Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 339 | Mart  2007

                   

 

Derin Tahlillerle

‘Derin Devlet’

Örtülüyor

 

Nabi Yağcı/ 05.02.2007/ Referans

 

İstatistiklerle yalan söylendiğini biliriz, bugünlerde ise sosyolojik, psikolojik, pedagojik vb "derin/ince" tahlillerle bir bakıma yalan söylenmekte. Yalandan çok bilerek ya da bilmeyerek kafa karışıklığı yaratılıyor. Olgular karşısında yansız(!) bilim adamı, yansız(!) gazeteci görünmek adına yapılan derin/ince tahlillerle bu hunharca cinayeti veya  gerisindeki "derin devlet"i örttüklerinin, nezaketle adam öldürme denilen işi yapmakta olduklarının farkındalar mı acaba diye düşünmekteyim.  

Kimileri polisiye roman yazarı gibi. Polisiye romanları severim aslında ama kitabı elime alır almaz, yazarın benimle oyun oynayacağını bilirim ve peşin peşin kabul ederim kandırılmayı. Yazar "Katilin evdeki uşak" olduğunu düşünmemi sağlayacak yalancı ipuçları vererek beni yanlış yönlendirecek, tam bulduğumu sandığım anda önüme yeni bulgular atacak; şaşırtıp kafamı karıştıracak, merakımı ve heyecanımı daha da gıdıklayacak, olayları öyle bir örüp kördüğüm haline getirecek ki, o söylemeden benim cinayeti çözmem mümkün olmayacak.

Hrant'ın katil zanlısının yakalandıktan sonra bayrak önünde çekilen fotoğrafı da bu derin/ince tahlillerin konusu oluyor şimdi. Nerede çekilmiş/miş,  Emniyette mi, jandarmada mı? Ne fark eder ki? Çok fark edermiş meğerse; Emniyetle Jandarma arasındaki çekişmeyi gösterir/miş. Bunu ilk kez şimdi mi fark ediyorsunuz; cinayeti bırakıp bunu mu tartışalım şimdi? Daha da güzeli; efendim acaba o fotoğrafta zanlının yanında görünenler kötü niyetli değil de masum kişiler olmasın/mış, sadece kendileri için "hatıra!" fotoğrafı çektirmişler ama kötü niyetli birileri bunları basına sızdırmış olamaz mıymış? Asıl onları bulmak gerekliymiş. Aman tanrım! Özrü kabahatinden büyük bir derin/ince tahlil. Önce Vietnam'da, şimdi de Irak'ta böylesi fotoğraflar çektiren askerler aklıma düştü. Farkı ne?

Bu çocuklar işsiz güçsüz kahve köşelerinde oturuyorlarmış. Ortada kabaran milliyetçilik gibi öylesine derin konular yokmuş, asıl derin konular bunlarmış. Suçlu bulundu: İnternet kafeler. Şimdi bir taşla iki kuş vurulacak: Buralara musallat olan çeteler temizlenmek yerine bu kahveler kapatılacak; başka ülkeler bilgisayar kullanıcılarını, internete bağlanacak insan sayısını artırmaya, bilgiye ulaşmayı kalaylaştırmaya çalışırken,  biz zaten çok az olan bu ilgiyi körelteceğiz; çocuğuna bilgisayar alamayan ana-babalar, çocuklarının buralara gitmesinden haklı olarak korkacak, önlemeye çalışacaklar. Ya da birileri cingözlük yapıp fırsattan istifade interneti de 301'in kapsamı içine sokacak olan sansür yasaları çıkaracak. Kısacası kirli suyla birlikte çocuğu da atacağız.

Baksanıza canım, çoluk çocukmuş bunlar, böyle derin devlet mi olur/muş, bizde derin devlet falan yokmuş. Bunları  diyenler kocaman kocaman yazarlarımız, "prof"larımız daha olayın hemen ertesinde, deliller bile tam toplanmadan Emniyet Müdürü'nün "Bu olayın arkasında büyük organizasyonlar yoktur" demesini bile hiç önemsemiyor. Hukuk devletinde böyle bir açıklamanın yapılamayacağını, hukuk devletinin olmadığı yerde zaten derin devletin var olacağını akla bile getirmiyorlar.

Öbür yandan Adalet Bakanlığı'ndan bir yetkili yaptığı açıklamayla "Cinayetin işleniş biçimi Ogün Samast'ın bir yem olduğunu gösteriyor" diyerek bir doğruya işaret eder gibi görünürken; öte yandan yargılama süreci ile asıl hedef tahtası yapılanın Hrant Dink olduğu gerçeğini örtüyor. Hâlâ 301 konusunda en başta Adalet Bakanı'nın ayak dirediği bilindiğine göre olaydan "adalet" adına hiçbir ders çıkarılmadığı anlaşılıyor. Açıklama bu mu olmalıydı? Her gün ortaya çıkan yeni yeni bulgular karşısında, bu cinayet daha işlenmezden önce kahvehanelerde bile konuşulduğunun ortaya çıktığı durumda, eğer başta İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı olmak üzere hiçbir yetkili hukuk devletinin gereği olarak istifa etmiyorsa, Başbakan'ın "Derin devlet vardır, sonuna kadar üstüne gideceğiz" sözü, ister istemez Şemdinli olayında da böyle dendiği, sonunda  faturanın bir "yürekli savcı"ya çıkarıldığı hatırlanınca yüreklere su serpmiyor.

Başka çaremiz olmadığından yine de Başbakan'ın bu sözünü önemsemek istiyoruz. Öte yandan bu söz üzerine ağız birliği etmişçesine Başbakan'a yüklenen muhalefet partilerini de ibretle izledik. Kimi açıkça "derin devlet yoktur" dedi, kimi o demeye getirdi ama hepsi birlikte derin devletin üstüne perde çektiler. Neymiş efendim, bu açıklama iktidarın zaafını gösterirmiş, söylemek yerine ortaya çıkarsaymışlar. Doğrudur, ortaya çıkarmalı hükümet ama burada muhalefetin, özellikle, varsa eğer liberal, sosyal demokrat muhalefetin  doğru tutumu, "Doğru söyledin, derin devlet vardır, arkandayız ama çıkarmazsan hesap sorarız" demek olmaz mıydı? Hayır. Muhalefetin derdi derin devlet falan değil seçimde ceplerine atacakları üç beş milliyetçi oydu.

Özetle ülkemizde o denli çok polisiye roman yazarı var ki, başarılı bir yazar olan sevgili dostum Ahmet Ümit alınmasın ama onu okumaya bir türlü zaman bulamıyoruz.  

 


 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...