İslamcıların Yerini Ulusalcılar Alıyor
Ruşen
Çakır/ 22.02.2007/ Vatan
Bugün
Kanaltürk'ün başına gelenler, Türkiye'de oyuncular ve rollerin
değiştiğini, ama oyunun aynı kaldığını gösteriyor. Bir zamanlar sistemin
dışında duran İslamcılar, kimilerine göre değişerek, kimilerine göreyse
takiyye yaparak merkeze taşındılar, başrol oyuncusu oldular. Düne kadar
iktidarın nimetlerinden istifade eden "laikliği koruma"
iddiasındakilerin çoğuysa sistemin dışında kaldı ya da itildiler, yani
birer figüran haline geldiler. Senaryoysa aynı: İktidarda olanlar, her
yola başvurarak muhalefeti etkisizleştirmek ve teksesli bir ülke
yaratmak istiyorlar.
Halbuki
yükselen bir toplumsal ve siyasal hareketi önlemede baskı, sindirme,
şantaj, psikolojik yıldırma, dezenformasyon gibi yöntemler genellikle
bir işe yaramaz, hatta tam tersine onun önünü daha da açar.
Örneğin
bu iş yalan dolanla olsaydı bugün AKP tek başına iktidara gelemez, bu
kadar süre orada kalamaz ve hâlâ birinci parti olamazdı. Ya da şöyle
soralım: Recep Tayyip Erdoğan, şiir okuduğu hapse girmese bu kadar
popüler olabilir miydi? Veya Anayasa Mahkemesi RP'den sonra FP'yi de
sudan bahanelerle kapatmış olmasa AKP, en azından bu kadar erken ortaya
çıkabilir miydi?
Kısacası,
AKP hükümeti kendi serüvenine baksa Kanaltürk'e böyle davranmaya
kalkmazdı diye düşünebilirz. Ama kendisi de "fikir suçlusu" olan
Başbakan Erdoğan'ın yazar ve çizerlere gösterdiği tahammülsüzlükten,
hükümetin geçmişi farklı (ve yanlış) okuduğunu biliyorduk zaten.
Oyuncular
değişti, oyun aynı
Muhakkak
aralarında çok büyük farklar var, ama benzerlikleri de hiç yabana
atmamak lazım. Günümüzdeki ulusalcı hareket birçok açıdan 1980
ortalarının İslami hareketini çağrıştırıyor. Yine "tepki" üzerine
kurulu; yine gençler üzerinden yürüyen; yine çokparçalı olmasına rağmen
rakipleri ve düşmanları tarafından yekpareymiş gibi algılanan; yine ana
gövdesine değil de kollarına, uçlarına bakılan; yine anlamak değil de
dışlanmak istenen bir hareket söz konusu.
Geçmişte
herhangi bir İslamcının yaptığı bir yanlış alabildiğine abartılarak tüm
İslami harekete mal edilmek istenirdi, bugün aynı muameleye ulusalcılar
maruz kalıyor. Dün İslami hareket sosyolojinin veya siyaset bilimin
değil, kriminolojinin, yani suç bilimin alanına sokulmak istenirdi.
Bugün de sürekli olarak ulusalcılara karşı güvenlik güçleri, savcılar,
yargıçlar göreve çağrılıyor.
Özellikle
Fethullah Gülen cemaatine yakın medyanın ulusalcı hareket hakkında
yaptığı yayınlar, 1980-90'lı yıllardaki Gülen aleyhtarı yayınların
pabucunu dama atmak üzere. Örneğin geçmişte bu işlerin pirlerinden biri
Tuncay Özkan'dı. Birtakım istihbarat raporlarını "araştırmacı
gazetecilik" ürünleriymiş gibi, virgülüne bile dokunmadan yayınlar,
böylece Gülen cemaatinin ve diğerlerinin ipliğini pazara çıkardığını
düşünürdü. Zamanında onun suçladığı kişiler yine benzer raporlardan
geniş ölçüde istifade ederek bu sefer Özkan'ı köşeye sıkıştırmaya
çalışıyorlar.
***
Üstelik
Türkiye'de hep "biz ve onlar" mantığı işliyor. Taraflar, kimsenin arada
kalmasına izin vermiyor, "ya bizdensiniz, ya onlardan" diye
dayatıyorlar.
1990'da
çıkan ilk kitabım Ayet ve Slogan'a İsmet Özel'in "İnsanlar hangi dünyaya
kulak kesilmişlerse öbürüne sağır" dizeleriyle başlamıştım. Bu sağırlık
halinin şiddetlenerek arttığını, herkesin temel hak ve özgürlükleri,
demokrasiyi sadece kendisi için istediğini; mazlumların ellerine iktidar
geçtiğinde kolaylıkla zalime dönüşebildiklerini görmek insanı
kahrediyor.