Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 347 | Kasım  2007

                   

 

 


                           

Kuşatma ve Savrulmalar

Atasoy Müftüoğlu

Modernlik, kötülükleri ve şiddeti örgütlüyor, kurumsallaştırıyor. Modern sistem/dünya, kendi çıkarları adına insanlığı sınırsız acılara, ölümlere, sürgünlere, yoksulluklara, işkencelere mahkum edebiliyor. Emperyalist ihtiraslar, sadece petrol çıkarları için, milyonlarca masum insanı soykırıma tabi tutabiliyor. İslam dünyası toplumları olarak her gün yeni bir yıkım/kıyım yaşıyoruz. Emperyalist stratejiler yok edici süreçler geliştiriyor, oluşturuyor. Zamanımızın gerçeklerini bütün boyutlarıyla konuşmuyoruz, yansıtmıyoruz. Her toplum, her ırk, her cemaat, her hizip, yalnızca kendi çıkarlarıyla sınırlı bir dil, duyarlık, söylem, ilgi ve ilişki biçimi oluşturuyor. İnsanlık sorunlarını esas alan bir dil ve duyarlık gerçekleştirilemiyor.
Günümüzde bütün bir insanlık, sömürgeci kavram ve kurumlarla, ideolojik ve siyasal şarlatanlıklarla, ideolojik ve ırkçı kışkırtma ve abartmalarla, ideolojik ve ırkçı indirgemelerle, çok yanıltıcı pazarlama kavramlarıyla, keskin karşıtlıklarla, çatışmacı söylemlerle, düşüncesiz ve bencil eylemlerle, aşırı duygusallıklarla, genellemeci yorumlarla, hukuksuzluklarla, seks, cinayet ve sansasyon kültürüyle, televizyonlar tarafından güdümlenen çok sahte ve çok iğrenç hayatlarla, gerçeği gözlerden ve dikkatlerden saklayan modern ya da geleneksel söylencelerle, sahte imajlarla, konjonktüre ve ideolojik kopuşlar/savrulmalarla, akla/bilgiye/sağduyuya ihtiyaç duymayan, demagojiye dayalı siyaset anlayışıyla, ayrılıkçı siyasal ihtiraslar ve ırkçı ajitasyonlarla, devlet-merkezli milliyetçiliklerle, ideolojik meydan okumalarla, dışsal dayatmalarla, damgalayıcı tanımlarla, enformasyonun karartılmasıyla, klişe bilgilerle, medya manipülatörleri tarafından yürütülen kamuoyu manipülasyonlarıyla, her zaman havada kalan ideolojik genellemelerle, küresel sermayenin baskılarıyla, jakoben laiklik uygulamalarıyla, abartılı yüceltmeler ve abartılı aşağılamalarla, trajik çatışmalarla, diplomatik/politik/ekonomik izolasyonlarla, bireyselleşme süreçleriyle, ırkçı maskelerle, pagan kültürlerle, toplumsal gerilimlerle, savaş histerileriyle; İslam ve Müslümanlarla ilgili paranoyayla, bulanık yorumlarla, yakıcı sorunlar ve yakıcı kaygılarla, karmaşık gerçeklerle, mezhep ayrımcılıklarıyla, etnik parçalanmalarla, derin kimlik sorunları ve güven bunalımlarıyla, anlam karışıklıklarıyla, gösterişçi tüketim tutkularıyla, statü ve güç yarışlarıyla, nükleer çifte standartla, etno-merkezciliklerle, cinsel pervasızlıklarla ve son dönemde Türkiye'de çokça konuşulup tartışıldığı üzere ideolojik sosyolojiyle kuşatılıyor, baskılanıyor, zayıflatılıyor, parçalanıyor, insanlık dışı bir alana sürükleniyor.
İnsani bütün durumlara yabancı bir dünya oluşuyor.
İnsani ve vicdani her şeye kapalı olan bu dünya, modernlikler tarafından oluşturuluyor.
Toplumlarımız, kültürlerimiz, değer sistemlerimiz köleleştiriliyor.
İslamî hakikate ve temel kaynaklara yabancılaştığımız, yabancılaştırıldığımız için, maruz bırakıldığımız olumsuz gerçeklikleri doğru tanımlayamıyor, yanlış giden şeylerin farkına varmıyoruz. Her tür yanlışla mücadele etmemiz gerekirken, her tür yanlışla uzlaşma/işbirliği imkanları arıyoruz. Bütün bağlılıklarımız, biçimsel bağlılıklara dönüşüyor, adanmışlıklar tükeniyor, İslamî/dini hayatımız ve algılarımız, egemen dünya sistemi ve emperyal söylem tarafından çizilen sınırlar içerisin çekiliyor. Hurafeler ve bid'atlarla mücadele etmeyen dinî hayatımız, hurafeler ve bid'atlar tarafından teslim alınmak üzeredir.
İslamî çevrelerde, entelektüel, düşünsel ve kültürel hayat, kendisini yalnızca hikmete ilişkin geleneksel çerçevelerle ifade etmeye çalışıyor. Entelektüel hayatımızın ufku Mevlana ve Yunus Emre ile sınırlı hale gelmiştir. Bu isimler bir türlü aşılamamaktadır. Bir eserin yazıldığı dönemin kültürüne özgü kavramlarla, algılarla ortaya çıktığı unutulmakta, sözünü ettiğimiz eserlerin/isimlerin şimdinin bakış açılarıyla yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmamaktadır. Mistik sezgiler akıldan üstün sayılabilmektedir. İslamî çevrelerde yaşanan korkunç aşırılıklar kimseyi rahatsız etmiyor. Her hangi bir cemaate mensup bulunan Müslümanlar, şeyhlerinin, üstadlarının, liderlerinin; Allah'ın tüm sıfatlarından bir ölçüde pay sahibi olduklarına, bu zevatın eğer varsa eserlerinin kendilerine ilahi ilhamla yazdırıldığına inandırılabiliyor.
İlahi vahiyle aydınlanmış her akıl ve her sezgi, bütünlüğü titizlikle korumak zorundadır. İslamî bütünlük, hepimizden Allah'ın iradesine aklen, zihnen, kalben ve fikren bağlanmamızı ister. Hikmet ve sezgi hayatımızın yalnızca bir boyutudur. İslamî ilgimizi hiç bir nedenle tek boyuta indirgeyemeyiz. Dinî hayatımız dayatılan bir gündeme maruz bırakıldığı için kendi gerçek gündemini oluşturamıyor. Bu nedenle Haccın siyasal içeriği, anlamı, amacı ve imkanları hiç bir zaman gündeme alınamıyor. Edebiyat hayatımız bugünün gerçekliğini yansıtmıyor. Şiir dünyamız, edebi gösteri yapan ve hiç bir şey söylemeyen şiirlerle varlığını hissettirmeye çalışıyor. Manevi iktidar sahipleri, kitlelerin bilinçsizliğini köhne düşüncelerle sonuna kadar sömürüyor. Kitlelere sorumsuzca manevi kurtuluş vadeden manevi iktidar sahipleri, maddi dünyanın değiştirilmesi/dönüştürülmesi konusunda hiç bir bilgiye, kaygıya ve çabaya sahip değiller. Konformist kültürler, bütün bunalım dönemlerinde olduğu gibi bugün de, gizemli bilgilere, gizemli umutlara ve beklentilere yaslanıyor. Duygusal heyecanlar/hezeyanlar, dinî tezahürler haline geliyor. Bütün cemaatler hipnotik etki uyandıran bir söylem biçimiyle programlanıyor. Ruhani alana, ruhani olaylara, açıklamalara ve kişilere ilgi artıyor. Yaşadığımız bütün olaylar bütünüyle tevillerle yorumlanıyor.
Günümüzde, yalnızca direniş hareketleri, barbar, otoriter, faşist tarihe yanıt vermeye çalışarak, kendi özgür tarihimizi ve bilincimizi oluşturuyor.
İçerisinde bulunduğumuz, toplumsal, kültürel, siyasal karmaşayı, klişe duygularla, algısal ve ruhsal yönsüzlükle aşamayız. Eskiyen ve çürüyen yapıları/çerçeveleri, özgür bir Ümmet bilinci ve dayanışmasıyla bir kez daha sarsabilmeliyiz. Dünyaya, etnik köken, mezhep, hizip, cemaat fanatizminin ufkundan bakan hiç bir anlayış ahlaki bir meşruiyete sahip olamaz. Etnik köken, mezhep, hizip, cemaat fanatizmi bütün İslamî tanımları bulanıklaştırıyor, kirletiyor, ahlaki davranış bozukluklarına neden oluyor. Duygusallık, bencillik ve fanatizm temelinde oluşturulan her dil/söylem, umutlarımızın parçalanmasına neden oluyor. Her parçalanma, hepimizi yalnızlaştırıyor.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...