|

Bilim
Fanatizmi
Nuray Mert/16.10.2007/ Radikal
Geçen hafta
yazdığım, 'Bilim budalalığı' başlıklı yazıma, İsmet Berkan'dan cevap
geldi. Yani konuyu bir kez daha ele almak vacip oldu. Haftada iki kez
yazdığım için, ben cevapları daha kısa ve özet halde ifade etmek
durumundayım.
Önce, ben okullarda bilimsel bilgiye dair eğitim verilmesin falan demiş
değilim, dolayısıyla medreselerde bir tarihten sonra pozitif bilimlere
dair derslerin kaldırılması bu tartışmanın konusu değil. İkincisi,
Berkan, 'Din bilim değildir, inançtır' demiş, doğrudur. Ben 'Din
bilimdir' demedim, bilimin nefesinin tükendiği alanlara dair inanç veya
spekülasyon alanıdır iddiasındayım. Bilimin nefesinin tükendiği konulara
örnek de verdim. Berkan bunların konuyla alakası olmadığını söylüyor,
oysa tabii ki var.
Bilim, teknolojiye indirgenemez 'Evreni kavrama gayretidir' diyor. Evet,
bilimsel bilgi temelli Aydınlanma felsefesinin iddiası, umudu buydu. Ben
de diyorum ki, bu gayret bugüne kadar varoluşa dair temel soruları
çözmekte işe yaramadı. Bazılarımız, bilimin hayatın ve evrenin sırrını
bir gün mutlaka çözeceğine inanıyorlar. Olabilir, böyle bir umut
taşıyabilirler, ama ben kendilerine katılmıyorum. Ortada geleceğe
yönelik bir inançtan başka bir şey yok. Bu noktada inandığımız şeyler
farklı.
Aydınlanma felsefesi, bilimsel düşünceyi temel alan dünya görüşünün,
toplumsal siyasal meseleleri de halledeceğini iddia ediyor, umuyordu.
Öyle olmadı. İnsanlar, ortaçağda da birbirlerinin gözünü oyuyordu, bugün
de bu noktadan uzaklaşmış falan değiller. Hâlâ savaşıyorlar, hâlâ suç
işliyorlar, hâlâ yaşama dair sıkıntılarla boğuşup duruyorlar. Tam da bu
nedenle, iki büyük dünya savaşı, Avrupa'da Aydınlanma felsefesine olan
inancı derinden sarstı.
Dahası, bilimsel bilginin gelişmesi, örneğin savaşlara engel olmadı, ama
teknolojik gelişme savaşları daha fazla can alacak hale getirdi.
İletişim teknolojisinin gelişmesi, sıradan suçların yerine daha karmaşık
şuç biçimleri doğurdu. Avrupa'da çok ciddi bir sıkıntı haline gelen
çocuk pornosu endüstrisi bunun bir örneği. Kesip, yemek için internetten
kurban arayıp, bulan ve planını gerçekleştiren bir Alman mühendis bunun
diğer bir örneği. Diğer taraftan, bilim ve teknolojinin sınırsız tüketim
ideolojisi ile birleşmesi, küresel ısınma gibi gezegenin sonunu
getirecek tehlikelere yol açtı.
Demek ki neymiş? İnsana ve evrene dair felsefi bir telakki ile
tartışılmayan bilimsel gelişme, yarar sağladığı kadar zararlı
olabiliyormuş. Daha önemlisi, bilim insan hayatı konusundaki temel
meseleleri çözmüyormuş, bu sorular hâlâ felsefi düzeyde tartılması
gereken konularmış. Söylediğim özetle bu.
Nedense, fanatizm hep dine atfedilen bir şey, oysa çağımızda bilim
fanatizmi de söz konusu ve bilim budalalığından kastettiğim bu. Bilimsel
bilgi de, 'Hayata dair bilgilenme çeşitlerinden biri ve sınırları var'
dediğinizde kıyamet kopuyor. Dahası, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi gibi siyasal bir kurum, bu tartışmada taraf olmanın ötesinde
bağlayıcı karar alabiliyor. Okullarda bilimsel bilgi öğretilmesin diyen
yok, ama bilimsel bilgi mutlak gerçek yerine konulmasın deme hakkımız
yok mu?
Bir dine mensup, inançlı insanların, insanlığın tüm kusur ve suçlarından
sorumlu bir inancın temsilcileri olarak, hep alttan alması gerektiği
yönünde muamele o kadar yaygınlaşmış ki, azıcık itiraz etseniz, olay
Kanuni devrindeki Ebussud Efendi'ye kadar gidiyor. Dahası, dini düşünce
o kadar türbe ziyareti, cenaze namazı, mahalle imamına indirgenmiş
vaziyette ki, insanlığın yüzlerce yıl dünyayı algılama yolu olarak,
zenginliği içinde kimsenin ilgisini çekmiyor, 'İnanılması emredilen
şeyler' deyip geçilebiliyor. Sanki inananların tümü 'düşünce tembeli'
olduğu için ve neredeyse matematikten sınıfta kaldığı için kolayından
dindar olmaya karar vermiş gibi, bir düşünce hazinesini kolaylıkla rafa
kaldırma cesareti gösterilebiliyor. Benim itirazım bu yaklaşıma. |