|

Asker
Sivile Fırça Çekince...
Ali Bayramoğlu/23.05.2007Yeni Şafak
Ertuğrul
Özkök Doğan Grubu yayın organlarına yönelik eleştirilerin insafsız
olduğunu söylemiş, dünkü yazısında. Zıt kutupların, yani ulusalcılar ile
liberallerin eleştirilerine aynı anda ve eşit oranda uğradıklarını
hatırlatıyor, o zaman bu durumda "biz doğru yerdeyiz, objektifiz"
imasında bulunuyordu.
Elbette diğerlerini "ideoloji, önyargı, düşmanlık" ruh haliyle
açıklıyordu…
Önce şunu söylemek lazım, siz, basının merkez kurumları olarak, siyasi
aktörlere, yani siyasi partilere, eğilimlere, orduya lojistik destek
imkânı sunar, onlara bu destek üzerinden egemenlik mücadelesi yapmak
alışkanlığı verirseniz, gün gelip bu işin içinden herkesi eleştirerek
rahatlıkla sıyrılamazsınız…
Zira size yönelik beklentiler keskin olur, bu yüzden gazete yöneticileri
bile değişir, hatta gazete patronlarının kelleri bile alınır…
Yine de "iki noktayı birbirinden ayırmak"ta fayda var…
Yerleşik alışkanlıklara rağmen siyasi grup ve kurumların istedikleri
yönde yayın yapılması talebi, aksi halde ilgili yayın organının eleştiri
yağmuruna tutması hali (örnek: TSK'nın andıcı) kabul edilemez bir
durumdur.
Ne var ki basına, örneğin Hürriyet'e ya da Özkök'ün yayıncılık
anlayışına ilişkin ilkesel eleştiriler başka bir duruma işaret ederler.
Bu eleştiriler, Özkök'ün yaptığı gibi "tarafgirlik, ideolojik takıntı,
içerik eleştirisi" gibi sözlerle geçiştirilemez.
Zira haberlerde kullanılan dil, vurgu yapılan, öne çıkarılan yönler
değer sistemleriyle doğrudan ilgilidir.
Örneğin bir gazetecinin MİT mensubu olmasını, yani çalıştığı yayın
kurumunda o kurumla ve arkadaşlarıyla ilgili gizli bilgi toplamasını,
yani onları kandırmasını ve ihbar etmesini, "MİT mensubu olmak şerefli
bir iştir" diyerek (örnek: Özkök'ün gazetesinin yazarı Fatih Altaylı'nın
MİT mensubu olduğu iddalarına yönelik cevap yazısı) meşrulaştırırsanız,
sadece şeffaflığa ilişkin demokratik bir değeri yerle bir etmekle
kalmazsınız…
Muhbirliği ideolojik ve devlet faydası adına doğrular, meşrulaştırır,
sıradanlaştırırsınız…
Bu ulusalcılar, bu sokak faşizmi nereden çıktı gibi sorular sorma
hakkına sahip en son insan olursunuz…
Dün, yani Özkök'ün malum yazısının yayınlandığı tarih 22 Mayıs'tı.
Bundan daha iki gün önce, 20 Mayıs tarihinde Hürriyet Gazetesi'nin göbek
sayfalarındaki ana haberin manşeti şöyleydi:
"19 Mayıs Erzurum fırçası…"
9. Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek Erzurum'daki 19 Mayıs
kutlamalarında şehirdeki bayrak sayısını yeterli bulmamış, vali ve
belediye başkanına tepki göstermişti…
Hürriyet bu durumu "askerin sivile çektiği fırça" olarak tanımlıyor,
adeta "askerin fırça çekme yetkisi olduğunu ima ediyor", dahası bunu
olumluyordu, bu manşetle…
"Fırça" kelimesi bir "kışla deyimi" olarak haberdeki yerini alıyor,
durumun önemi, gücü ve manasının altını çizmek için kullanıyordu.
Her yaştan okur da, yasalar, kurallar, demokrasi bir yana deyip,
oyununun kuralını tekrar hafızasına nakşediyordu. Gençler "bu ülkede kim
kimden emir alır, kim kime emir verir, beteri kim kimden emir almalıdır,
kim kime emir vermelidir…" gerçeğini kez daha öğreniyordu, Türk
basınının amiral gemisinin sayfalarından…
Dönem, muhtıra dönemi…
Kimileri diyebilir ki, böyle dönemlerde merkezdeki gazete yöneticisi
için yarını tahmin etmek, daha doğrusu yarın kazanacak atın üzerine
oynamak ha-yatidir…
Sorun da bu zaten…
Bilin ki, askeri dönemler biraz da bu yüzden yakamızdan düşmezler…
|