda bu konuya bir giriş
yapmıştım. Avrupa'daki sert rüzgarların, Türkiye'deki sert rüzgarlarla
örtüşmesi, Avrupa'daki ABD karşıtı cephenin mevzi kaybetmesi, bunun
üyelik süreci üzerinden Türkiye'ye yansıması tamamen tesadüf mü?
ABD-Avrupa yakınlaşmasının Türkiye'nin Batı Avrupa ile entegrasyonunu
daha da kolaylaştıracağını, demokratik sürece desteğin daha da
artacağını düşünenler yanılabilir. Rusya-Almanya-Fransa hattının
zayıflaması, Moskova'nın tek başına enerji karteli haline gelmesi ve
benzeri gelişmelerin Doğu-Batı mücadelesini tırmandırdığı bir dönemde,
Batı'nın Türkiye'ye vermek istediği rol, demokrasiden çok güvenlik
içerikli olacak. Süreç de oraya doğru gidiyor. Irak işgalinden ve yeni
Ortadoğu planlamasından bu yana ABD'nin Türkiye'ye biçtiği rolü Büyük
Ortadoğu Projesi'yle ve Ak Parti iktidarıyla algılayanlar, ilişkilerin
niteliğini, bölgedeki geçiş sürecini, dünyanın içinde bulunduğu
kamplaşmaları pek görmüyor.
Türkiye'deki rejim tartışmalarını, Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesinin
darbeye neden olacağını söyleyen otoriter yönetim taraftarlarının tehdit
algılarını dikkatle sorgulamak gerekiyor. Bütün bu gelişmelerin
dışarıdan yönetildiğini söylemek elbette mümkün değil. Ama Türkiye
dışındaki eğilimlerle bu denli örtüşmesi yabana atılacak bir durum
değil. İçerideki mücadeleyi Ak Parti kazanırsa Türkiye ABD kontrolünde
hareket edecek, karşıtları kazanırsa milli bir Türkiye izleyeceğiz
kanaati oldukça yanıltıcı. Ya da, Ak Parti de kazansa karşıtları da
kazansa Türkiye'ye biçilen rolü bir şekilde oynayacak tezinin
gerçekleşme ihtimali oldukça fazla.
Bu yeni rol arayışının/önerisinin en önemli göstergesi seçim sonuçları
değil Kuzey Irak'la ilgili gelişmeler olacak. Kuzey Irak ve Kürt
meselesi, Cumhuriyet tarihinin en önemli dönüm noktasına hazırlıyor
Türkiye'yi. Hem Ankara'daki iç çekişme hem de Türkiye'nin yeni bölgesel
rolü üzerinde birinci dereceden belirleyici. Öteden beri Türkiye'nin en
zor ve yakıcı kararını verme zamanının yaklaştığı iddiasındayım. Ya
uzlaşmaya dayalı bir gelecek inşası ya da nihai bir hesaplaşma!
Son günlerde Irak'taki çatışmaların seyrine bakalım: Saldırılar giderek
Kuzey Irak'a yöneliyor. Son saldırıda elli kişi öldü ve hedef dikkat
çekiciydi. Bu saldırılar artarak devam edecek. Şiiler ya da Sünniler mi
Kürtleri hedef alıyor? Ya da söylendiği gibi, El Kaide mi? Mesele bu
kadar basit değil. Saldırılara paralel olarak Kerkük referandumunun
ertelenmesine yönelik girişimlerin de artmasını buraya ekleyelim.
Terörle Mücadele Koordinatörü Orgeneral Edip Başer'in Die Welt'e verdiği
söyleşide Kuzey Irak'a bu yıl operasyon yapılacağını söylemesi ve "Bu
yıl olacağını düşünüyorum. Ancak, bu kararın Başbakan tarafından
alınması gerekiyor. Başbakan bu kararı, Genelkurmay Başkanlığı'yla
birlikte alacaktır. Bu konuda, hükümet ve Genelkurmay Başkanlığı
arasında bir görüş ayrılığı olduğunu görmüyorum" şeklindeki sözleri, "Ak
Parti operasyona karşı, ordu operasyon istiyor. Ak Parti kazanırsa ülke
bölünecek, kaybederse Kuzey Irak'a operasyon yapılacak, Türkiye
kurtulacak" diyenlere bir cevap gibi.
Türkiye hızla operasyona hazırlanıyor. ABD de buna yeşil ışık
yakacaktır. Seçim sonuçları ne olursa olsun, siyasi irade bu operasyona
izin verecektir. Ama bu gerçekte teröre karşı bir mücadele mi olacak?
ABD için öncelik Türkiye'yi NATO içinde güçlü bir müttefik olarak tutmak
ve Avrupa ile ortak tavrı Türkiye'yi Ortadoğu sorunlarının içine çekmek.
Nicolas Sarkozy'nin "Türkiye AB-Akdeniz Birliği'nin lideri olsun" sözü
ile örtüşen bu tavır, tartıştığımız yeni rolü açık ediyor. K. Irak'a
müdahale ile PKK gözden çıkarılabilir ama bu Kürtlerle çatışma anlamına
gelmiyor.
Bu, ilk bakışta Büyük Ortadoğu Projesi'ne devam olarak algılanacak
elbette. Ama BOP'u aşan bir işbirliğinden söz ediyoruz biz.
Demokrasiden, özgürlüklerden, reformlardan değil, güvenlik
işbirliğinden, askeri seçeneklerden söz ediyoruz. Türkiye'nin ABD'nin
bölgedeki bütün tehditlerine karşı yeniden konumlandırılmasından.
Meydanları Türk bayraklarıyla dolduranlar, bu yıl sona ermeden hayal
kırıklığına uğrayabilir. Destekledikleri kadroların hem Kürt meselesinde
hem de bu yeni rolde ABD ile omuz omuza hareket ettiklerini görebilir.
"K. Irak tehdidi" ile "İran tehdidi" arasındaki pazarlık Ankara'nın yeni
duruşunu belirleyecek. Böyle bir işbirliğinin ilk kurbanı
Türkiye-İran-Suriye dengesinin bozulması, ardından İran'ın büyük hedef
ilan edilmesi olacaktır. ABD, Avrupa, Türkiye ve bölge müttefiklerinin
İran'a olası saldırısı ise bölgesel savaş hatta dünya savaşı demektir.
|