Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 347 | Kasım  2007

                   

 

 


                           

Batı’nın Silahla Yapamadığını Hoşgörü- Diyalog Söylemiyle Yapmanın Bedeli: İngiliz Lordlar Kamarasında F. Gülen Radikal İslam’a Karşı Konuşlandırıldı

Mehmed Durmuş

Fethullah Gülen adıyla özetlenen siyasî/dinî 'hareket', İngiltere'nin başkenti Londra'da, hem de en önemli bir mekânda, İngiltere Parlamentosunun Lordlar Kamarası'nda oldukça önemli bir 'yapım' olarak vizyona sunuldu. Üç gün süren bir konferansta, gayet bilimsel bir perspektifle, 'Değişen İslam Dünyası'na Fethullah Gülen hareketinin katkıları tartışıldı. 25-27 Ekim, 2007 tarihinde Londra'da düzenlenen, 'Değişen İslam Dünyası ve Gülen Hareketinin Katkıları' başlıklı, toplam 24 oturumluk konferanstan bahsediyorum.
İngiltere'de F. Gülen cemaatine bağlı olarak faaliyet yapan 'Diyalog Derneği'nin (Dr. İ. Sabri Yılmaz) düzenlediği konferans, daha konferans başlamadan, 750 sayfalık tebliğ metinlerini kitaplaştırarak, gelen davetlilerin eline tutuşturacak kadar organizeli ve bütün oturumları, katılımcıları hayran bırakacak derecede dakik bir biçimde icra edilmiş. Konferansın bazı oturumları, dünyanın en önemli ekonomi okulu olduğu söylenen London School of Economics (LSE)'de, bazıları da 'çok itibarlı' 'School of Oriental and African Studies' (SOAS)'de gerçekleştirilmiş. Üç gün süren Konferansta, toplam 49 bilim adamı/akademisyen tebliğ sunmuş. Ayrıca İngiltere'den lordlar, bakanlar ve gazeteciler toplantılara dinleyici olarak iştirak etmişler. Katılım en üst düzeyde gerçekleşmiş.
Taha Kıvanç'ın deyişiyle, Ortadoğu'yu en iyi bilen İngilizlerin, bu en iyilerinin yuvalandığı yer olan SOAS'de ve yine dünyanın en iyi ekonomi okulu olduğu söylenen LSE'de böyle bir toplantının tertip edilmiş olması, öncelikle bir kenara not edilmeli, yine onun "İngilizler tatmin olana kadar soru sormaya devam ettiler." (1) cümlesi de, bu notun yanına ilave edilmelidir…
Katılanlar
Toplantıya katılanların tamamını burada anmanın gereği yok. Fakat Türkiye'den ya da Avrupa ve Amerika'nın değişik üniversitelerinde çalışan Türk kökenli bilim adamlarından bazılarının adlarını zikredebiliriz. Yaşar Yakış, Bülent Akarcalı, Mustafa Akyol, Mümtaz'er Türköne, Bekir Çınar (İngiltere), Alp Aslandoğan (Utah Üniversitesi, ABD), Prof. Rıfat Atay (Harran Üniversitesi - St. Andrews Üniversitesi, İngiltere), Gürkan Çelik (Utrecht Üniversitesi, Hollanda), Yusuf Alan (Hollanda), Emre Demir (Robert Schumann Üniversitesi, Fransa), Doğan Koç (Houston Üniversitesi, ABD), Kasım Erol (Birmingham Üniversitesi, İngiltere), Mustafa Gürbüz (Connecticut Üniversitesi, ABD), Mehmet Kalyoncu (Georgetown Üniversitesi, ABD), Özcan Keleş (Essex Üniversitesi, İngiltere), Ramazan Kılınç (Arizona Üniversitesi, ABD), Talip Küçükcan (Fatih Üniversitesi), Ahmet Kuru (San Diego Üniversitesi, ABD), Ali Paya (Westminster Üniversitesi, İngiltere), Zeki Sarıtoprak (John Carroll Üniversitesi, ABD), Fatih Tedik (Birmingham Üniversitesi, İngiltere), Erkan Toğuşlu (EHESS, Fransa), Prof. Etga Uğur (Utah Üniversitesi, ABD), Selçuk Uygur (Brunel Üniversitesi, İngiltere), Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak, Doğu Ergil, Ali Bayramoğlu ve Ruşen Çakır. Pakistanlı Asaf Hüseyin'in adını da burada anmış olalım.
Tartışılan Başlıklardan Bazıları
* Orta Asya'daki Gülen okullarının 10 yıllık incelemesi, 1997-2007.
* Türkiye'de İslam ve laiklik konusunda değişen perspektifler: AKP ve Fethullah Gülen hareketi.
* Dini teröre sivil yanıt: Gülen hareketi PKK ve Hizbullah'a karşı.
* Gülen'in söylemi ve İngiliz müslümanları üzerindeki etkisi.
* Fethullah Gülen ve barışın sağlanmasına katkısı.
* Fethullah Gülen Aleviler'e hitap edebilir mi?
* Fethullah Gülen'den ilham alan çalışmaların finanse edilmesi: Harekete bağlılığı sağlamak.
* Gülen'in İslami yapılanma ve sosyo-politik etkileri üzerine düşünceleri.
* Gülen hareketinin adabı ve etik değerleri ile Afganistan'da eğitim.
* Entelektüel tarihte Gülen hareketinin yeri.
* Fethullah Gülen hareketi nasıl mümkün oldu?
Amaç ve Misyon
Londra Lordlar Kamarası'ndaki bu konferansın amacı ve misyonu nedir? Biz, yine konferansa katılanların kendi sözlerinden ya da konferansı izleyen gazetecilerin tespitlerinden hareketle, zaten iyi bilinen bu amaç ve misyonu tespit etmeye çalışacağız.
Öncelikle konferansın ismi, tartışılan başlıklar ve konferansın icra edildiği mekana dikkatimizi yoğunlaştırmamız gerekir. Konferansın başlığı, 'İslam dünyası'nın değiştiği, daha doğrusu değişmekte olduğu tespitinden hareket etmektedir. 'İslam dünyası'nın değişiminden kast edilen şey, liberal/özgürlükçü bir 'İslam' anlayışının, Kur'an İslamı yerine ikame edilmesidir. Bütün İslamî temel kavramlar ve mefhumlar, seküler karşıtlarıyla değiştirilmekte, Müslüman, imanında tereddüte düşürülmektedir. Siz kötüsünüz, barbarsınız, batı ise iyidir denmektedir. Değişim denilen 'olgu' özet olarak budur. İşte bu değişimde, Fethullah Gülen ve cemaatinin çok önemli katkıları var. Bu katkının ne olduğu, tamamı İngilizce olan 750 sayfalık tebliğ metinlerinde (2) çok çarpıcı ve ufuk açıcı tespitlerle izah edilmektedir.
Konferansta tartışılan konular, İslam’ın pasifize edilmesinde ve laikleştirilmesinde en kapsamlı rolü oynayan bir 'dinî' cemaatin irdelenmesine mahsustur.
Konferansın neden Lordlar Kamarası'nda yapıldığına, bir başka deyişle İngiliz hükümetinin bu âlicenaplığı göstermesinin sebebi hikmetine gelince, bunun cevabı "İslami radikalizm korkusu ve İngiliz gençlerinin İslam'a artan ilgisi"dir.(3) Açıktır ki, İslamî radikalizm denilen yayılmanın önüne bir set çekilmesi ve İslam'a ilgi duyan İngiltereli gençlerin, söz konusu radikal akımlardan soğutulması gerekmektedir. Bunu sağlayacak araçlardan şu an için en elverişlisi, F. Gülen hareketidir. Bu vesileyle Lordlar Kamarası'nda, 'tek Müslüman' olan Lord Ahmed'e ikinci bir 'dindaş' olarak F. Gülen'in ilave edilmesinde 'hayır' umulmuş olmalıdır. 'Lord' sıfatının F. Gülen için küçük kaldığı muhakkaktır, lakin meyveler sabırla olgunlaşırmış, görelim bakalım talih ne gösterecek…(4)
Konuşmacılardan çıkan ortak kanaat o ki, F. Gülen Batı ve İslam arasındaki ilişkileri olumlu yönde geliştirmeyi hedeflemektedir. İnsanlara inançları, renkleri ve milliyetleri ne olursa olsun hizmet etmeyi istemektedir. Gazeteci Ruşen Çakır, kendi gözlemlerini şu şekilde özetlemektedir: "Konferans boyunca gerek cemaat üyesi sosyal bilimciler, gerekse yabancı tebliğciler dönüp dolaşıp şu formülü dile getirdiler: 11 Eylül (İngiltere için de 7 Temmuz) sonrası tüm dünya, buna bağlı olarak da İslam dünyası büyük bir dönüşüm geçiriyor. Bu dönüşümün teröre değil de evrensel barışa hizmet etmesi için İslam düşüncesinin yenilenmesi (tecdid), Batı'ya karşı düşmanca bakışın yerini diyalog ve işbirliğine bırakması, bütün bunların olabilmesi için de İslam dünyasında bir eğitim seferberliği olması gerekiyor. İşte Gülen hareketinin bunca yıllık deneyim ve birikimi tam da bu ihtiyaca cevap veriyor. Bu nedenle Batı bu hareketi destekleyip önünü açmalı, onun İslam yorumunun tüm İslam dünyasına egemen olması için katkıda bulunmalıdır." (5)
İşte hareket, önü açıldığı ve desteklendiği için Lordlar Kamarası'nda ağırlanmıştır.
Vatikan Dinlerarası Diyalog Konseyinin İslam Ofisi yöneticisi Prof. Thomas Michel, 'Müslüman âlemindeki değişim ve gelişimin önemine' değinerek, bu değişim içinde "Gülen topluluğunun rolünün incelenmeye değer önemde olduğu" tespitini yapıyor. (6) Derby Üniversitesi öğretim görevlisi olan Prof. Paul Weller ise Gülen'in İslam ile terörün eşleştirilmesine açıkça meydan okuduğuna dikkat çekerek, din adına masum insanların öldürülmesini lanetlediğini vurguluyor. Paul Weller, Gülen'in, fikirlerini İslam'ın içini boşaltarak oluşturmadığını, doğrudan 'otantik İslamî kaynaklardan' beslendiğini, Kur'an'a ve sünnete dayalı, yapıcı bir dinamik sunduğunu ileri sürüyor.(7) Doğrudur, biçimsel olarak ayete, hadise, siyere, fıkıha dayanmaktadır. Zaten İsa'nın getirdiği İslam'ın Hristiyanlaştırılması da böyle olmuştu. Ayete ve hadise dayanmayan bir din yorumunu, bu toplumun kabul etmeyeceğini kim bilmez ki?!
Anti Radikalizm
Toplantıyı bizzat yerinde izleyen gazeteci Nazlı Ilıcak'ın şu cümlesi, Londra konferansını özetlemektedir: "İngiltere terörizmle mücadele etmek için, Gülen'in düşünce dünyasından nasıl yararlanabileceklerini tartışıyor."(8) Antropolog Fabio Vicini'nin sözleri, Nazlı Ilıcak'ı desteklemektedir. Diyor ki antropolog, "Bu çalışma Fethullah Gülen gibi düşünürlerin görüşlerinin terörizmle mücadele için politik terimlere nasıl çevrilebileceğini açıklar."(9) Konferansa katılan bilim adamlarının tebliğlerinden, 7 Temmuz 2005 tarihinde, Londra metrosuna yapılan saldırıyı, "Birleşik Krallık'ta büyüyen Müslümanlar"ın yaptığına kesin olarak kanaat getirdikleri anlaşılmaktadır. Ve bu bilim adamları, İngiliz hükümetini, birçok Müslüman'ı ve sivil toplumun büyük bir kesimini şoke eden bu olayların sonucu olarak, Birleşik Krallık'ın 'çok kültürcü' politik anlayışının yoğun bir şekilde sorgulanmaya başladığını ifade etmektedirler. Bunlardan birisi olan Paul Weller, siyasetçiler ve sivil toplumun bazı kesimlerinin, Müslümanlar arasında algılanan bir 'ayrılıkçılık' (duygusunu) fark ettiklerini, bunun üzerine, ortak değerlere ve sosyal uyuma olan ihtiyacı vurguladıklarını ve 'ılımlı İslam'ın ve 'ılımlı Müslümanlar'ın desteklenmesi gerektiğini savunmaya başladıklarını ifade etmektedir. Weller'in cümlelerine bakılırsa, liberal veya modernist kabul edilen Müslümanlar 'iyi', (kimi) gelenekçilerle, radikal ya da fundamentalist olarak adlandırılanlar 'kötü' veya 'şüpheci' sayılmışlardır. (10) Alın size bir soru(n): Bu tasnife göre, Fethullah Gülen hangi tarafa, 'iyi' kategorisine mi, 'kötü' kategorisine mi yerleşir?
Bu soruyu cevaplandırmada yardımcı olacak bazı dökümanları da hatırlatabilirim: Radikallere karşı ılımlı İslamcıların desteklenmesi gerektiğini emreden meşhur RAND raporu; George Bush'un, "Radikal İslam şeytandır asla teslim olmayız" sözü;(11) George Bush'un Milli Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley'in, "İslamcı terör'le mücadelede ılımlıları, radikallere karşı savaşmada cesaretlendirmeliyiz" mealindeki sözleri;(12) içlerinde Ayaan Hirsi Ali, Teslime Nesrin ve Salman Rüşdi'nin de yer aldığı bir grup entelektüelin "Yeni tehdit: İslamcılık" başlıklı manifestolarını(13) vb…
Fethullah Gülen hareketinden beklentiler ve Lordlar kamarası Konferansına katılan bilim adamı ve siyasetçilerin ortak kanaatleri, bu hareketin, kesinlikle radikalliğe karşı olduğudur. Zaman gazetesinin, konferansı izleyen bir muhabiri, toplantıya katılan bir Türk akademisyenin kendisine söylediği şu sözlere yer vermektedir: "Fethullah Gülen'in hoşgörü ve diyaloğu esas alan fikirleri dünyadaki radikalleşmeye bir çare sunduğu için her geçen gün daha fazla ilgi çeker hale geldi."(14) Aynı gazeteciye göre, birçok kişinin konferansın açılış kısmından çıkardığı sonuç şudur: Türkiye'den çıkıp hızla küreselleşerek her dinden radikalleşmeye karşı bir çare sunan Fethullah Gülen hareketini her kesim, kendi açısından ilgiye değer bulmuş; diğer Batılı çevreler gibi İngilizler de bu harekete daha çok İslam dünyası üzerindeki etkisine göre bir değer biçmiştir. Hareket, Müslüman Türklerin demokrasi, insan hakları, çoğulculuk ve karşılıklı saygı gibi değerleri içselleştirmesini sağlamış, İngiltere'deki gençler arasında da radikalleşmeyi önleyici bir etki sağlamıştır.(15)
F. Gülen'i tartışan uzmanlar, gerçekten alanlarının tam uzmanı olduklarını her haliyle belli etmektedirler. Mesela ABD'nin Alabama eyaleti, Auburn Üniversitesi'nde Dini Araştırmalar Profesörü olan Richard Penaskovic, 'Gülen'in önerileri'ni tartışırken, ne kadar önemli ve 'gerekli' bir ayrım yapmaktadır! Prof. Pensakovic diyor ki, "Öncelikle, bir din olarak İslam ve dini bir görüntüye ve apokaliptik bir dile bürünmüş siyasi bir ideoloji olan küresel İslamcılık ayrılmalıdır. Bir din olarak İslam; hoşgörü, barış, diyalog ve karşılıksız sevgiyi teşvik eder. Ancak, ideolojik olarak, küresel İslamcılık, kendi insanlarına karşı şiddet uygulamaya hazır olan Leninizm, Baader-Meinhof örgütü ve Kızıl Tugaylar gibi seküler terör ideolojilerine benzerdir." Ve ekliyor, "kelime dağarcığımızdan, "kin", "düşman" ve "intikam" gibi sözcükleri çıkarmalıyız."(16)
İşte, 'Değişen İslam Dünyası ve Gülen Hareketinin Katkıları' diye ağızlarda tutulan baklanın iyi çekilmiş röntgeni budur. F. Gülen'in kendisi Amerika'da istirahat buyururlarken, fikirlerini Londra'da Lordlar dünyasında tartışmaya değer kılan şey işte bu ayrımdır. 'Bir Din olarak İslam' derken, Pavlus'un hristiyanlığı misali, akidevi netliği tamamen bozulmuş, siyasî içeriği boşaltılmış, başta İngilizler olmak üzere dünyanın şer güçlerine karşı hiçbir siyasî itirazı olmayan ve kendisi bizzat iktidar olmaktan tamamen ve ilanihaye vazgeçmiş bir din kastedilmektedir. Buna ister nurculuk densin, ister Fethullah Gülencilik densin, ılımlı İslam densin, ne denirse densin fark etmez yeter ki Türk Müslümanlar bu dini benimsesinler. Bu 'iyi' bir İslam'dır, ama siyasal İslam, yani İslamcılık kötüdür, şeytandır ve nerede görülürse başı ezilmelidir. Bu uğurda bir tedbir olarak, 'kin', 'düşman' ve 'intikam' gibi kelimeleri söküp atmamız istenmektedir. Bu kelimeler bizi bozar, fakat bize bunları atmayı önerenlere ilaç gibidir.
Çatışma Yerine Diyalog
Fethullah Gülen adının geçtiği yerde diyalog, sevgi, uzlaşma, hoşgörü, gönüllülük, düşmanlığa düşman olma, herkesi konumunda kabul etme, evrensel insanî değerlerde buluşma, paylaşma, muhabbet fedailiği, adanmışlık ruhu,(17) uzlaşı, köprü, ılımlılık gibi anahtar kelimeler etrafında bir söylem geliştirileceği malumdur. Bu söyleme isterseniz bir 'alternatif din' de diyebilirsiniz. Londra konferansında Gülen 'diyalog şampiyonu' olarak bir anlamda tescil edilmiştir. Kimi uzmanlar (Richard Penaskovic) Huntington'ın medeniyetler çatışması tezine Gülen'in, hoşgörü, dinler arası diyalog ve sevgi ile olumlu bir cevap verdiğini ileri sürmüşlerdir. Alabama'da bir üniversitede öğretim üyesi olan Richard Penaskovic, Fethullah Gülen'in bu özelliğini anlatmak için, Gülen'in inancını, "renksiz, kokusuz ve tatsız bir bardak suya" benzetmiştir.(18) Bu örnek bile tek başına, batılı entelektüelin önyargısını, tarafgirliğini ve bilimselliğinin, kendi çıkarlarıyla doğrudan alakalı olduğunu göstermeye yetmektedir. Çünkü bu batılı bilim adamları, F. Gülen'in ılımlı fikirleri, kendi emperyalist ve İslam düşmanı tutumlarına destek sağladığı için yüceltiyorlar. Aynı bilim adamlarının, Fethullah Gülen gibi sıradan bir vaizin değil, bizzat İslam'ın peygamberi olan Muhammed (sav)'in 'fikirlerini' renksiz, kokusuz ve tadsız (berrak) bir suya benzettikleri hiç vaki olmamıştır. Tersine, kendi topraklarında Peygamber (a.s)a yapılan en iğrenç hakaretlere de sessiz kalmayı yeğlemişler, belki de el altından bu iftiraların devam etmesini teşvik etmişlerdir.
Fethullah Gülen Sekülerizmi
Londra'da yapılan Fethullah Gülen konferansı bir kez daha ortaya koymuştur ki, F. Gülen 'hareketi' İslamî siyasî bir hareket değildir, aksine, seküler bir harekettir. Fethullah Gülen, Laiklik-İslam kutuplaşmasında, İslam tarafını tutmakta değildir. Onun ve hareketinin böyle bir sorunu yoktur. Washington Üniversitesinde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Ahmet Kuru, 'Türkiye'de İslam ve sekülerizmin değişen perspektifleri: Gülen hareketi ve AK parti' başlıklı tebliğinde bu konuya şöyle açıklık getirmektedir:
"Türk siyasetinin on yıllarca belirleyici özelliği olan sekülerlerle İslami gruplar arasındaki münakaşa 90'lı yılların sonunda İslami grupların politik söyleminin sekülerizmi kucaklamasıyla bitti. Kamusal alanda devletin yalnızca seküler dünya görüşlerinin ifadesini desteklemesi ve resmen din ve dini sembolleri bu alandan dışlaması anlamında devlet eliti Fransız usulü katı bir sekülerizmi savundu. Öte yandan İslamcı muhafazakârlar, devletin kamusal alanda dinin görünürlüğüne izin verdiği Amerikan modeli pasif sekülerizmi desteklediler. Kısacası son 10 yılı aşkın sürede Türkiye'nin yaşadığı sekülerizm ve İslamcılık arasında bir mücadeleden çok, iki tarz sekülerizm arasındaki mücadeleydi. Son zamanlarda Gülen hareketi uluslararası bir aktör oldu ve pasif sekülerizmi savundu. Aynı şekilde İslamcı Milli Görüş Hareketinden gelmesine rağmen AK Parti de şimdi ateşli bir AB üyeliği savunucusu, pasif sekülerizm ve demokratik rejim destekçisi. Bu çalışma bu iki önemli sosyal ve politik aktörün belli yapısal koşullarla ve birbirleriyle etkileşimleri sonucu yaşadıkları dönüşümü inceleyecektir."(19)
Ahmet Kuru, son derece yalın bir gerçeği ifade etmiştir. Türkiye'de sekülerliği çok az bir İslamî kesim, mücadele edilmesi gereken İslam karşıtı bir ideoloji olarak görmektedir. AKP tabanı, F. Gülen cemaati ve benzeri birçok cemaat ve grup, artık laikliği bir 'din hürriyeti' olarak algılama kararı almışlardır. Bu algılatma sürecinde F. Gülen'in 'hizmeti' inkâr edilemez. Ahmet Kuru'nun parmak bastığı gibi, mesela Abant toplantıları bu uğurda atılmış çok mühim adımlardır.
Derby Üniversitesi'nde görevli, dinlerarası ilişkiler profesörü Paul Weller, F. Gülen'in, hem ideolojik sekülerizm, hem de siyasi İslamcılık ile bağlantısı olan Türkiye Cumhuriyeti'nde İslam'ın siyasi olarak kullanılmasının eleştirilmesi gerektiği yönündeki çabasına değinmektedir.(20) Prof. Weller, genç Müslümanların dünyayı son derece ayrılıkçı usullerle değerlendiren anlayışlara kapılmalarını engellemek gerektiğine değinmekte; F. Gülen'in bazı Müslümanların dünyayı dâr-ül İslam ve dâr-ül Harb gibi ayrımlara tabi tutmalarına olan itirazına atıflar yapmaktadır. Gülen'in fikirleri, kızgın genç insanların dinî coşkusunu, şiddetli ve çatışmacı anlayışlarını, kendini eleştiriye yönelik bir yenilenmeye sevk etmektedir.(21) Fethullah Gülen'in Türkiye'deki ve hususan Zaman'daki 'sesi' demek olan Hüseyin Gülerce, Prof. Paul Weller'in sözlerini şöyle özetlemektedir: "Gülen, dünyayı radikal akımların yaptığı gibi Darülislâm ve Darülharp olarak ikiye bölmüyor, bütün bir dünyaya Darülhizmet olarak bakıyor."
Antropolog Fabio Vicini, F. Gülen'in, seküler eğitime, demokratik prensiplerle uluslararası insan hakları kavramına sadakatle bağlı kalan fikirlerine, seküler sorumlu vatandaşlar oluşturma projesine atıf yapmakta ve hareketin, "daha insanî çağdaş bir Avrupa toplumuna katkı potansiyelini" tartışmaya katkı sağladığını vurgulamaktadır.(22)
Fethullah Gülen'e bağlı okulların başarısı bütün dünyada konuşulmaktadır. Hâlbuki bu okullara İslam değil, sekülerizm açısından bakılmalıdır. İngiliz siyasetçi Dr. Harvey Marshall, okulların, Türk okulu ya da İslam okulu olarak adlandırılmaması gerektiğini, bu okulların herkese açık olduğunu ve başarının da buradan geldiğini söylemiştir.(23)
Aşırılığa Karşı Ilımlılık
LSE'de araştırmacı olan Maigre, bir uzlaşı ve sentez adamı olarak olarak gördüğü F. Gülen'in, yerel ile küresel ve Kemalist ile İslamcılar arasında bir aracı rolü oynadığını, Gülen hareketinin fikir ve din özgürlüğü, demokrasi ve Türkiye'nin AB üyeliğine destek veren, eğitim ve diyalog faaliyetleriyle çok kültürlülüğe özel bir önem atfeden yapısına dikkat çekmiştir. Tebliğinde, "Gülen hareketi, Türkiye'deki siyasal İslam'ın ılımlılaşmasını etkiledi mi?" sorusunu soran Maigre, hareketin bu konuda önemli bir rol oynadığını, hem de, Gülen hareketinin en büyük başarısının, Türkiye'deki İslamcı hareketleri ve mensuplarını, oluşturduğu ılımlı üçüncü yola çekmesi olduğunu ileri sürmüştür. Fakat yine de ona göre F. Gülen hareketi bu hususta tek değildir.(24)
Maryland Üniversitesi'nden Prof. Louis Cantori, Gülen'in her geçen gün daha fazla öne çıktığını ve çağdaş reformcu Türk İslamı'nın sözcüsü haline geldiğini, onun sayesinde Kemalizm'le İslamî cumhuriyetçilik arasında güçlü bir köprü inşa edildiğini ifade etmektedir.(25)
Referans gazetesi yazarı Mustafa Akyol, F. Gülen'in İslami değil, liberal demokratik bir devlet istediğini, bunun en güzel kanıtının ise, Türkiye'de muhafazakârlarla laik liberallerin çarpıcı ittifakı olduğunu belirtmektedir.(26)
Sonuç
Cumhuriyetin kurulduğu günden beri var olan İslam'ı reforme etme, Protestanlıktan da öte, tam bir tapınak dini haline getirme ya da sufilerin yer altına kazdıkları çilehaneler misali yeryüzünden söküp yer altına hapsetme girişimleri devam ediyor. İslam’ı reforme etme projesi bazen jakoben Kemalizm olarak karşımıza çıkıyor, bazen Özalizm, bazen de Fethullah Gülen-AKP konsorsiyumu v.b. Yaklaşık onbeş yıldır F. Gülen uluslararası güçler tarafından ciddi şekilde reklam edilmekte, önü açılmakta, faaliyetleri desteklenmektedir. Bu, ılımlılarla ılımsızların, yani Kur'an İslamı tarafını tutanlarla uzlaşmacı, batı ile işbirliğinden yana olanların mücadelesidir. Bu mücadelede kimlerin batını uşaklığını yaptığı, kimlerin Allaha kul olmayı öncelediği net olarak görülmektedir.
Nuray Mert'in dediği gibi İslam coğrafyası işgal, savaş ve savaş tehdidinden yıkılıyor. Konferansın yapıldığı İngiltere'de temel hak ve özgürlükler Müslümanlar söz konusu olduğunda askıya alınıyor. Tüm bunlardan bahsetmeden yapılan diyalog olsa olsa, başını kumdan çıkarmayan devekuşu barışı, devekuşu diyaloğu olur.(27) Nuray Mert diyor ki, "Barış istiyorlarsa önce Irak işgaline karşı çıksınlar, diyalog istiyorlarsa, bir de Iraklı direnişçilerle konuşmayı veya onları dinlemeyi denesinler." Bunlar son derece doğru sözler. Aynı mahallede oturdukları, aynı apartmanda, aynı katta, hatta karşı karşıya oturdukları Müslümanlarla bırakın diyalog yapmayı, onlara düşman gibi davranan bir zümre, 'diyalog' sayesinde bütün dünyayı fethettiğini söylüyorsa, bu diyalogdan şüphelenmemek mümkün müdür?
İslam, bütün batı medeniyeti tarafından terör dini olarak algılanmaktadır. Müslümanlar da, masum insanların kanını akıtmaktan zevk alan teröristler olarak yaftalanmaktadır. Bu hengamede 'İslam dünyası'ndan, ayetle-hadisle konuşmalarını süsleyen, ağlamasıyla, yakarışlarıyla tam bir pür-takvâ İslam alimi görüntüsünü başarıyla veren birileri çıkıyor ve batılıların İslam'la ilgili bütün 'sertlik' unsurlarını yumuşatıyor. İslam'ın savaş dini olmadığını, laiklikle demokrasiyle İslam'ın bir probleminin olmadığını haykırıyor. Batılılar şaşırıyor, önce 'acaba?' diyorlar, aman faka basmayalım, oyuna gelmeyelim, acaba bir takiyye ile mi karşı karşıyayız diye tereddüt belirtiyorlar. Fakat zamanla anlıyorlar ki bu damar gerçekçi bir damardır. Bu ekiple iş tuttuklarında, cihadcı İslam gidecek, pasifist, uzlaşmacı, işbirlikçi bir İslam egemen olacaktır. Hiç olmazsa, radikal İslamcıların işi bir süre daha zora girecektir. Kısacası, batılılar, kendilerinin bütün medya organlarıyla, iletişim aygıtlarının, propaganda yöntemlerinin en çıfıtıyla başaramadıkları, Müslümanları mankurtlaştırma işini, bir türk vaizi eliyle neticelendirmektedirler.
İşte Fethullah Gülen'e batının teveccühü bundandır. Gerisi teferruattır…
Fakat Rabbimiz Allah çok güçlüdür. Allah nurunu tamamlayacaktır ve bunun önüne kâfirler/müşrikler geçemeyeceklerdir.
Dipnotlar
1-Taha Kıvanç, Londra Toplantısının Ardından, Yeni Şafak, 29.10.2007.
2 -www.gulenconference.org.uk
3 -Hande Ekşi, www.gyv.org, 20.10.2007.
4 -F. Gülen, kendi odasındaki Osmanlı haritasını 'ufkumu daraltıyor' diyerek kaldırması (vizyon), onun yerine bir Dünya haritasını asması, daha sonra da dünyanın uzaydan çekilmiş fotoğrafını asması (Zaman, 31.10.2007), kendisini bir Mesih'den de öte bir misyonla görevli sandığını akla getirmektedir.
5 -Ruşen Çakır, Gülen Cemaati Batı Üzerinden İslam Dünyasına Açılmak İstiyor, Vatan, 29.10.2007.
6 -Netgazete.com. 25.10.2007
7 -Ali İhsan Aydın, Akademisyenler Lordlar Kamarasında F. Güleni Anlattı, Zaman, 26.10.2007.
8 -Sabah, 26.10.2007.
9 -Hande Ekşi, Gülen Konferansından Özetler, gyv.or, 26.10.2007.
10 -Prof. Dr. Paul Weller, Dirayet ve Hoşgörü: F. Gülen'in Düşünceleri, Zaman, 29.10.2007.
11 -Kasım Cindemir, Hürriyet, 02.02.2006.
12 -İslam Ruhunu Kurtarma Savaşı, Radikal, 20.10.2005.
13 -Radikal, 06.03.2006.
14 -Ali İhsan Aydın, İngiliz Lordlar F. Gülen'in Fikirleriyle Tanıştı, Zaman, 26.10.2007.
15- Ali İhsan Aydın, İngiliz Lordlar F. Gülen'in Fikirleriyle Tanıştı, Zaman, 26.10.2007.
16-Richard Penaskovic, Gülen'in Medeniyetler Çatışması Tezine Cevabı, Zaman, 01.11.2007.
17 -Bu virdleri Hüseyin Gülerce itina ile zikretmektedir. Zaman, 01.11.2007.
18 -Ali İhsan Aydın, Huntington'ın Çatışma Gördüğü Her Yer Yerde, Zaman, 28.10.2007.
19 -Hande Ekşi, Gülen Konferansından Özetler, gyv.org, 26.10.2007
20 -Paul Weller, Zaman, 29.10.2007.
21 -Paul Weller, Zaman, 29.10.2007.
22 -Hande Ekşi, Gülen Konferansından Özetler, gyv.org, 26.10.2007
23 -Bülent Keneş, Akademisyenler Lordlar Kamarasında Gülen'i Anlattı, Zaman, 26.10.2007.
24 Bülent keneş-A.İhsan Aydın, Gülen Hareketi Yerel İle Küresel Arasında Köprü Kuruyor, Zaman, 27.10.2007.
25 -Ruşen Çakır, Vatan, 27.10.2007 (gyv.org).
26 -Ruşen Çakır, Fethullah Hoca: Bu Harekete Ciddi Bir Katkım Yok, Vatan, 27.10.2007. (gyv.org)
27 -Nuray Mert, F. Gülen Hareketi ve Yeni Soğuk Savaş, Radikal, 01.11.2007.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...