Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sa 342 | Haziran  2007

                   

 

 


İRAN-ABD RESMİ GÖRÜŞMELERİ!

1980 yılında ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'nin İranlı öğrenciler tarafından işgalinden sonra kesilen ABD-İran ilişkileri, Bağdat'ta gerçekleşen bir toplantıyla ilk kez resmen kurulmuş oldu. Her iki ülkenin Bağdat büyükelçilerinin başkanlığında yapılan toplantıda, Irak'taki şiddet olayları konusunun tartışıldığı ve başka bir konunun gündeme gelmediği bildirilmesine rağmen, böyle bir toplantının yapılabilmiş olmasının taşıdığı 'anlam' ve muhtemel sonuçları üzerinde bazı değerlendirmeler yapmak gerekmektedir.
ABD ile İran'ın ilk kez (Irak'la ilgili bile olsa) doğrudan görüşmeler yoluyla diplomatik ilişki kurmuş olmaları hususu önemlidir ve haber basına yansıdıktan sonra, hadisenin bu boyutu dikkat çekmiştir. Tabii ki burada akla hemen 'pin-pon diplomasisi' kavramı gelmektedir. Bu kavram, ABD ile Çin arasındaki soğukluğun, iki ülkenin masa tenisi takımlarının yaptığı maçlardan sonra giderildiğini anlatmak için kullanılmaktadır. Peki aynı durum İran için de geçerli olabilir mi? Yani Bağdat görüşmeleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin normale döneceğine dair bir işaret olarak alınabilir mi? Bu, pek öyle görünmemektedir. Çünkü Çin ile İran'ın durumu farklıdır. Çin, uzun süre Amerika ile ilişki kurmamıştır ancak daha sonra bu yönde bir 'niyet' ortaya çıkınca, yöntem konusunda bir çare arayışına gidilmiştir. O zaman bulunan çare, 'pin-pon maçları' olmuştur. Yani Amerika ile Çin, daha önceden bir ilişki kurma yönünde niyet sahibi oldukları için, bu maçlar, ilişkilerin kurulmasında işlev görmüşlerdir. Yoksa pin-pon maçları yaptıkları için ilişki kurmuş değillerdir! Peki aynı durum İran için de söz konusu mudur? Yani İran, Amerika ile öteden beri zaten resmi ilişki kurmak istemekte ve Irak'taki şiddet olayları da bu niyetini izhar etmek için iyi bir 'fırsat' mı olmaktadır? Bunu söylemek zor görünüyor. Belki böyle bir niyet, Hatemi dönemi için düşünülebilirdi, ama Ahmedinecad dönemi için buna dair bir emare pek görünmüyor. Elbette ki devletlerin bu konularda yürüttükleri 'gizli süreç'leri de vardır; fakat genel politik yaklaşım ve söylemine bakıldığında, Ahmedinecad hükümetinin böylesi bir çaba içerisinde olduğu söylenemez. O halde bu gelişmeyi nasıl yorumlamak gerekecektir?
Öyle görünüyor ki, İran, Irak'taki güç dengelerinde söz sahibi olduğunu ihsas ettirmek için bu görüşmeleri fırsat olarak görüyor. Çünkü Bush yönetiminin nükleer silahlar konusunda sıkıştırdığı bir ülke ile masaya oturup, bazı hususları müzakere etmesi (veya etmek durumunda kalması) İran'ın Irak'taki gücünün tescili anlamına gelmektedir (Burada Hudeybiye Musalahası'na dair bazı hususlar hatırlanabilir). Eğer konu, Irak'la sınırlı kalacaksa, bu görüşmelerden daha kazançlı çıkacak olan taraf, İran gibi görünmektedir. Tabii ki Amerika'nın bu duruma niçin 'izin verdiği' de ayrıca düşünülmelidir. Bu noktada da, öteden beri dile getirilen 'çekilme takvimi' belirleyici olmuş olabilir. Çünkü Irak'tan çekilme konusu, artık bir biçimde Amerika'nın da gündeminde bulunmaktadır. Eğer Amerika, bir şekilde Irak'tan çekilecekse, bunu elbette ki 'güvenlik kaygıları'nı bir şekilde tatmin etmiş olarak yapmak isteyecektir. Irak'ın % 65 şii nüfusa sahip bir ülke olduğu da dikkate alınacak olursa, İran'la görüşme yapma hususu tabii ki önem arz edecektir. Burada elbette, bu görüşmelerin İran'ın 'uyarılması' gayesiyle yapıldığı da düşünülebilir. Fakat eğer asıl amaç bu ise, bunun başka bazı kanallarla yapılacağı göz önüne alındığında, Amerika'nın burada daha farklı bir amacı olabileceği söylenebilir. O da İran'la ilişkileri 'bir biçimde' başlatmış olmayı kazanç saymak olabilir. Çünkü Amerika, Irak'tan çekilme işlemini bir şekilde gerçekleştirdiğinde, İran'ın bu ülkedeki nüfuzunun 'belirli sınırların dışına taşmamasına' çalışacaktır. Yani Amerika, bu görüşmede (veya belki ilerde gerçekleşecek başka bazı görüşmelerde) İran'a, 'sınırları'nı hatırlatma ihtiyacı duymuş olabilir. İran da, Irak üzerinde en büyük söz sahibi ülke olduğunu 'tescilleyecek' bu görüşmeler sayesinde, bazı politik tavizler vermeye razı olabilir. Öyle görünüyor ki, bu görüşmelerde bir 'pazarlık' da söz konusu olacaktır fakat her iki taraf da asıl almak istedikleri şeyi elde etmiş olarak masadan ayrılmak isteyeceklerdir. Şu an görünen o ki, Amerika, aktüel siyasal kazanımlar peşindedir, İran ise, 'tescil'in sağlayacağı faydaları daha önde tutmaktadır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...

www.iktibas.info www.iktibas.info