|

İRAN-ABD RESMİ GÖRÜŞMELERİ!
1980
yılında ABD'nin Tahran Büyükelçiliği'nin İranlı öğrenciler tarafından
işgalinden sonra kesilen ABD-İran ilişkileri, Bağdat'ta gerçekleşen bir
toplantıyla ilk kez resmen kurulmuş oldu. Her iki ülkenin Bağdat
büyükelçilerinin başkanlığında yapılan toplantıda, Irak'taki şiddet
olayları konusunun tartışıldığı ve başka bir konunun gündeme gelmediği
bildirilmesine rağmen, böyle bir toplantının yapılabilmiş olmasının
taşıdığı 'anlam' ve muhtemel sonuçları üzerinde bazı değerlendirmeler
yapmak gerekmektedir.
ABD ile İran'ın ilk kez (Irak'la ilgili bile olsa) doğrudan görüşmeler
yoluyla diplomatik ilişki kurmuş olmaları hususu önemlidir ve haber
basına yansıdıktan sonra, hadisenin bu boyutu dikkat çekmiştir. Tabii ki
burada akla hemen 'pin-pon diplomasisi' kavramı gelmektedir. Bu kavram,
ABD ile Çin arasındaki soğukluğun, iki ülkenin masa tenisi takımlarının
yaptığı maçlardan sonra giderildiğini anlatmak için kullanılmaktadır.
Peki aynı durum İran için de geçerli olabilir mi? Yani Bağdat
görüşmeleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin normale döneceğine dair bir
işaret olarak alınabilir mi? Bu, pek öyle görünmemektedir. Çünkü Çin ile
İran'ın durumu farklıdır. Çin, uzun süre Amerika ile ilişki kurmamıştır
ancak daha sonra bu yönde bir 'niyet' ortaya çıkınca, yöntem konusunda
bir çare arayışına gidilmiştir. O zaman bulunan çare, 'pin-pon maçları'
olmuştur. Yani Amerika ile Çin, daha önceden bir ilişki kurma yönünde
niyet sahibi oldukları için, bu maçlar, ilişkilerin kurulmasında işlev
görmüşlerdir. Yoksa pin-pon maçları yaptıkları için ilişki kurmuş
değillerdir! Peki aynı durum İran için de söz konusu mudur? Yani İran,
Amerika ile öteden beri zaten resmi ilişki kurmak istemekte ve Irak'taki
şiddet olayları da bu niyetini izhar etmek için iyi bir 'fırsat' mı
olmaktadır? Bunu söylemek zor görünüyor. Belki böyle bir niyet, Hatemi
dönemi için düşünülebilirdi, ama Ahmedinecad dönemi için buna dair bir
emare pek görünmüyor. Elbette ki devletlerin bu konularda yürüttükleri
'gizli süreç'leri de vardır; fakat genel politik yaklaşım ve söylemine
bakıldığında, Ahmedinecad hükümetinin böylesi bir çaba içerisinde olduğu
söylenemez. O halde bu gelişmeyi nasıl yorumlamak gerekecektir?
Öyle görünüyor ki, İran, Irak'taki güç dengelerinde söz sahibi olduğunu
ihsas ettirmek için bu görüşmeleri fırsat olarak görüyor. Çünkü Bush
yönetiminin nükleer silahlar konusunda sıkıştırdığı bir ülke ile masaya
oturup, bazı hususları müzakere etmesi (veya etmek durumunda kalması)
İran'ın Irak'taki gücünün tescili anlamına gelmektedir (Burada Hudeybiye
Musalahası'na dair bazı hususlar hatırlanabilir). Eğer konu, Irak'la
sınırlı kalacaksa, bu görüşmelerden daha kazançlı çıkacak olan taraf,
İran gibi görünmektedir. Tabii ki Amerika'nın bu duruma niçin 'izin
verdiği' de ayrıca düşünülmelidir. Bu noktada da, öteden beri dile
getirilen 'çekilme takvimi' belirleyici olmuş olabilir. Çünkü Irak'tan
çekilme konusu, artık bir biçimde Amerika'nın da gündeminde
bulunmaktadır. Eğer Amerika, bir şekilde Irak'tan çekilecekse, bunu
elbette ki 'güvenlik kaygıları'nı bir şekilde tatmin etmiş olarak yapmak
isteyecektir. Irak'ın % 65 şii nüfusa sahip bir ülke olduğu da dikkate
alınacak olursa, İran'la görüşme yapma hususu tabii ki önem arz
edecektir. Burada elbette, bu görüşmelerin İran'ın 'uyarılması'
gayesiyle yapıldığı da düşünülebilir. Fakat eğer asıl amaç bu ise, bunun
başka bazı kanallarla yapılacağı göz önüne alındığında, Amerika'nın
burada daha farklı bir amacı olabileceği söylenebilir. O da İran'la
ilişkileri 'bir biçimde' başlatmış olmayı kazanç saymak olabilir. Çünkü
Amerika, Irak'tan çekilme işlemini bir şekilde gerçekleştirdiğinde,
İran'ın bu ülkedeki nüfuzunun 'belirli sınırların dışına taşmamasına'
çalışacaktır. Yani Amerika, bu görüşmede (veya belki ilerde
gerçekleşecek başka bazı görüşmelerde) İran'a, 'sınırları'nı hatırlatma
ihtiyacı duymuş olabilir. İran da, Irak üzerinde en büyük söz sahibi
ülke olduğunu 'tescilleyecek' bu görüşmeler sayesinde, bazı politik
tavizler vermeye razı olabilir. Öyle görünüyor ki, bu görüşmelerde bir
'pazarlık' da söz konusu olacaktır fakat her iki taraf da asıl almak
istedikleri şeyi elde etmiş olarak masadan ayrılmak isteyeceklerdir. Şu
an görünen o ki, Amerika, aktüel siyasal kazanımlar peşindedir, İran
ise, 'tescil'in sağlayacağı faydaları daha önde tutmaktadır. |