|

Sözün
Başlangıcı
Mustafa
Özçelik
Evveli
Allah, sonrası yine Allah ve dahi sözlerin en güzeliyle "Bismillah"
Her şeyi
olduğu gibi "söz"ü yaradana şükürler olsun!
Bize verilen
her şey, nimettir. Ama "söz" bütün nimetlerin nimet olduğunu kavramamızı
sağlayan en büyük nimet.
İçimizdeki
yumak, sır yumağı, onunla çözülüyor.
Artık,
şairin konuşma vaktidir.
Tâ ki
içindeki fırtına sakinleşinceye, dininceye kadar.
Derken bir
kelime, bir kelime daha doğar bir yürekten bin yüreğe taşınmak için. Onu
taşıyacak olan söz'dür.
Sözlerimiz,
böylece "hamd" makamında söylenen, söylenmesi gereken ve söylenmiş olan
sözlerdir.
Çünkü her
kelime, bir nimet olduğu için bir emanettir dile.... Kelimeyi iyi ve
doğru kullanmak kadar, korumak da görevimiz olmalı değil mi?
Sahi,
kelimelerimizin sayısı ne kadar?
Sayıları,
anlam sınırları....
Bütün
bunlar, gönlün ve zihnin dünyasına, onların genişliğine ve darlığına
bağlı.
Mesela,
"güneş" dense aklımıza neler gelir?
"Ölüm" hangi
serinliği taşır içimize.
Torbamızdaki
azık, umut mu korku mu?
"Gün
eksilmesin penceremden."
..........
"Ve ölüm,
kapımda kişner, sabırsız/ Bir at oldu nihâyet..."
..........
Ah, aklımdan
ölümüm geçer."
.........
"Korkuyorum
bu gecelerden" diyen Cahit Sıtkı da şair, Necip Fazıl da...
Bir de onu
dinleyelim:
"Ölüm,
güzel şey, budur perde ardındaki haber,
Hiç güzel
olmasaydı ölür müydü peygamber.."
Fark,
burada işte... Sözü, içimiz söylüyor önce...
Kalbimiz,
belirliyor.
Konuşmak
yahut yazmak, Hz. Mevlana'nın dediği gibi küpün içinde olanın dışına
sızmasıdır.
Farklı olmak
gerekiyor. Çünkü bu duygu, bizi sorumlulukların onurlu yüküyle
karşılaştırıyor.
Öteyi
buraya; burayı öteye taşımak...
"Şu geçeni
durdursam, çekip de eteğinden
Soruversem,
haberin var mı öleceğinden?"
Sorular ki
bizim içindir ve cevapları bulunabildiği, verilebildiği sürece önem
kazanırlar.
Sonra kutlu
bir çağrı ve bir uyarı:
"Ey
örtülere bürünen. Kalk ve korkut
Ve artık
Rabbini ulula...."
Yatma
zamanı gelmedi mi?
Yat ve
tekrar kalk.
Gözlerini
kapa.
Fani
bedeninde ölümden soğuk bir esinti duy ve tekrar kalk.
Mirac'ına
çık ve Rabb'ini ulula...
Çünkü,
gündüzden çok gecedir sana dost olan.
Kelimeleri
sev ve okşa.... Kendini onlara kat.
Emanet
zırhını kuşan.
Kasrında
Şirin ağlayıp dursun ve sana şirin görünen her şey.
Sen,
İbrahim'i çağır.
Kelimeleri
çıkar sofrandan bir gönüle daha girmenin sırrını bilenlerden olarak.
Sözlerin ki,
müminler yanında yere yakın, müstekbirler katında ise mağrur ola...
"Şairin
konuşması, ancak Rabb'inden kendisine verilen nimet üzeredir."
Şairlerimiz, Hasan B. Sabit çizgisi üzeredir. Alınları secdeye değen,
toprakla buluşan ve dahi mümin ve mütevekkil olmayı şiar edinmiş
olanlardır onlar.
·
kaynak: siraze.net/denemeler |