Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 339 | Mart  2007

                   

 

Türkiye-Amerika İlişkileri Görüldüğünden Çok Daha Sağlıklı

 

Mensur Akgün/ 21.02.2007/ Referans

 

Amerika ile Türkiye arasında imzalanan ilk antlaşma Türk kaynaklarına göre 5 Ekim 1831, Amerikan belgelerine göre 7 Mayıs 1830 tarihini taşır. Yunan ayaklanması sırasında Navarin'de donanması yakılan Bab-ı Âli'nin müttefik arayışının parçası olarak imzalanmıştır. Açık hükümleri ticari nitelikle, gizli kısmı ise savaş gemisi almaya yöneliktir.

Ancak Bab-ı Âli istediklerini elde edemez. Ne savaş gemisi yaptırabilir ne de Amerika'nın dostluğunu ve desteğini kazanır. Zaten kendine Monroe Doktrini'ni şiar edinen Amerika'nın başka kıtalarda ve özellikle de Avrupalıları ilgilendiren bölgelerde işi yoktur. I. Dünya Savaşı'na bile istemeye istemeye girer. Fikir babası kendi başkanı olmasına rağmen Milletler Cemiyeti içinde yer almaz.

Amerika ancak II. Dünya Savaşı ile birlikte kürsel siyaset sahnesine adımını atar. Attıktan sonra orada kalır ve kaldığı sürece de Türkiye'nin çıkarlarını kollamaya gayret eder. Türk-Amerikan ilişkilerinin gerçek dönüm noktası, güvertesinde Japonya'nın teslim antlaşmasının imzalandığı Missouri zıhlısının iki destroyer eşliğinde Dolmabahçe önüne demir attığı 5 Nisan 1946'dır.

Ziyaretin görünürdeki nedeni savaş sırasında ölen büyükelçimiz Mehmet Münir Ertegün'ün naaşını Türkiye'ye getirmekti. Normal şartlar altında çok daha kolay ve masrafsız yollardan yapılabilecek bu "taşıma işi" Amerikan yönetiminin Sovyetler Birliği karşısında daralan Türkiye'ye destek vermeyi kararlaştırması sayesinde önemli bir siyasi jeste dönüştü ve işe de yaradı.

Türk limanlarını ziyaret eden bu güçlü gemi sayesinde Türkiye üstündeki Sovyet baskısı hafifledi. Boğazlarda üs ve doğu sınırlarında değişiklik talep eden Moskova'yı yumuşattı. Çok geçmeden de Türkiye, Truman, hemen onun ardından da Marshall yardımından yararlandı. Çeşitli gerekçelerle eleştirilse de verilen yardımlar sayesinde Türkiye, ordusunu modernleştirme ve altyapısını güçlendirme imkânı buldu. Ayrıca Avrupa kurumları içinde de yer almaya başladı.

NATO kurulduğunda dışarıda kalmamıza karşılık Kore Savaşı konjonktüründe üç yıl içinde Amerika sayesinde üye olduk. Amerika 1950'li, 1960'lı, 1970'li yıllarda Türkiye'ye yoğun bir şekilde askeri ve ekonomik destek verdi. Bu desteğini günümüze değin de sürdürdü. Başımız ne zaman sıkışsa Amerika'yı yanımızda bulduk. Öcalan yakalanırken de Amerika, Türkiye'nin yanındaydı, Kıbrıs sorunu için destek istediğimizde de.

Tüm devletler arası ilişkilerde olduğu gibi Amerika-Türkiye ilişkilerinde de zaman zaman sorunlar yaşandı. İnönü 1964'te Kıbrıs'a "Siz siyasi olarak müdahale etmezseniz biz askeri olarak müdahale ederiz" dediğinde Johnson kendisine mektup yazıp "Bizim size verdiğimiz silahları kullanamazsınız, Sovyetler işe karışırsa NATO size yardım etmeyebilir" gibi şeyler söyledi. Ve tabii biz de çok kızdık. Ama Amerika yine de yardım etti. Soruna müdahale edip Rum saldırılarının durdurulmasını sağladı.

Bazen çuvallar, bazen de Amerikan subaylarının sarhoş kullandıkları arabalar yüzünden sorunlar yaşadık. Kıbrıs'a müdahale edince ambargoya maruz kaldık. Üslerde tatsızlıklar oldu. Türkiye'nin rızası olmadan bazı şeyler yapıldı. Washington, Ankara'dan vermeyeceği tavizler istedi, Ankara da Washington'dan çok şey bekledi. Fakat genel olarak baktığımızda 1946'dan bu yana Amerika-Türkiye ilişkilerinde ciddi hiçbir sorun yaşanmadı.

Bana kalırsa bundan sonra da yaşanmayacak. Amerikan Kongresi 1915 trajedisini "soykırım" olarak tanıyan yasa çıkartsa da yaşanmayacak, çıkartmasa da. Türkiye, Irak'a müdahale etmek zorunda kalsa da kalmasa da. İki ülke ilişkilerinin çok köklü bir geçmişi var ve stratejik çıkarlar pek çok alanda örtüşüyor. Eğer bugün bir kriz durumu var gibi gözüküyorsa bu büyük ölçüde tarafların birbirini yanlış anlamasından kaynaklanıyor.

Amerika-Türkiye ilişkilerini etkileyen şeyler ikili ilişkilerin seyri dışında alanlardan kaynaklanıyor. Türkiye, Amerika'nın kendi koyduğu kurallara daha sadık olmasını, dünya düzenini altüst edecek işler yapmamasını bekliyor. Iran'a daha farklı bakmasını, Filistin sorununun çözümü konusunda daha yapıcı bir tutum takınmasını istiyor. Onlar da zaten giderek farklı bakmaya, daha adil olmaya başladı.

Şimdi sıra bizde, onların yanlış anlamalarını ortadan kaldırmakta. Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı geçen günlerde denedi. Ama yetmez, taşın altında eli olan herkesin denemesi gerek...

 


 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...