Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 347 | Kasım  2007

                   

 

 


 

Kendine Yolculuk

 

Abdullah Arıcı

"Bugün bir insana bu dünyada kendisine giden yolda adım atmaktan daha tatsız gelecek hiçbir şey olmadığını sezinliyorum"
Herman Heisse
Kendimi bilmeye başladığım ilk çocukluk yıllarımda, ilk önce sadece komşu köyleri merak ederdim. Acaba kimler yaşıyordur oralarda, nasıl yerlerdir oraları diye düşünürdüm. Ufkum, gözümün gördüğü yerler kadardı. Daha sonraları dağların arkasını, daha da uzağı, başka şehirleri derken başka ülkeleri merak ettim. Bu merakın sonunun uzayı merak etmekle son bulduğunu zannediyordum. Ta ki başka âlemleri merak edene kadar. Ama başka bir dünya var ki, kimse merak etmiyor nedense. Kişinin içinde saklı bir dünya. Bazen bir hapis, bazen bir kaçış yeri, bazen bir kurtuluş. Başka yerlere, dünyalara ve alemlere ulaşmak için bir anahtar aslında. Victor Hugo'nun dediği gibi; "Başka bir alemin bekleme odasıdır bu dünya"
İlk seçimlerimizin çoğunu hatırlamayız bile yani kendimizi bilmeye başlamadan önce. Yine de çocukken de yaptığımız seçimler vardır ve bu tercihlerin çok masumca olduğunu söyleyebiliriz. Ama insan kendini bilmeye başlayınca artık seçimlerinin ne kadar hayati bir hal aldığını görüyor. Önce önüne bir yol ayrımı çıkıyor, aralarında çok az bir fark olan ve neredeyse birbirine benzeyen. Birini seçip ilerliyor ve sonra bir yol ayrımı daha önüne çıkıyor. Çok küçük farklılıklar göze çarpıyor, bize doğru gelen, doğru gibi görünen birini seçip ilerliyoruz. Sonunda vardığımız yer aslında olmayı hiç düşünmediğimiz bir yer olabiliyor. Hiç düşünmediğimiz bir yer olsa da bizim kararlarımızla vardığımız bir yer. Yani şu anda bulunduğumuz yerden bütünüyle biz sorumluyuz. Goethe'nin dediği gibi; "Yaşadığımız cennetten bizi attıran şeytanı içimizde aramalıyız" Eğer insana yaraşır bir hayat yaşıyor isek ne ala. Ama bulunduğumuz konumdan rahatsız isek, bunun bizden kaynaklandığını ve hayattaki seçimlerimizin bir sonucu olduğunu kabul ederek işe başlamalıyız. Daima geri dönüş şansı vardır, eğer bulunduğumuz yeri benimsememiş isek. Madem yanlış seçimlerle kaybettik yolumuzu, doğru seçimlerle de aslında olmamız gereken kişi olabiliriz. Alexis Carrel; "Bütün canlılar arasında yalnız insan kendi şahsiyetinin gelişmesi için iradi bir gayret gösterme gücüne sahiptir" diyor.
Hayat insana uçamayacağı penguen kanatlar vermiş gibi görünse de, ona uçmayı hayal edecek duygu ve düşünce yeteneğini de beraberinde vererek durumu telafi etmiş gibidir. Düşünebildiği için, azmettiği için, hayal edebildiği için insan, sadece yürümekle yetinmemiş, kuş gibi uçmayı, balık gibi yüzmeyi düşlemiş ve başarmış. Albert Camus'un dediği gibi: "İnsan, kendisine bir anlam vermeye çalışan ve ne ise o olmayı reddeden tek varlıktır"
Bir gün, okuldan eski bir arkadaşımla karşılaştım. Uzun bir süredir görüşmüyorduk. Biraz sohbetten sonra bana "Sen sanki eski sen değilsin, çok değişmişsin" dedi. Halbuki bende hiçbir değişiklik yoktu, sadece küçük bir fark vardı ve onun da bu kadar etkili olabileceğini hiç tahmin etmiyordum. Bir zamandır hayat üzerine düşünüyor, kendi hayatımın ne yönde gittiğine, başka bir gözle bakmaya çalışıyordum. Yani alışılagelen günlük koşuşturma arasından sıyrılıp kendime, sanki bir başkasının gözüyle dışarıdan bakıyordum. Bu hep böyle mi gidecek diye düşündüm, ya böyle sürüp giderken bir de bakmışım hayatımın sonuna gelmişim. Ne yaptım, sonuç ne, niye yaşadım onca ömrü, neyi başarmak için? diye sormaya vakit bile kalmamış. Anladım ki böyle bir kendini sorgulamanın bile bana ne kadar faydası varmış meğer. En sevdiğiniz yemeği bir gün hiç istemese canınız, ne kadar şaşırır değil mi çevrenizdekiler. Ya da, tuttuğunuz takımın maçı tam başladığında televizyonu kapatsanız. Babanız sabah uyandığında baksa ki siz daha önce uyanmışsınız. İşte bunun gibi bir şey kendini sorgulamak, kendini silkelemek gibi. Bir bakarsınız öyle boş ve işe yaramaz şeyler dökülür ki ve öyle bir boşluk oluşur ki sadece yerine koyacak şeyi aramak bile sizi yetiştirir.
Paranın geçmediği bir takas pazarındasınız ve her bir şeye karşılık başka bir şey alınabiliyor, ne yaparsınız? Pazarın en değerli eşyasını almak istemez misiniz? Bu pazarda verdiğiniz ömrünüzden bir gün gibi değerli bir şey ise yerine ne alırdınız? Hangi düşüncelerle, fikirlerle, işlerle, mallarla, mekanlarla hayatınızı takas etmek isterdiniz? Birini verip diğerini alırken hangisi içinize tam olarak sinerdi? Aslında yaşadığımız her gün, bu takas pazarının bir benzerini yaşıyoruz. O gün yaptıklarımıza karşılık, hayatımızdan bir gün elden gidiyor. Altın madeni işletsek bile öyle değerli bir şeyi karşılığında kaybediyoruz ki! Öyleyse nasıl bir hayat yaşamalıyız ki, son nefesimizde, hayatımızı uğruna harcadığımıza değecek bir şey kalmış olsun. Tabi ki doğru, dürüst, iyi bir insan olmak, insana yaraşır bir hayat sürdürmek ve var oluş nedeninin bilinciyle hareket etmek. Hayatta bunların önüne geçecek, bunların yerini tutacak bir şey olamaz.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...