|

Kendine
Yolculuk
Abdullah Arıcı
"Bugün bir insana bu dünyada kendisine
giden yolda adım atmaktan daha tatsız gelecek hiçbir şey olmadığını
sezinliyorum"
Herman Heisse
Kendimi bilmeye başladığım ilk çocukluk yıllarımda, ilk önce sadece
komşu köyleri merak ederdim. Acaba kimler yaşıyordur oralarda, nasıl
yerlerdir oraları diye düşünürdüm. Ufkum, gözümün gördüğü yerler
kadardı. Daha sonraları dağların arkasını, daha da uzağı, başka
şehirleri derken başka ülkeleri merak ettim. Bu merakın sonunun uzayı
merak etmekle son bulduğunu zannediyordum. Ta ki başka âlemleri merak
edene kadar. Ama başka bir dünya var ki, kimse merak etmiyor nedense.
Kişinin içinde saklı bir dünya. Bazen bir hapis, bazen bir kaçış yeri,
bazen bir kurtuluş. Başka yerlere, dünyalara ve alemlere ulaşmak için
bir anahtar aslında. Victor Hugo'nun dediği gibi; "Başka bir alemin
bekleme odasıdır bu dünya"
İlk seçimlerimizin çoğunu hatırlamayız bile yani kendimizi bilmeye
başlamadan önce. Yine de çocukken de yaptığımız seçimler vardır ve bu
tercihlerin çok masumca olduğunu söyleyebiliriz. Ama insan kendini
bilmeye başlayınca artık seçimlerinin ne kadar hayati bir hal aldığını
görüyor. Önce önüne bir yol ayrımı çıkıyor, aralarında çok az bir fark
olan ve neredeyse birbirine benzeyen. Birini seçip ilerliyor ve sonra
bir yol ayrımı daha önüne çıkıyor. Çok küçük farklılıklar göze çarpıyor,
bize doğru gelen, doğru gibi görünen birini seçip ilerliyoruz. Sonunda
vardığımız yer aslında olmayı hiç düşünmediğimiz bir yer olabiliyor. Hiç
düşünmediğimiz bir yer olsa da bizim kararlarımızla vardığımız bir yer.
Yani şu anda bulunduğumuz yerden bütünüyle biz sorumluyuz. Goethe'nin
dediği gibi; "Yaşadığımız cennetten bizi attıran şeytanı içimizde
aramalıyız" Eğer insana yaraşır bir hayat yaşıyor isek ne ala. Ama
bulunduğumuz konumdan rahatsız isek, bunun bizden kaynaklandığını ve
hayattaki seçimlerimizin bir sonucu olduğunu kabul ederek işe
başlamalıyız. Daima geri dönüş şansı vardır, eğer bulunduğumuz yeri
benimsememiş isek. Madem yanlış seçimlerle kaybettik yolumuzu, doğru
seçimlerle de aslında olmamız gereken kişi olabiliriz. Alexis Carrel;
"Bütün canlılar arasında yalnız insan kendi şahsiyetinin gelişmesi için
iradi bir gayret gösterme gücüne sahiptir" diyor.
Hayat insana uçamayacağı penguen kanatlar vermiş gibi görünse de, ona
uçmayı hayal edecek duygu ve düşünce yeteneğini de beraberinde vererek
durumu telafi etmiş gibidir. Düşünebildiği için, azmettiği için, hayal
edebildiği için insan, sadece yürümekle yetinmemiş, kuş gibi uçmayı,
balık gibi yüzmeyi düşlemiş ve başarmış. Albert Camus'un dediği gibi:
"İnsan, kendisine bir anlam vermeye çalışan ve ne ise o olmayı reddeden
tek varlıktır"
Bir gün, okuldan eski bir arkadaşımla karşılaştım. Uzun bir süredir
görüşmüyorduk. Biraz sohbetten sonra bana "Sen sanki eski sen değilsin,
çok değişmişsin" dedi. Halbuki bende hiçbir değişiklik yoktu, sadece
küçük bir fark vardı ve onun da bu kadar etkili olabileceğini hiç tahmin
etmiyordum. Bir zamandır hayat üzerine düşünüyor, kendi hayatımın ne
yönde gittiğine, başka bir gözle bakmaya çalışıyordum. Yani alışılagelen
günlük koşuşturma arasından sıyrılıp kendime, sanki bir başkasının
gözüyle dışarıdan bakıyordum. Bu hep böyle mi gidecek diye düşündüm, ya
böyle sürüp giderken bir de bakmışım hayatımın sonuna gelmişim. Ne
yaptım, sonuç ne, niye yaşadım onca ömrü, neyi başarmak için? diye
sormaya vakit bile kalmamış. Anladım ki böyle bir kendini sorgulamanın
bile bana ne kadar faydası varmış meğer. En sevdiğiniz yemeği bir gün
hiç istemese canınız, ne kadar şaşırır değil mi çevrenizdekiler. Ya da,
tuttuğunuz takımın maçı tam başladığında televizyonu kapatsanız. Babanız
sabah uyandığında baksa ki siz daha önce uyanmışsınız. İşte bunun gibi
bir şey kendini sorgulamak, kendini silkelemek gibi. Bir bakarsınız öyle
boş ve işe yaramaz şeyler dökülür ki ve öyle bir boşluk oluşur ki sadece
yerine koyacak şeyi aramak bile sizi yetiştirir.
Paranın geçmediği bir takas pazarındasınız ve her bir şeye karşılık
başka bir şey alınabiliyor, ne yaparsınız? Pazarın en değerli eşyasını
almak istemez misiniz? Bu pazarda verdiğiniz ömrünüzden bir gün gibi
değerli bir şey ise yerine ne alırdınız? Hangi düşüncelerle, fikirlerle,
işlerle, mallarla, mekanlarla hayatınızı takas etmek isterdiniz? Birini
verip diğerini alırken hangisi içinize tam olarak sinerdi? Aslında
yaşadığımız her gün, bu takas pazarının bir benzerini yaşıyoruz. O gün
yaptıklarımıza karşılık, hayatımızdan bir gün elden gidiyor. Altın
madeni işletsek bile öyle değerli bir şeyi karşılığında kaybediyoruz ki!
Öyleyse nasıl bir hayat yaşamalıyız ki, son nefesimizde, hayatımızı
uğruna harcadığımıza değecek bir şey kalmış olsun. Tabi ki doğru,
dürüst, iyi bir insan olmak, insana yaraşır bir hayat sürdürmek ve var
oluş nedeninin bilinciyle hareket etmek. Hayatta bunların önüne geçecek,
bunların yerini tutacak bir şey olamaz. |