Devlet
Derinleştikçe Hukuk Sığlaşır...
Mehmet
Barlas/ 10.02.2007/ Sabah
Otomobil
üreticisi bir Amerikan firmasının yönetim kurulu başkanına gelen müşteri
şikâyet mektubu, tüketim toplumu edebiyatının klasikleri arasına
girmiştir. Müşteri şöyle yakınır mektubunda:
- Geçen
ay satın aldığım sizin markanızı taşıyan otomobilin klaksonu dışında her
yerinden ses çıkıyor.
Bizde de
insanlarla konuştuğunuz zaman, "Sistem", "Rejim" ve benzeri kavramlar
üzerinde, bu otomobili satın alan Amerikalı'nınkine benzer şikâyetlerin
seslendirildiğini duyarsınız. Ancak son dönemde rejimdeki ve sistemdeki
aksaklıkları anlamak konusunda, eskisinden daha yoğun arayışlar var.
Örneğin "Derin Devlet "in ne olduğunu neredeyse anlamak üzereyiz.
Değişik
zeminlerde yapılan uzun tartışmalar sonunda, "Derin Devlet "in, "Belirli
bir eylemi gerçekleştirmek için, Anayasa'yı ve yasaları bir süreliğine
yok sayan ve özellikle güvenlik bürokrasisine mensup kamu
fonksiyonerlerinin oluşturduğu örgütlenme" anlamına geldiğini anlar gibi
olmadık mı?
ETTİĞİNDEN BELLİ
Hani
komutan askere "Elektrik nedir" diye sorunca "Ne olduğu bilinmez,
ettiğinden bellidir" cevabını almış ya... Tüm devlet örgütlenmesi de,
devlet örgütlerinin yetki ve sorumlulukları da anayasal demokrasilerde
anayasa ve yasalarla belirlendiği için, bu metinlerde varlıklarından söz
edilmeyen bir örgütlenmenin mevcudiyeti, tıpkı erin elektrik için
söylediği gibi, "Ettiğinden " anlaşılır.
Nitekim
hep öyle anlaşıldı.
Bunun en
somut örneğini "Batı Çalışma Grubu" diye bilinen örgütlenmenin ürettiği
"Andıç "larda görmedik mi?
Bu
noktadan giderek, anayasanın lağvedildiği veya askıya alındığı "Geçiş
dönemi" de denilen askeri rejimlerde, devletin tümden "Derin "leştiği
yargısına da varılabilir. Bu askeri rejimlerde yasaların varlığı, o
devlette "Hukuk" un da var olduğu anlamına gelmez. Çünkü mafyaların da,
ilkel kabilelerin de yasaları vardır. Önemli olan yasaların çağdaş ve
evrensel hukuk normlarına uygun olması, temel hak ve özgürlükleri
içermesidir. En önemlisi hukukun, devletin de, iktidar ve güç
sahiplerinin de üzerinde olmasıdır.
DERİN
DEVLETLEŞME
Kopenhag
Kriterleri'ne uyumu hedefleyen, Avrupa içtihadını üst hukuk normu olarak
kabul etmiş, bireylerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru
hakkını onaylamış ve "Hukuk devleti" ni Anayasa ilkesi olarak benimsemiş
bugünkü Türkiye'de, "Derin devletleşme" elbet kabul edilebilir bir durum
değildir.
Ancak bir
de geçiş dönemi yaşanmamasına rağmen, bazen Anayasa'nın, bazen yasaların
sade devlet değil tüm toplum ve medya tarafından yok sayılmaları,
kamuoyundaki kafa karışıklığına sebep oluyor.
Bir örnek
verelim.
Ceza
davalarında " Hazırlık soruşturmasının gizliliği" en temel hukuk
ilkesidir ve yasalarda da vardır. Buna karşı, henüz "Zanlı" konumundan
"Sanık"
konumuna bile geçmemiş tutukluların polisteki ilk ifadeleri tam metin
olarak yayınlanıyor.
Belki
gizlilik ilkesinin delinmesi şeffaflığı da sağlıyor. Özellikle katil
zanlıları ile güvenlik bürokrasisi mensuplarının adeta "Erek birliği"
içinde olduklarını gösteren video kayıtları, "Derinler "deki kargaşayı
daha da vurucu şekilde sergiliyor.
Ama
neticede hâlâ hazırlık soruşturması yasalarda temel ilke olarak var.
MUHBİRİ
İHBAR
Devlet
suç örgütlerinin eylemlerini önceden istihbar edebilmek için "Muhbirler"
kullanır ve bunların daha sonra örgüt tarafından infaz edilmelerini
önlemek amacıyla "Tanık Koruma" amaçlı yasalar çıkartırken, her olayda
muhbirler bizzat kamu görevlileri tarafından basına açıklanıyor.
Yani
Anayasa'yı ve yasaları yok sayan kamu fonksiyonerlerinin
örgütlenmelerine "Derin Devlet" derken, devletin de toplumun da
Anayasa'yı ve yasaları tümden yok saymasına acaba hangi ismi vermek
gerekir? Temel hikâyesini bilirsiniz. Temel'in oğlu olmuş.
"Oğluna
ne isim koyalım" diye sormuşlar. Temel de "Ona Temel deyin, ben kendime
yeni isim bulurum " demiş ya. Bunun gibi Derin Devlet de "Anayasal
Devlet " için, "Ona Derin Devlet deyin. Ben kendime yeni isim bulurum"
mu diyecek?