|

Nuh Tufanı ve Küresel Isınma: Helâk Olma ya da
Kurtuluş’un
Diğer Adı
İbrahim Eryiğit
Kur'an'da,
kavmiyle mücadelesine yer verilen ilk peygamber olma özelliğine sahip
olan Hz. Nuh'un kıssasını bilmeyen yoktur. O, Yaratıcıdan gelen tufan
uyarısı üzerine gemi inşa ederken, kavminin ileri gelenleri her ne zaman
yanından geçseler, onun bu eylemine hiçbir anlam veremezler, hatta
onunla alay edip eğlenirlermiş. Doğru ya, denizden binlerce kilometre
uzaklıkta gemi inşa etmenin ne anlamı vardı ki! "O da onlara: 'Siz
bizimle alay ediyorsanız, bilin ki, sizin alay ettiğiniz gibi biz de
yaklaşan azaptan yana bilgisizliğinizden ötürü sizinle alay ediyoruz'
derdi." (Hûd Sûresi-38)
Küresel ısınma ise yine herkesin bildiği gibi, Türkiye ve Dünya
gündemine getirdiği kuraklık, kıtlık, sıcaklık, su sorunları vs. gibi
etkilerle oturmuş durumdadır. İnsanlar tarafından özellikle teknolojik
yol ve yöntemlerle atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması
sonucunda, dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor.
Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse, dünyanın yüzeyi güneş ışınları
tarafından ısıtılıyor. Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama
bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde
oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün
yeterince sıcak kalmasını sağlıyor. Ama son dönemlerde fosil yakıtların
yakılması, ormansızlaşmaya bağlı olarak çölleşme, hızlı nüfus artışı ve
toplumlardaki bilinçsizce ve çılgınca tüketim eğiliminin artması gibi
nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gibi gazların
atmosferdeki yığılması artış gösteriyor. İşte bu artış da, küresel
ısınmaya neden oluyor. 1860'tan günümüze kadar tutulan kayıtlar,
ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar arttığını
gösteriyor. Özellikle de, son 50 yıldaki sıcaklık artışının, insanların
ve diğer canlı türlerinin hayatları üzerinde fark edilebilir olumsuz
etkileri olması kaçınılmaz hale gelebiliyor. Üstelik artık geri dönüşü
olmayan bir noktaya yaklaşılıyor. Hiçbir önlem alınmazsa ve, doğayı yok
etme ve bozma faaliyetleri sürerse bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın
ortalama iki derece artacağı tahmin ediliyor.
Küresel ısınmaya bağlı olarak, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar,
seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken, bazı bölgelerde uzun
süreli şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.
Grönland, her 40 saatte bir, 40 kilometreküp buz kaybediyormuş. Bu ise
beş milyon nüfuslu bir şehrin, örneğin Ankara'nın bir yıllık su
kullanımına eşittir. Olayın ürkütücülüğünün farkına varmak için, bence,
bu örnek bile tek başına yeterlidir.
Küresel ısınmanın etkilerini azaltmak için, vakit çok geç olmadan üretim
modellerimizi, tüketim çılgınlığımızı, öfkemizi, savaşlarımızı ve en
önemlisi hepimizin tek tek bilincimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Küresel ısınmayı ortaya çıkaran tüm nedenleri hazırlayan insanoğlu,
hayat tarzını değiştirmedikçe bu ısınma artarak devam edecektir.
Tüketmede sınır tanımayan, yeryüzünün çölleşmesi için her ne gerekiyorsa
yapan, ağaçları kesip yerine betondan binalar diken, vs. insanların
oluşturduğu yığınların yaşadığı hayat tarzı, bugün yeryüzüne hakim olan
anlayışın ürünüdür. Bu olumsuz yaşam biçiminin ve salt tüketime ayarlı
bakış açısının değişmesi için, Allah'ın, kitaplar ve peygamberler
göndermesi işte bu nedenledir.
Çağımızda bazı insanların teknolojik donanımlarla tabiata hakim olma
çabası içinde olduğuna ve sonrasında onu yok ettiğine tanık olmaktayız.
Bu insanlar, tabiatla işbirliği ve bağdaşma içinde olmaları gerekirken,
tam tersine onunla düşmancasına göğüs göğse gelerek, teknolojik
etkinlikleriyle gerçekleştirdikleri yapay ve aldatıcı görkeme hayranlık
beslemektedirler. Tabiata hakim olma savaşı veren dizge, aynı zamanda
insana da hakim olma savaşı vermektedir. Bu olumsuz anlayışın karşı
yaptırımı anlamında, Allah şöyle bir uyarıda bulunmaktadır:
"Bu dünyadaki hayatın örnekçesi gökten indirdiğimiz yağmurunki gibidir
ki onu, insanların ve hayvanların beslendiği yeryüzü bitkileri emer, tâ
ki yeryüzü göz alıcı görkemine kavuşup süslenip bezendiği ve sakinleri
onun üzerinde bütünüyle egemen olduklarına inandıkları zaman, bir gece
vakti yahut güpegündüz (kıskıvrak yakalayan) hükmümüz iner ona; ve
böylece onu kökünden biçilmişe çeviririz, sanki dün de yokmuş gibi!
Düşünen insanlar için işte Biz böyle açık açık ve ayrıntılı olarak dile
getiriyoruz ayetlerimizi!
(Böyle yapmakla) [bilin ki] Allah, [insanı] huzur ve güvenlik ortamına
çağırmakta ve dileyeni dosdoğru bir yola yöneltmektedir." (Yunus
Sûresi-24,25)
Tüm peygamber kıssalarının -ve özellikle de Hz. İsa ve O'ndan sonra
Hz.Muhammed (s)'inkinin- gösterdiği gibi, ilk müminlerin çoğu, ilahî
mesajın, kendilerine bu dünyada daha adil ve eşitlikçi bir toplumsal
düzen, ahirette de ebedî mutluluk vaad ettiği toplumun aşağı sınıflarına
mensup köleler, yoksullar ve ezilenler arasından çıkmıştır; ve
peygamberlerin üstlendiği görev, bütünüyle bu devrimci karakteri
sebebiyledir ki, kurulu düzeni elinde tutan, toplumun varlıklı ve
imtiyazlı kişileri ve grupları katında daima hoşnutsuzluğa yol açmıştır.
Yeryüzünü bilinçsizce talan edenlerin, tüketim çılgınlığını körükleyerek
egemenliklerini her alanda sürdürmek isteyenlerin, küresel ısınmayı
hazırlayanların ve sürdürenlerin söz konusu hoşnutsuzluğu her daim
besledikleri ve büyüttükleri gözler önündedir.
Söz konusu tufanda, sadece Hz. Nûh'un çağrısına muhatap olup da onu
yalancılıkla itham eden insanlar boğulmuştur. Dolayısıyla burada bahsi
geçen tufan, Kitâb-ı Mukaddes'in sözünü ettiği gibi, bütün bir dünyanın
değil, sadece Hz. Nûh kavminin başına gelmiştir. Buna bir de şu
eklenebilir: Kitab-ı Mukaddes'de, Sümer ve Bâbil efsanelerinde ve
nihayet Kur'an'da sözü edilen tufan; çok muhtemeldir ki, buzul çağında,
şimdiki Cebelitarık'ın bulunduğu yerde Atlas Okyanusu'nu engelleyen ve
-yine şimdiki- Çanakkale Boğazı'nın bulunduğu yerde Karadenizi
engelleyen, o çağda mevcut kara engellerin çöküntüsüyle açıklanan ve
bugün Akdeniz'in örtmekte olduğu büyük havzayı istila eden su baskınını
simgelemektedir.
Hz. Nûh kıssası, her ne kadar Hz.Muhammed (s)'den önce de Araplar
tarafından bulanık bir biçimde biliniyor olsa da, bu bilgi Kur'an'da
yukarıda anlatıldığı kadar tutarlı, ayrıntılı değildir. Kur'an'ın
peygamber kıssalarını ele almasındaki asıl amaç asla onları "hikaye"
etmek değildir. Ne zaman önceki peygamberlere ait kıssalar anlatılsa, ne
zaman İslam'dan önce ya da Hz. Muhammed (s) zamanında meydana gelen bir
olaya değinilse bunun altında mutlaka ahlakî bir ders yatmaktadır. Öte
yandan, aynı olay ya da kıssanın, çok kere, birden çok ahlakî anlamlar,
çağrışımlar taşıyan değişik yönleri olduğundan, Kur'an aynı olay ya da
kıssaları değişik surelerde tekrar tekrar anlatmakta ama her seferinde
bunlarda, bir bütün olarak Kur'anî vahyin, Kur'anî öğretinin değişik bir
yanına ışık tutmakta, bütünü oluşturan şu ya da bu temel gerçeğe dikkat
çekmektedir.
Bir halkın tufan gibi doğal afetlere muhatap olmasının üç ana nedeni
sürekli vurgulanır Kur'an'da:
1) İnsanın amaçsız ve ölçüsüz bir biçimde güç ve iktidar peşinde koşması
yüzünden içine düştüğü şirk (Allah'tan başkasına kulluk),
2) Görkem ve gösteriş düşkünlüğü içinde sürüklendiği gurur,
3) Kendini beğenme ve bir de tüm canlılara karşı zorbalık ve şiddet.
Tüm bunlar her ne kadar dinî yansımalar olarak görünüyor olsa da dinin
kelime anlamının 'hayat biçimi' olduğundan hareketle, bu üç madde,
aslında, insanın yeryüzünü nasıl yaşanmaz kılacağının ana
göstergeleridir. Yani, bu üç maddeye aykırı bir tutum sergileyen
insanlar küresel ısınmanın gerekçelerini baştan hazırlamış demektirler
zaten. Küresel ısınmayı hazırlayan tüm nedenlerin başında insanoğlunun
bu üç maddeye aykırı bir hayat biçimini kurguluyor ve yaşıyor olması
yatmaktadır. |