|

Dışarıda
Yeni ‘Stratejik Ortak’; İçerde Bildik İktidar Mücadelesi...
Cengiz Çandar/25.10.2007/Hürriyet
PKK'nın
kanlı eylemleri, ülke çapında şok, elem, teessür ve bunların sinerjik
etkisiyle müthiş bir öfke dalgasına yol açtı. Tepki veren kalabalıkların
içinde ve önünde faaliyet göstermek isteyen "provokatörler"e, "yangına
körükle giderek" ekranlarda "reyting", yazılı basında "tiraj" artırmak
hesabındaki sorumsuz kalemlere ve medya yöneticilerine gün doğdu.
Bu arada, siyasi iktidar ile hesaplaşmak, onu zayıflatmak isteyen, 22
Temmuz ile ardından 28 Ağustos'ta Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı
seçilmesini sindiremeyenler için tekrar sahneye çıkmak ve bir türlü
"siyasi gerilla savaşı" yürütmek isteyenler için ise fırsat doğdu.
Bir başka deyimle, ülke içi iktidar savaşının "cephe"si değişti.
"Başörtüsü"
ve "Malezyalılaşıyor muyuz?" cephesinden, PKK üzerinden verilen "Haydi
Kuzey Irak'a; Barzani'yi yok edelim" cephesine geçildi. Savaş, aslında,
aynı savaş.
Oysa, belki garip gelecek ama Türkiye, 21 Ekim Pazar sabahına kanlı PKK
eylemiyle şok içinde uyandığından şu an itibarıyla çok daha "avantajlı"
ve "iyi" durumda. Bunun en çarpıcı göstergesi, önceki gün Londra'da
Başbakan Tayyip Erdoğan ile yeni İngiltere Başbakanı Gordon Brown
arasındaki görüşmenin ardından ilan edilen "Türkiye-Birleşik Krallık
Stratejik Ortaklık Belgesi".
*** *** ***
Downing Street 10'da yani İngiltere başbakanlık makamı ve ikametgahı
olan o tarihi ve ünlü mekanda, Erdoğan ile Brown'ın ortak basın
toplantısını, özellikle Gordon Brown'un açıklamalarındaki "vurgu"yu
izlerken ve dinlerken, Türkiye'ye İngiltere'nin verdiği adeta
kayıtsız-şartsız desteği, hiçbir ülkeden bu güçte ve boyutta
alamayacağının, bunun "siyasi önemi"nin farkındaydım.
Türk medyasına ve kamuoyunda esen rüzgarlara bakıldığında, bunun
farkında olanın çok sayıda olmadığının da farkındayım ama "gerçek"
değişmiyor.
İngiltere ile tam da şu ortamda ve dönemde ulaşılan nokta, hem çok
önemli ve hem de Türkiye'nin terörle mücadelede "uluslararası profil"i
bakımından çok değerli.
İngiltere'nin dünyanın en etkili ülkelerinden biri olması bir yana,
İngiltere ile "stratejik ortaklık belgesi" imzalayabilmek, AB'nin
"büyükleri"nden biri olan İngiltere'nin ABD ile, İsrail'in bile sahip
olamadığı "özel ilişkileri"nden ötürü, "Atlantik yolu"nu "elinizi daha
da güçlendirerek yarılamak" demek.
Gordon Brown'un, "PKK ve bağlı kuruluşları"nı "terörist" olarak gördüğü
ve bu arada Türkiye ile PKK'ya karşı "işbirliği"ni "artıracağı"na dair
sözlerinin "tercümesi"ni, Erdoğan-Brown görüşmesine katılmış olan üst
düzeyli bir İngiliz yetkiliye sordum. PKK isim değiştirse bile, onun ve
çeşitli kollarının, İngiltere tarafından "terörist" görüleceğini, bu
arada İngiltere'nin "somut hedeflere yönelik olarak istihbarat ve
lojistik destek vereceği" anlamına geldiğini söyledi.
Irak'ta PKK hedeflerine karşı girişilecek bir "askeri operasyon" için
gerekli hatta zorunlu "siyasi ve diplomatik altyapı"nın hazırlanması
bakımından, son derece önemli bir ziyaretti Tayyip Erdoğan'ın Londra
temasları...
*** *** ***
Başbakan Tayyip Erdoğan'ı "İngiltere seferi" boyunca, PKK konusunda
kararlı ama bir yandan da, aklını, sağduyusunu, serinkanlılığını
yitirmemiş ve "ulusalcı isteri krizi"ne tutulmamış gördüğümü ve esas
olarak "doğru bir siyasi hatta" yol aldığını belirtmeliyim.
Tayyip Erdoğan, Iraklı Kürt liderlerine (Talabani ile Barzani) kuşku
beslemekle ve hatta hissedilir ölçüde kızgın olmakla birlikte, sapla
samanı karıştırmıyor, atın önüne arabayı koymuyor. Her vesile ile,
Tezkere'de de ifade edildiği gibi hedefi PKK olarak belirlemeye ve
dolayısıyla "küçültmeye" ve tecrit etmeye özen gösteriyor.
Aylardır siyasi iktidara karşı sistemli bir "yıpratma savaşı" sürdüren
medya kalemlerinin ve muhalefet partilerinin söz birliği etmişcesine,
Türkiye'nin terörle mücadelesini "Barzani'ye saldırmak" ve bu çerçevede
"Kuzey Irak'ı işgal etmek" zorunluluğu gibi sunanların kendisi için
serdiği tuzağa düşmemeye kararlı gözüküyor.
Bu çevreler, Tayyip Erdoğan'ın kendi "tuzak önerileri" yönünde
davranmadığını gördükçe, toplumun birbirine girmesine, Türkiye'nin
dokusunun parçalanmasına yol açabilecek "provokasyonları"nı "sağduyu ve
akıl barajının kapakları"nı açarak, "öfke seli"nin siyasi iktidarı
altına almasını kışkırtacak şekilde gündeme getiriyorlar. Bazı gazete
başlıkları, kimi köşe yazarlarının hamaset dolu lise kompozisyon
ödevlerini hatırlatan makaleleri, ekranlara yansıtılan görüntüler, söz
konusu "provokasyon"un araçları.
O nedenle, RTÜK'ün bu tür yayınlara karşı aldığı tavrın, "ifade" ya da
"haber alma özgürlüğü"nün kısıtlanmasıyla ilgisi yok. Toplumun birbirine
düşürülmesini ve ülkenin tehlikeli biçimde ruhen bölünmesinin önüne
geçmekle ilgisi var.
Tekrar edelim: Tayyip Erdoğan'ın Londra seferinin ve İngiltere ile
imzalanan "Stratejik Ortaklık Belgesi"nin ardından, Türkiye, PKK ve
terörizmle mücadelede, 21 Ekim sabahına oranla, daha iyi ve daha güçlü
bir konumda... |