|

Fukara
Kalbi*
Fatma Karabıyık
Barbarosoğlu
"Fukara kalbine her kim dokuna
Dokuna sinesi Allah okuna."
Şahidi
Rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu sözünü günün ilkesi
haline getirecek bir hava hüküm sürüyor dışarda. Bir kaç "serseri aşık"
lodosa meydan okurcasına vapurun yan tarafında sigarasını tüttürüyor. Ne
vakittir görmediğim artık denizde değil de çöplüklerde uçtuklarını
duyduğum martılar kendilerine kurumuş ekmek atan meczup görünüşlü adamla
adeta şakalaşıyor.
Vapurun içi bir yudum oksijen diye inleyen yolcularla tıklım tıklım
dolu. Dilencilerin biri girip biri çıkıyor. Hep aynı "nını nını" diye
tek düze bir sesle ifade edilen çocuğunun ameliyat parası, eşinin trafik
kazasında öldüğü hikayesi. İstanbullu olup da, bu tür hikayeleri
dinlemeden bir gün geçirmiş olan insanlar özel arabalarıyla şehrin fazla
içine bulaşmadan evinden iş yerine gidip gelenlerdir. Zaten onların
site, plaza, kulüp arasında sürdürdükleri İstanbul hayatı başka bir
İstanbul'a aittir. Kazara TEM otoyolunun dışında bir yol kullanmak
zorunda kalırlarsa arabalı vapur ya da trafiğin sıkıştığı bir noktada
böyle bir hikayeyi dinlememe hürriyetini her an kaybedebilirler.
Üçüncü bir kadın giriyor yolcu salonuna. Evladının elinden tutup, tek
tek yolcuların gözlerinin içine bakıyor. Bakışlarında "Sizin çocuğunuzun
başına da gelebilirdi" diyen bir manâ var. Sesi daha öncekiler gibi her
gün tekrarlana tekrarlana inandırıcılığını yitirmiş "hep aynı nakarat"
havasından çok başka. Kadın, yolculardan para isterken yüreğini koyuyor
ortaya:
- Allah'tan gelene razıyız. Beni bir dilenci diye hor görmeyin
kardeşlerim. Yavrun lösemi Çapa'da tedavi görüyor…
Karşımda oturan kadınlardan biri daha önceki seslerle bu yürekten kopup
gelen sesi tefrik ederek cüzdanından para çıkarıyor. Yanlarında oturan
45-50 yaşlarında pembe rujlu, leğen şapkalı kadın açılan kendi
cüzdanıymışçasına tepki gösteriyor:
- Bunların sizden benden çok parası vardır. Her gün bu işi yapıyor..
- Bu işi yapanlar var ama, gerçekten ihtiyacı olanlar da var. Devlet
sosyal devlet değil. Sigorta bakmıyor. Bir emar çektirme kaça maloluyor
hanımefendi? Fakir insanlar ne yapsın?
- Yok öyle şey. Siz işin kolayına kaçıyorsunuz. Gerçek fakirler
dilenmez. Onlar utanır. Bak ne kadar rahat dileniyor.
- Evlâdı için dilenir. Siz hiç evlât acısı yaşadınız mı?
- ……..
- Söyler misiniz ne yapsın. Ya da siz ne yapıyorsunuz? Eleştirdiğinize
göre sizin altenatif yöntemleriniz olmalı.
- Bir defa gidip mahallesinde bulacaksınız…
- Yapmayın hanımefendi karşımıza gelen insanın gözlerine bakmaya
üşeniyoruz da gidip mahalle mahalle dolaşacağız ha?!..
Yaşlı koket kadın karşısındaki kadından hiç böyle bir tepki beklemediği
için bir ara boş bulunup:
- Dernekler var… diyecek oluyor.
35-40 yaşlarındaki solgun yüzlü kadın dernek lafını duyar duymaz
celalleniyor:
- Bana dernek demeyin. Bana dernek demeyin. Çaylar içilip pastalar
yenilecek. Bir iki el konken partisi. Eh zaman kalırsa bir iki medya
şov.
İki kadının tartışmasını sessizce izleyen diğer yolcular kadının dernek
eleştirisini homurdanmalar şeklinde takdir ediyor.
Pembe rujlu kadın son defa:
- İyi dernekler de var arayıp bulacaksınız. Ben şimdi bir dernek kuru…
- Hanımefendi kuracağınız derneğin reklamını yapmak adına bir fakirin
eline geçecek üç kuruşa ne diye mani oluyorsunuz? Sizinle çene yapacağım
derken kadıncağız çoktan gitmiş. Ne hikmetse sizin gibi kalbi
nasırlaşmış insanlar pek meraklı oluyor dernek kurmaya.
Elinde kalan paraları hışımla çantasına atıyor. Başını iki yana
sallayarak uzaklaşıyor.
Hakikaten yardıma ihtiyacı olanlarla olmayanları ayırabilecek bir
miyarımız neden yok? Gerçek miyar vicdanlarımız olduğu için mi? Gerisini
söylemeye dilim varmıyor.
Otobüsname
* http://www.islamihikayeler.com/oku.asp?save=2901 |