|

21.YY NASIL BİR KÜLTÜRLE KARŞI KARŞIYAYIZ?
Abdurrahman ARSLAN
Klasik
toplumun özelliğinde üretim ve tüketim ilişkisi hakimdi. Bundan dolayı
üretim ve ihtiyaç yaratma mantığı üzerinden işlerliğini sürdürmekteydi.
Oysa günümüzün iletişim toplumunda bu durum değişmekte, üretim ve
tüketimin yerini doyumsuzluk almaktadır. Yani günümüz toplumunda emtia
ve ihtiyaçların üretiminin yerini doyumsuzluk üretimi almıştır.
Doyumsuzluk, karşılanabilir bir ihtiyaçla ortadan
kaldırılabilir değildir; doyumsuzluğun giderilmesini sağlayacak bir
karşılık yoktur. Bu yüzden öyle görünmesine rağmen, doyumsuzluk aslında
her hangi bir nesneye yönelik bir talebi ifade etmez. Bu sürekli yaşanan
bir 'durum' özelliği taşıdığından, somut bir karşılığı olamamaktadır.
Doyumsuzluk, günümüz toplumsal kültürünün belirgin
özelliğini teşkil ediyor. Ve günümüzün toplumunun yeniden üretilmesinin
önemli kaynağı halini almıştır. Doyumsuzluk, kültürel bir yapı olarak
vücut bulmaktadır. Ya da günümüzün kültürü, doyumsuzluk üzerinden var
edildiğinden, artık toplum genelinin ihtiyaçlarının karşılanması söz
konusu olmaktan çıkıyor; bireylerin kendi tercihleri olan doyumsuzluk
karşılama yolları söz konusu olmaktadır.
Bu doyumsuzluk hali, sosyal ilişkilerin, demokrasinin ve
üretimi belirleyen kapitalizmin mantığını da dönüştürmektedir. Yeni
doyumsuzluk halinin giderilmesini sağlayacak taleplerin mantığı
tarafından demokrasiye hakim Kartezyen mantık da dönüşüme uğramaktadır.
Günümüzün demokratik toplum ideali, çoğulcu özelliğiyle, toplumsal
hayatı bütünüyle şeffaflaştırmakta, yani transparant bir toplum tasarımı
içermektedir.
Klasik dönemin toplum tasarımında demokrasi, mesiyanik bir
işlev/görev yüklüydü; yani kurtarıcı olma çabasının önemli araçlarından
biriydi. Oysa günümüzde demokrasi, doyumsuzluğun içinde varlığını
sürdüren kapalı bir rahim inşa etmenin imkanını aramaktadır. Zira
doyumsuzluk, siyasal olanı belirler duruma geldiğinden, bedenin
taleplerinin karşılanması, artık entelektüel taleplerin önüne
geçmektedir. Bu yüzden, 21. yüzyılın hakim kültürü insanda sorumsuzluk
ve ilgisizlik yaratmaktadır.
Bize bu doyumsuzluğu yaratan 21. yüzyılın kültürünün temel
vasfı, herhangi bir sabitesinin olmayışıdır. Yani izafiyet içerikli bir
kültür olma özelliği taşıyor. Bu kültür sadece bedeni taleplerin hakikat
olduğunu kabul etmektedir. Bunun dışında herhangi bir hakikat kaynağı
tanımamaktadır. Bu yüzden, "üç dakikadan fazla süren hiçbir şey gerçek
değildir" denmektedir.
Demokrasi, bugün beden-bağımlı taleplerin karşılanmasıyla
yüklü siyasal talepleri ifade etmektedir. 21. yüzyılda iktidarlar,
kendilerini buna göre ayarlamaktadırlar. Bu bağlamda, bedenin yeni bir
işlevi olduğunu görüyoruz; aynı zamanda da bu yeni bir beden anlayışını
ifade ediyor. Günümüzde beden, artık bilginin sahih kaynağını teşkil
etmektedir. Bu, günümüzün post-modern dünyasının insan anlayışında
radikal bir değişikliğe işaret etmektedir. Bu şu demektir: insan aklının
hayatı düzenlediği dönemden, bugün bedenin ya da onun tiryakisi olduğu
hayat tarzının aklı düzenlediği bir döneme geçiş yapmaktayız.
Klasik dönemde bilginin kaynağı insanın dışındaydı ve insan
amellerini/faaliyetlerini, bunu referans alarak gerçekleştirmekteydi.
Oysa günümüzde hakikat, nesnel olmaktan çıktı; öznel ve geçici bir
özellik kazandı. Öznel hakikat, bedenin tecrübesiyle sınırlı bir hakikat
anlayışını ifade ediyor. Yani bu, "herkesin hakikati kendisine aittir ve
tartışılmaz" demektir.
Bu durumda, beden kendinin doğruladığı, meşru gördüğü bir
hakikati yaşamanın tiryakisi haline gelmiştir. Yeni emperyalizm,
bedenlerin taleplerinde sürüp gitmektedir. Bunun siyasal ifadesi,
demokratik talepler olmaktadır.
Bütünüyle manipüle edilen bir toplum hali içinde
yaşamaktayız. Demokrasi, günümüzde, klasik özgürlük imkanı değil,
bedenin taleplerinin dile getirildiği, bütünüyle zevk toplumu olmanın
imkanıdır. Ulus-devletin müdahalesi azalırken, küresel müdahalenin gücü
artmaktadır. |