Derin
Tahlillerle
‘Derin
Devlet’
Örtülüyor
Nabi
Yağcı/ 05.02.2007/ Referans
İstatistiklerle yalan söylendiğini biliriz, bugünlerde ise sosyolojik,
psikolojik, pedagojik vb "derin/ince" tahlillerle bir bakıma yalan
söylenmekte. Yalandan çok bilerek ya da bilmeyerek kafa karışıklığı
yaratılıyor. Olgular karşısında yansız(!) bilim adamı, yansız(!)
gazeteci görünmek adına yapılan derin/ince tahlillerle bu hunharca
cinayeti veya gerisindeki "derin devlet"i örttüklerinin, nezaketle adam
öldürme denilen işi yapmakta olduklarının farkındalar mı acaba diye
düşünmekteyim.
Kimileri
polisiye roman yazarı gibi. Polisiye romanları severim aslında ama
kitabı elime alır almaz, yazarın benimle oyun oynayacağını bilirim ve
peşin peşin kabul ederim kandırılmayı. Yazar "Katilin evdeki uşak"
olduğunu düşünmemi sağlayacak yalancı ipuçları vererek beni yanlış
yönlendirecek, tam bulduğumu sandığım anda önüme yeni bulgular atacak;
şaşırtıp kafamı karıştıracak, merakımı ve heyecanımı daha da
gıdıklayacak, olayları öyle bir örüp kördüğüm haline getirecek ki, o
söylemeden benim cinayeti çözmem mümkün olmayacak.
Hrant'ın
katil zanlısının yakalandıktan sonra bayrak önünde çekilen fotoğrafı da
bu derin/ince tahlillerin konusu oluyor şimdi. Nerede çekilmiş/miş,
Emniyette mi, jandarmada mı? Ne fark eder ki? Çok fark edermiş meğerse;
Emniyetle Jandarma arasındaki çekişmeyi gösterir/miş. Bunu ilk kez şimdi
mi fark ediyorsunuz; cinayeti bırakıp bunu mu tartışalım şimdi? Daha da
güzeli; efendim acaba o fotoğrafta zanlının yanında görünenler kötü
niyetli değil de masum kişiler olmasın/mış, sadece kendileri için
"hatıra!" fotoğrafı çektirmişler ama kötü niyetli birileri bunları
basına sızdırmış olamaz mıymış? Asıl onları bulmak gerekliymiş. Aman
tanrım! Özrü kabahatinden büyük bir derin/ince tahlil. Önce Vietnam'da,
şimdi de Irak'ta böylesi fotoğraflar çektiren askerler aklıma düştü.
Farkı ne?
Bu
çocuklar işsiz güçsüz kahve köşelerinde oturuyorlarmış. Ortada kabaran
milliyetçilik gibi öylesine derin konular yokmuş, asıl derin konular
bunlarmış. Suçlu bulundu: İnternet kafeler. Şimdi bir taşla iki kuş
vurulacak: Buralara musallat olan çeteler temizlenmek yerine bu kahveler
kapatılacak; başka ülkeler bilgisayar kullanıcılarını, internete
bağlanacak insan sayısını artırmaya, bilgiye ulaşmayı kalaylaştırmaya
çalışırken, biz zaten çok az olan bu ilgiyi körelteceğiz; çocuğuna
bilgisayar alamayan ana-babalar, çocuklarının buralara gitmesinden haklı
olarak korkacak, önlemeye çalışacaklar. Ya da birileri cingözlük yapıp
fırsattan istifade interneti de 301'in kapsamı içine sokacak olan sansür
yasaları çıkaracak. Kısacası kirli suyla birlikte çocuğu da atacağız.
Baksanıza
canım, çoluk çocukmuş bunlar, böyle derin devlet mi olur/muş, bizde
derin devlet falan yokmuş. Bunları diyenler kocaman kocaman
yazarlarımız, "prof"larımız daha olayın hemen ertesinde, deliller bile
tam toplanmadan Emniyet Müdürü'nün "Bu olayın arkasında büyük
organizasyonlar yoktur" demesini bile hiç önemsemiyor. Hukuk devletinde
böyle bir açıklamanın yapılamayacağını, hukuk devletinin olmadığı yerde
zaten derin devletin var olacağını akla bile getirmiyorlar.
Öbür
yandan Adalet Bakanlığı'ndan bir yetkili yaptığı açıklamayla "Cinayetin
işleniş biçimi Ogün Samast'ın bir yem olduğunu gösteriyor" diyerek bir
doğruya işaret eder gibi görünürken; öte yandan yargılama süreci ile
asıl hedef tahtası yapılanın Hrant Dink olduğu gerçeğini örtüyor. Hâlâ
301 konusunda en başta Adalet Bakanı'nın ayak dirediği bilindiğine göre
olaydan "adalet" adına hiçbir ders çıkarılmadığı anlaşılıyor. Açıklama
bu mu olmalıydı? Her gün ortaya çıkan yeni yeni bulgular karşısında, bu
cinayet daha işlenmezden önce kahvehanelerde bile konuşulduğunun ortaya
çıktığı durumda, eğer başta İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı olmak üzere
hiçbir yetkili hukuk devletinin gereği olarak istifa etmiyorsa,
Başbakan'ın "Derin devlet vardır, sonuna kadar üstüne gideceğiz" sözü,
ister istemez Şemdinli olayında da böyle dendiği, sonunda faturanın bir
"yürekli savcı"ya çıkarıldığı hatırlanınca yüreklere su serpmiyor.
Başka
çaremiz olmadığından yine de Başbakan'ın bu sözünü önemsemek istiyoruz.
Öte yandan bu söz üzerine ağız birliği etmişçesine Başbakan'a yüklenen
muhalefet partilerini de ibretle izledik. Kimi açıkça "derin devlet
yoktur" dedi, kimi o demeye getirdi ama hepsi birlikte derin devletin
üstüne perde çektiler. Neymiş efendim, bu açıklama iktidarın zaafını
gösterirmiş, söylemek yerine ortaya çıkarsaymışlar. Doğrudur, ortaya
çıkarmalı hükümet ama burada muhalefetin, özellikle, varsa eğer liberal,
sosyal demokrat muhalefetin doğru tutumu, "Doğru söyledin, derin devlet
vardır, arkandayız ama çıkarmazsan hesap sorarız" demek olmaz mıydı?
Hayır. Muhalefetin derdi derin devlet falan değil seçimde ceplerine
atacakları üç beş milliyetçi oydu.
Özetle
ülkemizde o denli çok polisiye roman yazarı var ki, başarılı bir yazar
olan sevgili dostum Ahmet Ümit alınmasın ama onu okumaya bir türlü zaman
bulamıyoruz.