|

Kuşatma ve Savrulmalar
Atasoy Müftüoğlu
Modernlik,
kötülükleri ve şiddeti örgütlüyor, kurumsallaştırıyor. Modern
sistem/dünya, kendi çıkarları adına insanlığı sınırsız acılara,
ölümlere, sürgünlere, yoksulluklara, işkencelere mahkum edebiliyor.
Emperyalist ihtiraslar, sadece petrol çıkarları için, milyonlarca masum
insanı soykırıma tabi tutabiliyor. İslam dünyası toplumları olarak her
gün yeni bir yıkım/kıyım yaşıyoruz. Emperyalist stratejiler yok edici
süreçler geliştiriyor, oluşturuyor. Zamanımızın gerçeklerini bütün
boyutlarıyla konuşmuyoruz, yansıtmıyoruz. Her toplum, her ırk, her
cemaat, her hizip, yalnızca kendi çıkarlarıyla sınırlı bir dil,
duyarlık, söylem, ilgi ve ilişki biçimi oluşturuyor. İnsanlık
sorunlarını esas alan bir dil ve duyarlık gerçekleştirilemiyor.
Günümüzde bütün bir insanlık, sömürgeci kavram ve kurumlarla, ideolojik
ve siyasal şarlatanlıklarla, ideolojik ve ırkçı kışkırtma ve
abartmalarla, ideolojik ve ırkçı indirgemelerle, çok yanıltıcı pazarlama
kavramlarıyla, keskin karşıtlıklarla, çatışmacı söylemlerle, düşüncesiz
ve bencil eylemlerle, aşırı duygusallıklarla, genellemeci yorumlarla,
hukuksuzluklarla, seks, cinayet ve sansasyon kültürüyle, televizyonlar
tarafından güdümlenen çok sahte ve çok iğrenç hayatlarla, gerçeği
gözlerden ve dikkatlerden saklayan modern ya da geleneksel
söylencelerle, sahte imajlarla, konjonktüre ve ideolojik
kopuşlar/savrulmalarla, akla/bilgiye/sağduyuya ihtiyaç duymayan,
demagojiye dayalı siyaset anlayışıyla, ayrılıkçı siyasal ihtiraslar ve
ırkçı ajitasyonlarla, devlet-merkezli milliyetçiliklerle, ideolojik
meydan okumalarla, dışsal dayatmalarla, damgalayıcı tanımlarla,
enformasyonun karartılmasıyla, klişe bilgilerle, medya manipülatörleri
tarafından yürütülen kamuoyu manipülasyonlarıyla, her zaman havada kalan
ideolojik genellemelerle, küresel sermayenin baskılarıyla, jakoben
laiklik uygulamalarıyla, abartılı yüceltmeler ve abartılı
aşağılamalarla, trajik çatışmalarla, diplomatik/politik/ekonomik
izolasyonlarla, bireyselleşme süreçleriyle, ırkçı maskelerle, pagan
kültürlerle, toplumsal gerilimlerle, savaş histerileriyle; İslam ve
Müslümanlarla ilgili paranoyayla, bulanık yorumlarla, yakıcı sorunlar ve
yakıcı kaygılarla, karmaşık gerçeklerle, mezhep ayrımcılıklarıyla, etnik
parçalanmalarla, derin kimlik sorunları ve güven bunalımlarıyla, anlam
karışıklıklarıyla, gösterişçi tüketim tutkularıyla, statü ve güç
yarışlarıyla, nükleer çifte standartla, etno-merkezciliklerle, cinsel
pervasızlıklarla ve son dönemde Türkiye'de çokça konuşulup tartışıldığı
üzere ideolojik sosyolojiyle kuşatılıyor, baskılanıyor, zayıflatılıyor,
parçalanıyor, insanlık dışı bir alana sürükleniyor.
İnsani bütün durumlara yabancı bir dünya oluşuyor.
İnsani ve vicdani her şeye kapalı olan bu dünya, modernlikler tarafından
oluşturuluyor.
Toplumlarımız, kültürlerimiz, değer sistemlerimiz köleleştiriliyor.
İslamî hakikate ve temel kaynaklara yabancılaştığımız,
yabancılaştırıldığımız için, maruz bırakıldığımız olumsuz gerçeklikleri
doğru tanımlayamıyor, yanlış giden şeylerin farkına varmıyoruz. Her tür
yanlışla mücadele etmemiz gerekirken, her tür yanlışla uzlaşma/işbirliği
imkanları arıyoruz. Bütün bağlılıklarımız, biçimsel bağlılıklara
dönüşüyor, adanmışlıklar tükeniyor, İslamî/dini hayatımız ve
algılarımız, egemen dünya sistemi ve emperyal söylem tarafından çizilen
sınırlar içerisin çekiliyor. Hurafeler ve bid'atlarla mücadele etmeyen
dinî hayatımız, hurafeler ve bid'atlar tarafından teslim alınmak
üzeredir.
İslamî çevrelerde, entelektüel, düşünsel ve kültürel hayat, kendisini
yalnızca hikmete ilişkin geleneksel çerçevelerle ifade etmeye çalışıyor.
Entelektüel hayatımızın ufku Mevlana ve Yunus Emre ile sınırlı hale
gelmiştir. Bu isimler bir türlü aşılamamaktadır. Bir eserin yazıldığı
dönemin kültürüne özgü kavramlarla, algılarla ortaya çıktığı
unutulmakta, sözünü ettiğimiz eserlerin/isimlerin şimdinin bakış
açılarıyla yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmamaktadır. Mistik
sezgiler akıldan üstün sayılabilmektedir. İslamî çevrelerde yaşanan
korkunç aşırılıklar kimseyi rahatsız etmiyor. Her hangi bir cemaate
mensup bulunan Müslümanlar, şeyhlerinin, üstadlarının, liderlerinin;
Allah'ın tüm sıfatlarından bir ölçüde pay sahibi olduklarına, bu zevatın
eğer varsa eserlerinin kendilerine ilahi ilhamla yazdırıldığına
inandırılabiliyor.
İlahi vahiyle aydınlanmış her akıl ve her sezgi, bütünlüğü titizlikle
korumak zorundadır. İslamî bütünlük, hepimizden Allah'ın iradesine
aklen, zihnen, kalben ve fikren bağlanmamızı ister. Hikmet ve sezgi
hayatımızın yalnızca bir boyutudur. İslamî ilgimizi hiç bir nedenle tek
boyuta indirgeyemeyiz. Dinî hayatımız dayatılan bir gündeme maruz
bırakıldığı için kendi gerçek gündemini oluşturamıyor. Bu nedenle Haccın
siyasal içeriği, anlamı, amacı ve imkanları hiç bir zaman gündeme
alınamıyor. Edebiyat hayatımız bugünün gerçekliğini yansıtmıyor. Şiir
dünyamız, edebi gösteri yapan ve hiç bir şey söylemeyen şiirlerle
varlığını hissettirmeye çalışıyor. Manevi iktidar sahipleri, kitlelerin
bilinçsizliğini köhne düşüncelerle sonuna kadar sömürüyor. Kitlelere
sorumsuzca manevi kurtuluş vadeden manevi iktidar sahipleri, maddi
dünyanın değiştirilmesi/dönüştürülmesi konusunda hiç bir bilgiye,
kaygıya ve çabaya sahip değiller. Konformist kültürler, bütün bunalım
dönemlerinde olduğu gibi bugün de, gizemli bilgilere, gizemli umutlara
ve beklentilere yaslanıyor. Duygusal heyecanlar/hezeyanlar, dinî
tezahürler haline geliyor. Bütün cemaatler hipnotik etki uyandıran bir
söylem biçimiyle programlanıyor. Ruhani alana, ruhani olaylara,
açıklamalara ve kişilere ilgi artıyor. Yaşadığımız bütün olaylar
bütünüyle tevillerle yorumlanıyor.
Günümüzde, yalnızca direniş hareketleri, barbar, otoriter, faşist tarihe
yanıt vermeye çalışarak, kendi özgür tarihimizi ve bilincimizi
oluşturuyor.
İçerisinde bulunduğumuz, toplumsal, kültürel, siyasal karmaşayı, klişe
duygularla, algısal ve ruhsal yönsüzlükle aşamayız. Eskiyen ve çürüyen
yapıları/çerçeveleri, özgür bir Ümmet bilinci ve dayanışmasıyla bir kez
daha sarsabilmeliyiz. Dünyaya, etnik köken, mezhep, hizip, cemaat
fanatizminin ufkundan bakan hiç bir anlayış ahlaki bir meşruiyete sahip
olamaz. Etnik köken, mezhep, hizip, cemaat fanatizmi bütün İslamî
tanımları bulanıklaştırıyor, kirletiyor, ahlaki davranış bozukluklarına
neden oluyor. Duygusallık, bencillik ve fanatizm temelinde oluşturulan
her dil/söylem, umutlarımızın parçalanmasına neden oluyor. Her
parçalanma, hepimizi yalnızlaştırıyor. |