Önce, ben okullarda
bilimsel bilgiye dair eğitim verilmesin falan demiş değilim,
dolayısıyla medreselerde bir tarihten sonra pozitif bilimlere dair
derslerin kaldırılması bu tartışmanın konusu değil. İkincisi,
Berkan, 'Din bilim değildir, inançtır' demiş, doğrudur. Ben 'Din
bilimdir' demedim, bilimin nefesinin tükendiği alanlara dair inanç
veya spekülasyon alanıdır iddiasındayım.
Milli Oyunkuran Ertuğrul
Özkök'ün salı günkü ve çarşamba günkü debdeblenmelerinden
köşesinde/manşetinde geçilmiyor!
El âlemin yavrusunun kanı üstünden kahramanlık türküleri!
MEĞER Büyükanıt'ı aramış. 'Arkanızdayız...' demek için. (Bi de böyle
üç noktalı hıçkırıklanmalar.) Doğru laf 'ÖNÜNÜZDEYİZ' olmaz mıydı
oysa?
Bayramınız kutlu olsun!
Bu güzel dilekten sonra gelin biraz kafa karıştırıcı konulara
girelim.
Mesela şöyle bir soru: Acaba "Türkiye laiktir, laik kalacak" diye
meydanlarda slogan atan vatandaşlarımız bugün ne yapıyor?
Bizim dinci medyaya
bakıyorum, mangalda kül bırakmıyorlar...
Ne diyorlar:
- Türban da türban...
Sıkmabaş..
Tesettür..
Türban Başbakanlığa el attı, Çankaya'ya da çıktı; dinciler dört köşe
oldular...
Ne diyorlar:
- Türkiye Müslümanlaştı...
ABD ve Avrupa, Tahran
rejimine karşı sert ve kapsamlı müeyyideler uygulamak istiyor. Rusya
da buna muhalefet ediyor. Putin, bu hafta boyunca, söz konusu
sorunu, Angela Merkel, Nicolas Sarkozy, Condoleezza Rice ve hatta
Moskova'ya yine 18 Ekim'de bir yıldırım ziyarette bulunan İsrail
Başbakanı Ehud Olmert ile görüştü.
Kan
ve Petrol Daha önce birkaç kez
belirttik: Komplo teorilerini pek önemsemeyiz. Ancak dünyayı yöneten
güçlerin jeopolitik-jeostratejik amaçları ve "Amaca ulaşmak için her
türlü araç mubahtır" yaklaşımları, insanı komplo teorileri tuzağına
düşürecek kuşkulara sürükleyebiliyor.
Tamam, 'birlik ve
beraberliğe' en muhtaç olduğumuz zamanlardayız, hır çıkarmanın alemi
yok ama, ben, izniniz olursa, bu 'birlik ve beraberlik' görüntüsünü
bozmak istiyorum.
Hatırlar mısınız bilmem, büyük yayın gruplarından biri (hangisi
olabilir?) vaktiyle, 'Türk subayı intihar eder mi?' başlıklı bir
haber yaptırmıştı haftalık mevkutelerinden birine.
Kamuoyu sınırötesi
harekatı tartışırken Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak'ta girdi
bile. Dağlıca'daki saldırıdan hemen sonra başlayan operasyon,
niteliği ve kapsamı henüz netleşmese de devam ediyor. Kaç asker Irak
topraklarında, nereleri vuruyorlar, ne tür bir operasyon taktiği
izliyor henüz kamuoyu bu konularda bilgilendirilmiş değil.
PKK'ya yönelik olarak
sınır ötesi operasyon etrafında yapılan tartışmalara bakacak olursak
herşey hükümetle ordunun anlaşıp, bir avuç teröristi yok etmek,
kuzey Irak'taki Kürt yapılanmasına haddini bildirip Amerika'ya göz
dağı vermekten ibaret.
(Görünmeyen yüz:
Aslında şu anki haliyle PKK, ABD/AB blokuyla, Rusya/İran bloku
arasında etki sahasına alınma savaşı verilen Türkiye'ye karşı, kaç
düğmesi olduğu ve düğmesine kimlerin bastığı belki de hiç
bilinemeyecek bir lejyonerler örgütüdür.)
En mutlular: ABD
TSK, eylül ayının
ikinci yarısını terör örgütü ile 24 saat aralıksız süren sıcak
çatışma içinde geçirdi, örgüte önemli hasar verildi.
İşte tam o günlerde TSK, bu başarının, en büyük müttefik olarak
gördüğü ABD tarafından bir jestle desteklenmesini umuyordu.
Pentagon
sözcüsü Geoff Morrell'in bir basın toplantısı yaptığı ve "Türklerde
o bölgeye sınırötesi operasyon yönünde bir heves, aciliyet ve istek
olduğunu sanmıyorum. Türkler, belirgin bir biçimde düş kırıklığına
uğramış durumda, belirgin biçimde kızgınlar.
PKK'nın
kanlı eylemleri, ülke çapında şok, elem, teessür ve bunların
sinerjik etkisiyle müthiş bir öfke dalgasına yol açtı. Tepki veren
kalabalıkların içinde ve önünde faaliyet göstermek isteyen
"provokatörler"e, "yangına körükle giderek" ekranlarda "reyting",
yazılı basında "tiraj" artırmak hesabındaki sorumsuz kalemlere ve
medya yöneticilerine gün doğdu.
21 Ekim
günü Türkiye'de rejim milletin oyları ile değişti! Ama merak
etmeyin! Şeriat falan gelmedi.
Türkiye'de 21 Ekim 2007 günü parlamenter-demokratik rejim sona
ermiştir.
Yerine başkanlık rejimi mi gelir, yarı-başkanlık rejimi mi gelir,
şimdiden kestiremiyorum ama artık bu ülke parlamenter-demokrasi ile
yönetilemez.
Yeni
Sayımız Çıktı
Aralık
Sayısı
Kıymetli okuyucularımız,
Bu yılın son sayısında yine sizlerle birlikteyiz. Bu ayın YORUM'unda, geçen
ayın gündem maddeleri içerisinde öne çıkan konulardan Annapolis görüşmeleri
ve Pakistan'daki gerginliği sizler için değerlendirdik. Annapolis
görüşmelerinin amacının, seçim yoluyla iktidara gelen Hamas'ı iyice köşeye
sıkıştırmak olduğunu belirttik ve Filistin'de Gazze Şeridi'ne sıkıştırılan
ve tavize zorlanan Hamas'ın ciddi bir sınavla karşı karşıya olduğu yorumunda
bulunduk. Bu sınavdan çıkışın kolay olmadığını ancak mümkün olduğunu
belirttik ve bu noktada 'ilkeli' bir duruş sergilenmesinin önemine vurguda
bulunduk. Pakistan'da Müşerref'in Genel Kurmay Başkanlığı yetkilerini
bırakmasıyla sonuçlanan gelişmeleri ise, Müşerref'in 'aktif' yetkilerinin
elinden alınması olarak değerlendirdik ve Türkiye'deki darbe süreçlerini
bilenlerin Pakistan'daki gelişmeleri anlamakta zorlanmayacağına dikkat
çektik.
Devamı için
Yorum
Güneydoğu’da Son Gelişmeler ve Kuzey Irak
Denklemleri
Kuzey Irak'tan
sızan PKK unsurlarının Güneydoğu Anadolu bölgesinde giriştiği kanlı eylemler
sonucunda bölgede ve ülke içinde tansiyon arttı ve askeri operasyon ihtimali
güçlendi. Yirminin üzerinde askerin öldüğü hadiseler sonucunda, iç
kamuoyunda da hareketlenmeler oldu ve ülkede milliyetçi bir hava esmeye
(veya estirilmeye) başladı. Peki gelişmelerin bu hızda cereyan etmesinin
ardında gerçekte ne yatıyor olabilir? Resmi yetkililerin beyan ettiği gibi,
"Türkiye'nin artık sabrı kalmamış mıdır?" yoksa Türkiye başka bir yere doğru
mu çekilmek istenmektedir? Amerika'nın hesapları nelerdir ve bu son
gelişmelerin Kuzey Irak denklemine etkileri ne olacaktır? Devamı için
Ermeni Tasarısı ve Amerika Siyasetinin
Gerçeği
ABD
Temsilciler Meclisi Alt Komisyonu'nda Ermeni soykırımı ile ilgili tasarının
kabulünden sonra başlayan tartışmalar, Bush hükümetinin devreye girip bazı
meclis üyelerini ikna etmesi sonucu, durulur gibi oldu. Fakat tasarının Alt
Komisyon'dan geçtiği ilk günlerde yapılan propaganda, tasarının bu kez
Temsilciler Meclisi'nden de geçeceği yönündeydi. Ancak böyle olmadı. Peki bu
gelişmeyi nasıl yorumlamak gerekir? Acaba bu tasarı çerçevesinde Amerikan
siyasetine ilişkin bazı gerçekleri görmek mümkün olabilir mi? Bilinmelidir
ki, Ermeni tasarısıyla ilgili gelişmeleri belirleyen asıl unsun, Amerikan iç
siyasetindeki dengelerdir. Devamı için
Kavram
İstikrâr
İstikrâr kelimesi, üç harfli
'karra' (ka-ra-ra) kök fiilinden türemiş, istif'al vezninde bir mastardır.
İstikrâr Arapça'da daha çok mekana izafeten kullanılmakta ve bir yerde
yerleşip sabit olmayı, süreklilik, devamlılık ve kararlılığı ifade
etmektedir. 'Karra' fiilinin mastarı olan 'karâr' Türkçeleşmiş bir kelimedir
ve bir yerde sabit ve mukîm olmak anlamına gelmektedir. Suyun toplandığı
çukur yere, insanın dinlendiği mekâna, musikide nakarata ve bir işte sebat
göstermeye karâr denmektedir. 'İstikrâr'ın ismi mef'ulü olan 'müstakarr',
karar, sübût ve yerleşme anlamına gelmektedir. 'Makarr', karar kılınmış,
yani yerleşilmiş/oturulan yer, mesken demektir. Takrîr, sabitleştirme,
belirleme, karar verme; 'ikrâr' ise Türkçede bilinen 'ikrâr' anlamının yanı
sıra esas olarak (göçmenleri) yerleşik hayata geçirme, tesis etme
anlamlarını ifade eder.
Devamı için
Düşünce
İngiliz Lordlar Kamarasında F. Gülen Radikal
İslam’a Karşı Konuşlandırıldı
Mehmed DURMUŞ
Fethullah Gülen
adıyla özetlenen siyasî/dinî 'hareket', İngiltere'nin başkenti Londra'da,
hem de en önemli bir mekânda, İngiltere Parlamentosunun Lordlar Kamarası'nda
oldukça önemli bir 'yapım' olarak vizyona sunuldu. Üç gün süren bir
konferansta, gayet bilimsel bir perspektifle, 'Değişen İslam Dünyası'na
Fethullah Gülen hareketinin katkıları tartışıldı. 25-27 Ekim, 2007 tarihinde
Londra'da düzenlenen, 'Değişen İslam Dünyası ve Gülen Hareketinin Katkıları'
başlıklı, toplam 24 oturumluk konferanstan bahsediyorum. Devamı için
Kuşatma ve
Savrulmalar
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Modernlik,
kötülükleri ve şiddeti örgütlüyor, kurumsallaştırıyor. Modern sistem/dünya,
kendi çıkarları adına insanlığı sınırsız acılara, ölümlere, sürgünlere,
yoksulluklara, işkencelere mahkum edebiliyor. Emperyalist ihtiraslar, sadece
petrol çıkarları için, milyonlarca masum insanı soykırıma tabi tutabiliyor.
İslam dünyası toplumları olarak her gün yeni bir yıkım/kıyım yaşıyoruz.
Emperyalist stratejiler yok edici süreçler geliştiriyor, oluşturuyor.
Zamanımızın gerçeklerini bütün boyutlarıyla konuşmuyoruz, yansıtmıyoruz. Her
toplum, her ırk, her cemaat, her hizip, yalnızca kendi çıkarlarıyla sınırlı
bir dil, duyarlık, söylem, ilgi ve ilişki biçimi oluşturuyor. İnsanlık
sorunlarını esas alan bir dil ve duyarlık gerçekleştirilemiyor.
Devamı
için
O
Ağaç Nereye Kayboldu Ya da Gölgesi Hiç Eksilmeyen
Bu Mülkler Kimin?
Aykut AKÇA
Dünyaya ve
dünyalıklara neden bu kadar düşkün olduk. Bizim, dünyalıklarla aramız nasıl
bu kadar sıcak bir muhabbet havasına girdi. Nasıl böyle düşünür olduk. Ya da
bize böyle düşünmeyi kim öğretti. Hangi güç bizi etkisi altına aldı ki,
kolayca dinin öğretisini unutuverdik. Yok saymaya başladığımız öğretilerdi
oysa bizi ayakta tutan. Düştük, yıkıldık, yeniliyoruz. Ayağa kalkmak için
''düştüğün yerden ayağa kalkmalısın'' kuralını hatırlamakta fayda var. Hadi
birlikte hatırlayalım.
Devamı
için
Nuh Tufanı ve
Küresel Isınma: Helâk Olma ya da Kurtuluş’un Diğer Adı
İbrahim ERYİĞİT
Kur'an'da, kavmiyle mücadelesine yer verilen ilk peygamber olma özelliğine
sahip olan Hz. Nuh'un kıssasını bilmeyen yoktur. O, Yaratıcıdan gelen tufan
uyarısı üzerine gemi inşa ederken, kavminin ileri gelenleri her ne zaman
yanından geçseler, onun bu eylemine hiçbir anlam veremezler, hatta onunla
alay edip eğlenirlermiş. Doğru ya, denizden binlerce kilometre uzaklıkta
gemi inşa etmenin ne anlamı vardı ki! "O da onlara: 'Siz bizimle alay
ediyorsanız, bilin ki, sizin alay ettiğiniz gibi biz de yaklaşan azaptan
yana bilgisizliğinizden ötürü sizinle alay ediyoruz' derdi." (Hûd Sûresi-38)
Küresel ısınma ise yine herkesin bildiği gibi, Türkiye ve Dünya gündemine
getirdiği kuraklık, kıtlık, sıcaklık, su sorunları vs. gibi etkilerle
oturmuş durumdadır.