|

Senaryo Öngörüldüğü Gibi mi?
Mehmet Altan/25.05.2007/gazetem.net
Dün
yayınlanan 'Şimdi Provokasyon Zamanıdır' adlı yazıdan tam bir ay önce de
'Provokasyonun üç sıcak noktası...' başlıklı bir yazı yazmıştım. Bir
bölümü aynen şöyleydi:
'Dün Bingöl'ün Yayladere kırsalında...
Bir uzman çavuş daha şehit oluyor...
Üç günde ölen askerlerimizin sayısı ona çıkıyor.
Sanki bir el... Hem içerde...
Hem de dışarıda Kürt meselesini eş zamanlı kaşımakta...
* * *
Dış politika nedeniyle sinsice gösterilen kırmızı bir kart mı?
Cumhurbaşkanı seçimi arifesinde şahinlerin 'derin' dayanışması mı?
İkisi birden mi?
İlkbaharda beklenen...
Kürt sorunundaki muhtemel provokasyonlar da başladı.
Sürpriz maalesef yok.
* * *
Statükocuların...
Değişime karşı en çok medet umdukları nokta olan...
Kürt meselesi hareketlenmeye başladı.
Türkiye'yi öfke dolu bir ıstıraba doğru sürüklemek amaçlanmakta.'
* * *
Şimdi sanki öngördüğümüz bu kanlı senaryo adım adım yürümekte...
Önceki gün 1979 doğumlu Güven Akkuş, intihar bombacısı olarak ortaya
çıkıyor...
Ankara'da altı kişinin öldüğü, 100'e yakın insanın yaralandığı bombayı
patlatıyor.
Hemen ertesinde...
Bakıyoruz...
Şırnak'ta...
Besler Dereler mevkiinde mayın patlaması sonucu altı askerimiz şehit
oluyor...
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, devletin birinci görevi 'can
güvenliğini korumak' değil midir, diye düşünüyorsunuz.
Ankara'da 24 saatte kimliği teşhis edilen, üstelik de sabıkalı birisi,
bir katliamı bu kadar rahatlıkla nasıl gerçekleştirebiliyor?
Şırnak'ta ise...
Bunca gelişmiş teknolojiye rağmen mayınlar askerlerimizi bu kadar rahat
nasıl yok edebiliyor?
* * *
Koruma altındaki sınırlardan...
Silahlar...
Bombalar...
Silahlı unsurlar...
Rahatlıkla geçmekle kalmıyor, elini kolunu sallayarak etrafa mayın da
döşeyebiliyorsa...
Bununla da yetinmeyip kentin göbeğinde katliam yapabiliyorsa...
Üstelik Genel Kurmay Başkanı da 'bunların devam edebileceğini'
vurguluyorsa...
Bir vatandaş, önceliği can güvenliğini korumak olan devleti için ne
düşünür?
Askeri... Polisi... Jandarması...
İstihbaratçısı... Bakanı... Başbakanı...
Bunları önlemekle görevli değil mi?
Doğrusu Türkiye'nin genel seçimler öncesinde kanlı bir ortama
çekileceğini düşünenler açısından...
Olup bitenler sürpriz değil.
Bunun önlenmemesi...
Hatta artarak sürmesi halinde...
Öngörülen hedefler şu şekilde tahmin edilebilir: Ülkenin askeri bir
yönetime doğru kayması... Seçim olanağının kaybolması...
AB sürecinin dinamitlenmesi.
* * *
Türkiye'yi kanlı bir ortama sürüklemek en çok kimin işine yarar?
Türkiye'nin değişimini, dönüşümünü, yenileşmesini ve demokratikleşmesini
isteyenlerin işine tabi ki yaramaz.
Bu kanlı arena görüntüsü, Türkiye'yi eskisi gibi tutmaya, değişimin
önünü kesmeye, silahların ve silahlıların öne çıkmasına hizmet
edecektir.
* * *
10 Nisan'da uyarmışız...
10 Mayıs'ta tekrar yazmışız...
Şimdi yeniden söylüyoruz:
Kürt kartını oynayarak Türkiye'yi öfke dolu bir ıstıraba doğru
sürüklemek isteyenler bu oyunun senaristi ise...
Türkiye'deki bu kanlı vahşetin büyüyerek ve taşınamaz bir noktaya doğru
hızla götürüleceğini de bugünden söylemek mümkün...
Daha önce yanılmadık, ama inşallah bu sefer yanılıyoruzdur. Ama bizim
yanılıp yanılmamızdan öte, ülkenin güvenliğinden sorumlu olanların da
artık biraz 'sorumlu' davranması gerekmiyor mu? |