Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 339 | Mart  2007

                   

 

İslamcıların Yerini Ulusalcılar Alıyor

 

Ruşen Çakır/ 22.02.2007/ Vatan

 

Bugün Kanaltürk'ün başına gelenler, Türkiye'de oyuncular ve rollerin değiştiğini, ama oyunun aynı kaldığını gösteriyor. Bir zamanlar sistemin dışında duran İslamcılar, kimilerine göre değişerek, kimilerine göreyse takiyye yaparak merkeze taşındılar, başrol oyuncusu oldular. Düne kadar iktidarın nimetlerinden istifade eden "laikliği koruma" iddiasındakilerin çoğuysa sistemin dışında kaldı ya da itildiler, yani birer figüran haline geldiler. Senaryoysa aynı: İktidarda olanlar, her yola başvurarak muhalefeti etkisizleştirmek ve teksesli bir ülke yaratmak istiyorlar.

Halbuki yükselen bir toplumsal ve siyasal hareketi önlemede baskı, sindirme, şantaj, psikolojik yıldırma, dezenformasyon gibi yöntemler genellikle bir işe yaramaz, hatta tam tersine onun önünü daha da açar.

Örneğin bu iş yalan dolanla olsaydı bugün AKP tek başına iktidara gelemez, bu kadar süre orada kalamaz ve hâlâ birinci parti olamazdı. Ya da şöyle soralım: Recep Tayyip Erdoğan, şiir okuduğu hapse girmese bu kadar popüler olabilir miydi? Veya Anayasa Mahkemesi RP'den sonra FP'yi de sudan bahanelerle kapatmış olmasa AKP, en azından bu kadar erken ortaya çıkabilir miydi?

Kısacası, AKP hükümeti kendi serüvenine baksa Kanaltürk'e böyle davranmaya kalkmazdı diye düşünebilirz. Ama kendisi de "fikir suçlusu" olan Başbakan Erdoğan'ın yazar ve çizerlere gösterdiği tahammülsüzlükten, hükümetin geçmişi farklı (ve yanlış) okuduğunu biliyorduk zaten.

Oyuncular değişti, oyun aynı

Muhakkak aralarında çok büyük farklar var, ama benzerlikleri de hiç yabana atmamak lazım. Günümüzdeki ulusalcı hareket birçok açıdan 1980 ortalarının İslami hareketini çağrıştırıyor. Yine "tepki" üzerine kurulu; yine gençler üzerinden yürüyen; yine çokparçalı olmasına rağmen rakipleri ve düşmanları tarafından yekpareymiş gibi algılanan; yine ana gövdesine değil de kollarına, uçlarına bakılan; yine anlamak değil de dışlanmak istenen bir hareket söz konusu.

Geçmişte herhangi bir İslamcının yaptığı bir yanlış alabildiğine abartılarak tüm İslami harekete mal edilmek istenirdi, bugün aynı muameleye ulusalcılar maruz kalıyor. Dün İslami hareket sosyolojinin veya siyaset bilimin değil, kriminolojinin, yani suç bilimin alanına sokulmak istenirdi. Bugün de sürekli olarak ulusalcılara karşı güvenlik güçleri, savcılar, yargıçlar göreve çağrılıyor.

Özellikle Fethullah Gülen cemaatine yakın medyanın ulusalcı hareket hakkında yaptığı yayınlar, 1980-90'lı yıllardaki Gülen aleyhtarı yayınların pabucunu dama atmak üzere. Örneğin geçmişte bu işlerin pirlerinden biri Tuncay Özkan'dı. Birtakım istihbarat raporlarını "araştırmacı gazetecilik" ürünleriymiş gibi, virgülüne bile dokunmadan yayınlar, böylece Gülen cemaatinin ve diğerlerinin ipliğini pazara çıkardığını düşünürdü. Zamanında onun suçladığı kişiler yine benzer raporlardan geniş ölçüde istifade ederek bu sefer Özkan'ı köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar.

***

Üstelik Türkiye'de hep "biz ve onlar" mantığı işliyor. Taraflar, kimsenin arada kalmasına izin vermiyor, "ya bizdensiniz, ya onlardan" diye dayatıyorlar.

1990'da çıkan ilk kitabım Ayet ve Slogan'a İsmet Özel'in "İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişlerse öbürüne sağır" dizeleriyle başlamıştım. Bu sağırlık halinin şiddetlenerek arttığını, herkesin temel hak ve özgürlükleri, demokrasiyi sadece kendisi için istediğini; mazlumların ellerine iktidar geçtiğinde kolaylıkla zalime dönüşebildiklerini görmek insanı kahrediyor.

 


 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...