|

Rejim Değişti Farkında mısınız?
Cüneyt Ülsever/ 24.10.2007/Hürriyet
BAŞTAN
belirteyim. Kastım düzenin değişmesi değil. Partneri hep aynı kalsa da
ülkede "düzen" zaten arada bir değişir. Türk milleti İslamcısı ile
Laikçisi ile arada bir yaşadığı bu "değişikliğe" alışıktır.
Ben rejimden bahsediyorum. Rejim değişti.
21 Ekim günü Türkiye'de rejim milletin oyları ile değişti! Ama merak
etmeyin! Şeriat falan gelmedi.
Türkiye'de 21 Ekim 2007 günü parlamenter-demokratik rejim sona ermiştir.
Yerine başkanlık rejimi mi gelir, yarı-başkanlık rejimi mi gelir,
şimdiden kestiremiyorum ama artık bu ülke parlamenter-demokrasi ile
yönetilemez.
Millet cumhurbaşkanını kendisi seçmeye karar verdiği anda, ama
bilerek-ama bilmeyerek parlamenter demokrasiye son vermiştir.
Hükümet, "parlamenter demokrasiyi köstekliyor" diyerek cumhurbaşkanının
yetkilerini kısmak üzere yola çıkmış, ama şimdi cumhurbaşkanın
yetkilerini daha da artırmak zorunda kalacağı bir sürece girmiştir.
Bundan dönüş yoktur. Böylece de korumak, hatta güçlendirmek istediği
parlamenter demokrasiyi hukuken olmasa bile fiilen sona erdirmiştir.
Millet tarafından seçilecek yeni cumhurbaşkanı ile ülkede yeni bir rejim
yürürlüğe girecektir.
* * *
Düşünün bu ülkede %30-35 oy ile hükümet oluşturuluyor. Ancak, artık
cumhurbaşkanı en az %51 millet oyu ile seçilecek.
%30-35, hatta şu anda olduğu gibi %47 desteğe sahip bir başbakan mı daha
güçlüdür, yoksa tek başına en az %51 destek almış cumhurbaşkanı mı daha
güçlüdür?
Hele hele; başbakanın başka partiden, cumhurbaşkanının başka partiden
olduğunu düşünün!
Cumhurbaşkanının iktidar partisinden olacağını kim garanti eder? Bugün
ABD'nin durumu ne demek istediğime güzel bir örnektir.
Dünyada rejimini en iyi oturtmuş ülkelerden birisi olan ABD'de bile sık
sık Beyaz Saray ile Kongre arasında yetki çekişmesi yaşanmıyor mu?
Görün bakın, başbakan ile seçilmiş cumhurbaşkanı farklı partilerden
olursa, o zaman ülkede kıyamet nasıl kopar!
* * *
Türkiye Cumhuriyeti, artık ister istemez, cumhurbaşkanının yetkilerini
güçlendirici anayasal, yasal düzenlemeleri yapmak zorundadır.
Bir ülkede tek başına %51 oy almış bir kişi ne parlamentoya, ne hükümete
tabi olmaz, olamaz. Hele hele sembolik bir devlet temsili görevi ile
yetinmesi hiç mümkün değildir.
Tek başına milletten %51 oy alan kişi artık devleti değil, milleti
temsil eder. Siyaset yapmak asli görevi haline gelir.
Bir hayal edin; Turgut Özal, Süleyman Demirel gibi güçlü
karakterler/gerçek liderler bugünkü yetkileri ile ve TBMM tarafından
cumhurbaşkanı seçilmelerine rağmen hükümetlere neler çektirmişlerdi!
Bu yapıdaki liderlerin bir de %51 millet desteği ile o makama
geldiklerini düşünün. Kenarda durmaları, sembolik görev yapmaları mümkün
müdür?
Tersten soralım; en az %51 destekle Köşk'e yolladığı bir cumhurbaşkanı
varken, hele hele oy vermediği parti hükümette ise, cumhurbaşkanını kale
almadan, hatta ilk sözü ona vermeden hükümetin karar almasına milletin
önemli bir bölümü rıza gösterir mi?
İşte asıl o zaman millet gerçekten bölünmez mi?
İşte o zaman "kimin dediği olacak" kavgası çıkmaz mı, ülke kaosa
sürüklenmez mi?
* * *
Adı henüz konmamış yeni rejimimiz hayırlı uğurlu olsun! |