Eski MİT
Şefinden Çakıcı’ya Öpücük
Can
Dündar/ 08.02.2007/ Milliyet
Bir
dergideki sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyleyen Gündeş, "mafya
lideri" olmakla suçlanan Çakıcı'ya öpücük gönderdi. Gündeş,
Marsilya'daki "eylemleri" de savundu
MİT'in
eski Yurtdışı İstihbarat Başkanı Nuri Gündeş, salı gecesi "derin
devlet"i tartıştığımız NTV'deki "Neden" programında konuğumdu.
İlk kez
bir tartışma programına katıldı ve çok önemli açıklamalar yaptı.
Açıklamaların önemini daha iyi kavramak için Gündeş'in, 23 yılını
verdiği MİT'te, 12 Eylül döneminde, ASALA operasyonunu yönettiğini,
Mehmet Eymür imzalı 1. MİT raporunda Dündar Kılıç ve Şükrü Balcı ile
bazı illegal işlere katılmakla suçlandığını, Çiller döneminde
Başbakanlık İstihbarat Müşavirliği'ne getirildiğini hatırlatalım.
Gündeş
lafa ASALA operasyonuyla başladı.
Biliyorsunuz, ASALA'nın Türk diplomatlarını hedef aldığı dönemde MİT,
yurtdışında ASALA liderlerine karşı suikastlar planlamış, aynı dönemde
Marsilya'daki Ermeni anıtı bombalanmış, bu operasyona Abdullah Çatlı
ekibinin de katıldığı öne sürülmüştü.
Gündeş,
dönemin parasıyla toplam 17 milyon liraya mal olan operasyonu şöyle
anlattı:
Kin ya da
para için
"Marsilya'da bir Ermeni abidesi yapıldı. Oranın devlet başkanı açtı
orayı... Devletin ne polisinin, ne de askerinin ulaşamayacağı
menzillerde savaş veren insanlar olarak bizler oralara gittik. Ben
gitmedim, ama ekibim gitti. Bunu derin devlet olarak izah etmek mümkün
mü? Benim oradaki vatandaşlarım milli hislerle orada bir eylem
yaptılarsa bu derin devlet işi midir?
"Milli
hislerle" bu operasyona katılanlarda hangi "motifler" arandı?
"Ya
milliyetçidir, ya kin-nefret motifidir, ya maddidir. Kin- nefret motifi
de izafidir, geçebilir zamanla... Onun yanında oraya gittiğin zaman
faaliyet maskesi müsait olacak. Değilse kabak gibi ortaya çıkar. Türk
devletinin terörist devlet sınıfına girmemesi için de itina
gösterilecek."
4 kova su
Gündeş'e
buradaki asıl eleştirinin, devletin operasyonunda, katliam sanığı olarak
Interpol'ce aranan insanların, ceplerine pasaport ve silah konularak
kullanılması olduğunu hatırlattık. Onların "kendi elemanı olmadıklarını,
Türklük şuuruyla kendiliğinden bu işe katıldıklarını" söyledi ve durumu
şöyle izah etti:
"Orada
yangın var, adam 4 kova su getirmiş. '4 kova su da ben atayım' derse
buna 'Atma' mı diyeceğiz? 'Sen Türkiye'de bunu yaptın, su dökme, yanarsa
yansın' mı denecek? Bunun mantıkla hiçbir alakası yok. Kimi
göndereceksiniz? Seni mi göndereceğim oraya kardeşim? Devlet karar
vermiş hiyerarşik olarak bu yapılacak diye... Başta Cumhurbaşkanı... 6
Kasım'da referandum yapacak. O zamana kadar hep böyle nutuklarla geçiyor
günler. Eğer bu mücadeleyi derin devlet mücadelesi sayarsanız biz de
sayalım, ama ben saymıyorum."
"Abdullah
meselesi"
Gündeş,
daha önce MHP'den, Ülkü Ocakları'ndan bazı kişilerin devlete yardımcı
olduğunu, ama bunların zamanla devletten aldığı güçleri kendi emelleri
için kullandıklarını, çek, senet mafyasına dönüştüklerini anlattı.
Güneydoğu'daki korucu sistemine de bu nedenle karşı çıktığını söyledi:
"Ya bu
adamlar ellerindeki silahları satacaklardır, ya onu kendi emellerine
alet edeceklerdir" dedi.
Dink'in
katillerinin kendilerine Çatlı'yı örnek aldıklarının hatırlatılması
üzerine de "Gelelim Abdullah meselesine..." diye girdiği lafı Çakıcı
örneğine getirdi.
"Bir
mecmuada bana Alaattin Çakıcı'yı sordular, 'Ben devlete böyle sonradan
sıkıntı olacak kişilerle pek iş yapmadım' dedim. Bana mektup yazdı
hapishaneden... Şimdi dinliyorsa beni yanaklarından öperim, devlete eğer
hizmeti varsa... Ben onu kasıtla söylemedim. Ben de eğer böyle işlerin
içinde olsam, devlete zarar verecek olsam veya benim yüzümden devlet
dedikoduya uğrayacaksa benim için de aynı şey söylense sesimi çıkarmam."
Çakıcı'nın mektubunda Gündeş'e "Artık sana ağabey demeyeceğim" dediğini
sonradan öğrendik.
Cantürk
zehirledi
Programda
eski TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu üyesi Fikri Sağlar, Kutlu
Savaş'ın "Susurluk Raporu"ndan şu cümleyi okudu:
"Devlet
Cantürk ile baş edememiştir. Cantürk'ün devlete biat etmesi beklenirken
adı geçenin yeni bir tesis kurmak üzere hareket geçmesi üzerine Türk
emniyet teşkilatı tarafından öldürülmesi kararlaştırılmış ve karar infaz
edilmiştir."
Gündeş bu
konuda şunları söyledi:
"Behçet
Cantürk'ü alan benim. Erzurum'da yakaladık, aldık getirdik. Sadettin
Tantan'a verdik, sorgulaması yapıldı. İlişkileri vardı, evet. Acaba ne
yaptı bu adam? Ne gibi eylemler yaptı? Ne gibi zehirli maddelerle,
eroinlerle benim Türk evlatlarımı zehirledi; bunlar hiç düşünülmüyor.
Ama ben iç faaliyetlerde hiçbir zaman can almayı kabul etmiyorum.
Devletin kanunları vardır, devlet güçlüdür, bunları yakalar, hapse atar,
o zaman idam cezası vardı, idam da eder.
"Ama
diyelim ki Behçet Cantürk öldürülmüş. Baader-Meinhof çetesini
hapishanede öldürdüler, Almanlardan bir kişi bir şey söylemedi. Bir tek
yazı dahi yazmadı Alman basını... Demin söylediğim gibi, devlet bazen
kendisini korur."
Aptallar
yapmaz
Nihayet
Dink suikastını sordum Gündeş'e... Şöyle dedi:
"Biz de
yurtdışında operasyonlar yaptık. Bir insanı oraya göndereceksiniz,
cebinde 180 lira para olacak. Ondan sonra kör gözüne parmağım gidecek
bir kahvede oturacak, kendisini belli edecek. Bunu aptallar yapmaz.
"Bu
insanlar Alperenler diye bir gruptanmış galiba... Bazı insanlar
bulundukları partiyi veya Türk-İslam sentezini değişik biçimde
değerlendiriyorlar. Bu değerlendirmelerin sonucunda bir grup kafadar
insan, bir tane de elebaşı 'Şunu öldürelim' diye karar veriyor. Bunun
arkasında çok organize bir güç aramam; benim 50 senelik tecrübemle böyle
bir şey aranması doğru değil."
Yakalayacağına izlesene...
Gündeş,
faillerin yakalanması konusundaki bazı acemiliklere de dikkat çekti:
"Acemice
bir olay. İstihbarat Şube Müdürü üzerine almış her şeyi... Öbür taraf,
tamamen beraat etti, kendilerine göre aklandılar, ama ortada bir şey
var: Mademki Ogün Samast'ın otobüse bindiğini tespit ettiler; bizim
istihbarat kurallarımıza göre (yolda inme ihtimaline karşı) yanına bir
adam bindirilir.
"İkincisi, Samsun'a niye götürüyorsun? (Onunla) Trabzon'a git. 10-15 gün
muhaberatını, konuşmalarını, irtibatlarını tespit et. Böylece 'Arkasında
şu vardı, bu vardı, derin devlet vardı' gibi her şey ortadan kalkar. Ama
bu istihbarat, kurallarına göre yapılmamış."
Gündeş,
Dink'in, bunca ihbara rağmen korunmamasını da garipsedi. Acaba yok
edilsin diye mi korunmamıştı?
"Vallahi
dilim varmıyor ona... " dedi:
"O zaman
bu ihanet olur ki, onu kimseye söyleyemem. Yani 'Ölürse ölsün' der gibi,
ama zannetmiyorum. Onu söyleyecek bir Türk vatandaşının olmaması
lazım..."
Nuri
Gündeş kimdir?
Eski MİT
İstanbul Bölge Müdürü. Harp Okulu Mezunu. 23 yıl boyunca çalıştığı
MİT'ten 1986'da, Hiram Abas'ın teşkilata geri dönmesi üzerine prensip
gerekçesiyle ayrıldı. Mehmet Eymür tarafından kaleme alınan 1. MİT
Raporu'nda Gündeş'in Dündar Kılıç ve İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı
ile birlikte illegal bazı işlere karıştığı iddia edildi. Tansu Çiller'in
başbakan olduğu dönemde Gündeş Başbakanlık İstihbarat Müsteşarlığı da
yaptı.