Batı basınının hoşuna
giden, Ertuğrul Özkök gibi gazetecilerin de hoşuna gidiyor. Sanıyor
ve ilan ediyorlar ki: "Türkiye'de sert bir laik-İslamcı (dindar)
kutuplaşması ve çatışması var.
AKP'lilerin pişkinliğine
hayranım. Her ortamda konuştukları bir dil, kullandıkları özel
sözcükler var: Evde, cemaatte, partide, TBMM'de, yurtiçinde,
yurtdışında... Daha doğru anlatımla, her ortamda şapkalarından bir
başka kuş çıkartıyorlar.
Geçen gün dedi ki,
"sadece iktidarı değil, devlet iktidarını ele geçirmek
istiyorlar"...
Haklıdır, çünkü bizde iki iktidar vardır. Bir, bildiğiniz hükümet...
İki, bilmediğiniz hükümet, yani devlet.
Çok eğlenceli, çok
endişe verici, çok komik, çok acıklı günlerden geçiyoruz. Ama bariz
bir şekilde çok karışık, çok kafa karıştırıcı ve bilinmeyen
yeniliklere gebe günlerden geçiyoruz.
Meydanlar insanlarla (ya da polislerle) dolup boşalıyor... Tandoğan,
Çağlayan, Kadıköy, Taksim...
Senaryo Öngörüldüğü Gibi mi? Dün yayınlanan 'Şimdi
Provokasyon Zamanıdır' adlı yazıdan tam bir ay önce de
'Provokasyonun üç sıcak noktası...' başlıklı bir yazı yazmıştım. Bir
bölümü aynen şöyleydi:
'Dün Bingöl'ün Yayladere kırsalında...
Teröristin ardında
bıraktığı kartvizitin, yaşanan olayı anlamak açısından hiçbir anlam
ifade etmediğini öğrendik artık.Ne canlı bombanın geçmişindeki TİKB
izleri; ne hapiste PKK'yla ilişki kurduğu iddiaları; ne de PKK'nın
eylemi sahiplenmeyişi bir şey ifade etmiyor artık.
Ulus'taki bombalamanın
PKK işi olduğu, "göstere göstere geldiği" yolunda çok güçlü emareler
var. Fakat "ilk alkla gelen değildir" mantığıyla hareket edenler
olayın ardında başka güçler arıyorlar.
Aynı tarihte
Filistin'de iç çatışma tırmanıyor. ABD, İsrail ve Mısır destekli
güçlerle karşıt güçler arasındaki çatışma şimdilik durduruldu ama
devam edeceği belli. Aynı tarihte Lübnan'da iç savaşı hazırlamaya
dönük çatışmalara yeni bir grup ekleniyor.
Bu ülkede hatırı
sayılır bir insan topluluğu, Türkiye'nin "şeriat düzeni"ne doğru
sürüklendiğini ve bunun Ak Parti'nin siyasi iktidarı altında
gerçekleştirilmekte olduğuna ciddi ciddi inanıyor.
Cumhurbaşkanı Sezer,
Harp Akademileri'ndeki "İster 'ılımlı', ister 'köktenci' olsun, din
devleti ile demokrasinin yan yana getirilmesi, tarihe ve bilime ters
düşen bir yaklaşımdır. Ilımlı İslam'ın çok kısa sürede radikal
İslam'a dönüşmesi kaçınılmazdır" demişti.
Başlığın ne kadar
ürkütücü geldiğinin farkındayım. Türkiye'yi böyle bir başlık altında
tartışmanın ne kadar acı olduğunun da. Ancak, önceki gün Ankara'da
patlayan bomba kadar acı, yalın ve gerçek bir durum var önümüzde.
Avrupa'nın; Türkiye'nin
tam üyeliğine karşı olan, birliği bir medeniyet projesi gibi
algılayan iktidar kadrolarına teslim oluşu, bu kadroların ABD'nin
küresel politikalarına göre saf tutması, ilerideki Ortadoğu/İslam
coğrafyası senaryolarına yönelik güçler dayanışmasının
belirginleşmesi Türkiye'ye yepyeni roller öneriyor.
Ertuğrul Özkök Doğan
Grubu yayın organlarına yönelik eleştirilerin insafsız olduğunu
söylemiş, dünkü yazısında. Zıt kutupların, yani ulusalcılar ile
liberallerin eleştirilerine aynı anda ve eşit oranda uğradıklarını
hatırlatıyor, o zaman bu durumda "biz doğru yerdeyiz, objektifiz"
imasında bulunuyordu.
1980
darbesinden bugüne kadar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) hangi
koşullarda ve ne zaman siyasete müdahale edeceği konuşulur. Sadece ülke
içinde değil, uluslararası alanda da, hep aynı sorular sorulur: "TSK
darbe yapar mı?".
Yorum
Erken Seçim Sürecinde Son Siyasi Gelişmeler
Burada daha
önemli olan, hadisenin içerdiği 'mesaj'dı. Yani bu hadisenin toplumda nasıl
algılanacağıydı. İşte bu nokta, statükocu laiklerin tahammül edemeyeceği ve
uzun-vadede zararlarına olacağını düşündükleri bir şeydi. Pastadan aldıkları
payı azaltıcı etkisi olabileceğini düşündükleri bu 'mesaj' yüzünden,
statükodan beslenen bütün kesimler, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına
karşı çıktılar. Devamı için
İRAN-ABD RESMİ
GÖRÜŞMELERİ!
Burada daha
önemli olan, hadisenin içerdiği 'mesaj'dı. Yani bu hadisenin toplumda nasıl
algılanacağıydı. İşte bu nokta, statükocu laiklerin tahammül edemeyeceği ve
uzun-vadede zararlarına olacağını düşündükleri bir şeydi. Pastadan aldıkları
payı azaltıcı etkisi olabileceğini düşündükleri bu 'mesaj' yüzünden,
statükodan beslenen bütün kesimler, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına
karşı çıktılar. Devamı için
Kavram
Salât/Namaz
'Salat'
kelimesi, esas itibarıyla 'yönelme' eyleminin çokluğunu, içtenliğini ve
mutlaklığını ifade eder. Aynı mana, mesela 'zekat' kavramı için de söz
konusudur. Burada 'tezkiye edilen şey' maldır ve zekatı verilmesi durumunda,
malın (hakkıyla ve gereğince) temizlenmiş olduğu ifade edilmiş olur. Buna
göre, 'sa-le-ve' kökünden türeyen 'salat' kelimesi, özel bir anlam kazanır
ve kulun Allah'a karşı "içten yönelişini" karşılar. Kişi, namaz kıldığında,
Allah'a yönelmiş olmaktadır ve bu yönelişin doğal sonucu olarak da, O'nu
yüceltmekte, O'ndan yardım dilemekte, O'nu övmekte, O'na bağlanmakta ve
O'ndan yardım istemektedir. Devamı için
Düşünce
Ambalaj Merakı
Mukaddes
ÖZKAN
Aile
içinde anne eşinden hediyeler beklerken, onun içten davranışını, ailesine
olan sevgisini, samimiyetini görmezden gelirken bunun nelere mal olacağını
düşünmek istemez. İlla da süslü paketlerde, faturası ağır hediyeler
beklerse, çocukların markalı poşetlere olan ilgisini nasıl
köreltebilirsiniz!..
paketin dışına değil içine
bakmak gibi bir basiret sahibi olabilmek için gayret gösterebilsek.Devamı için
Modernizmden Korunmanın Yolları
M.Kürşad ATALAR
Buna Tanrı da dahildir. Bu
yüzden, toplum yaşamını da insan kendi belirlediği kurallar çerçevesinde
düzenleyecektir. Günlük yaşamını, seküler bir içerikle sürdürecek; toplumsal
yaşamı da, çoğunluk idaresinin hakim olduğu bir ölçekte sürdürecektir. İşte
bu noktada, demokratik anlayış ve siyasal kurumlar devreye girmektedir.
Artık krallıklar veya sultanlıklar devri bitmiştir; yerine halkın iradesinin
tecelli ettiği parlamentoların hakimiyet dönemi başlamıştırDevamı
için
Varoluşsal
Başlangıçlar Yapmak
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Tepeden inmeci, baskıcı,
taklitçi, içi boş modernleştirme; biçimlerle, dış görünüşle, kılık kıyafetle
sınırlı bir modernleştirme; İslami, insani, ahlaki, manevi, içsel
nitelikler, bilgelikler, derginliklerin reddi/inkarı şeklinde
somutlaştırılan modernleştirme girişimleri, eksiksiz bir şekilde sömürgeci
yaklaşımın/mantığın/bağımlılığın ifadesi olarak ilerliyor
Haklısın,
dedi. Az ya da çok mühlet verilen biri olduğumuzu, dünya hayatının ahiret
hayatının ebediliği yanında az bir geçimlikten ibaret olduğunu unutuyoruz.
Dünyaya kazık çakacağımızı zannedip gönlümüzce yaşadığımız bir hayatın
hesabının istenmeyeceğini de sözlerimizle değilse de tavırlarımızla ikrar
eder gibiyiz.
Acaba bir
"şeyin" insanlar tarafından benimsenmesi veya bir "şeyin" taraftarı olmak;
ya da sözgelimi, bir dinin insanlar tarafından benimsenmesini, dünya
genelinde insanlar arasında yaygınlık kazanmasını "küreselleşme" olarak
nitelendirebilir miyiz? Devamı
için
Bir
Kitap tanıtımı
Milli
Din Arayışı ve TürkMüslümanlığı
Arif Kaya
Kitabın değerlendirilmesi:
Yazar, giriş kısmında önemli bir tespitle başlıyor. "…Zira modernitenin
talepleri lokal/yerel zeminle sınırlı olmayıp yaşamın her alanına dönüktür
ve değişimi de bu yönde ister. Bu bağlamda Modernizm'in dini yaşama dair
kamusal alan tahdidi aslında tedrici bir dönüşüm evresi olarak
düşünülmektedir. Modern talep şayet 'dini' ortadan kaldıramamışsa, asgari,
seküler, Protestan bir forma sokma arzusundadır. Dönüşüme tabi tutulmak
istenen İslam'a gelince o, var olan dünyaya rıza gösteren değil kendi var
oluş gerekleri doğrultusunda yeni bir dünya inşa etme amacındadır. Bireyin
kulluk/tevhid bilinci üzerine inşa edilecek bu inanç, ümmet eksenli bir
kabuldür ve çağı şekillendirme hedeflidir…"Devamı için