|

Esir
Pazarı*
Cihat Acz
- Üç ekmek, tereyağı,
süzme yoğurt, çay ve şeker…
-17 ytl…
- 7 ytl, 25 kuruş 35 kuruş 45 kuruş ve 50 kuruş… Gerisini yarın versem,
şu karşıki evde oturuyorum…
- Kusura bakmayın ama olmaz. Kredi kartınız var mı?
- Yok!!!
- Beyefendi o zaman…
- (Ne beyefendisi ya, takiyye yapma işte!) Bugün de kuru ekmek yerim,
bide şekersiz çay içerim kendime gelirim… Tereyağı, süzme yoğurt ve
şeker kalsın…
- Üç ekmek ve çay…
- 7 lira 40 kuruş, bide sakız alın tamam olsun.
- Şekerli sakız alabilir miyim, 2 tane? Çay içerken!..
- Olmaz 1 tane sakız, şekersizinden…
Olmuyor kardeşim. Mahallemde bakkal Süleyman amcamı istiyorum, hal hatır
sormayı, hatırımın sorulmasını, param olmadığı zaman veresiye yazdırmayı
istiyorum. Zamanımı, geniş market reyonlarında soğuk yüzlü kasiyerlerin
karşısında değil, küçük bakkal dükkanında muhabbetin sıcaklığıyla
harcamak istiyorum. İhtiyacım olmadığı halde beni al diye bağıran raf
sistemi değil, istediğim sadece ihtiyacım dahilinde alınması için
hazırlanmış bir raf sistemi. Mahallemde geceleri aç karnına uyuyanların
haberini almak ve onların derdine derman olmak istiyorum. Sadece,
kapitalist amaçlar için kurulan devasa, adeta insan bedeninin ve ruhunun
kaybolduğu market koridorlarını ve bu koridorlarda gözleri alışveriş
hırsıyla parlayan insan yığınlarının, tabiri caizse bir mabet gözüyle
baktıkları, bu köhnemiş, kokuşmuş ve insanlara geçici hazlar tattıran bu
yerleri istemiyorum.
Sabah namazından sonra açılan. Güne, günün bereketiyle başlayan…
Dükkanının kapısını besmeleyle açan, ayet'el-kürsilerle kapatan, güler
yüzlü, mahallelinin dertleriyle dertlenen, çocuklara bardak bardak
çekirdek veren, Cuma günü şeker dağıtan, sahurda evinin kapısını
çaldığımızda, yarı kapalı gözlerle kapıyı açan ama yüzündeki tebessümü
hiç eksik etmeyen…
- Şey akşam almayı unutuşuz da çay alacaktık, dediğimizde…
- Verelim evladım. Sahur çaysız olmaz, deyip gönlümüzü bir lahzada
alıveren bakkalımı geri istiyorum.
ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORUM?
• heybe, mayıs 2007 |