|

Hayatın
Önsözü
Beyza
Kirişçi
Elimize
bir daha geçemeyecek günlerdir çocukluk günleri. Bir fırsattır, yaşamın
önsözünde geçen bu yıllar. Rahatça oynanan, eğlenilen bir ortamı doya
doya yaşamak, bir daha gelmeyeceğini bilerek, okunacak bir hayatın
özetinde. Büyümeyi hasretle beklerken, zaman ne de yavaş geçiyor derken
kullanmak hayatın baharını. İşte çocukluk böyle bir zamandır.
Karlar aylarca yerden kalkmasa kimin umurunda. Hatta okul
tatilse ne ala. Eve ekmek mi lazım, kira mı ödenecek, elektrik faturası
ne ola ki… Düşlerimiz başkadır bizim. Menekşeler vardır orada,
kıpkırmızı gelincikler yemyeşil kırların ortasında; mavi gökyüzü hep
aydınlık, güneş sapsarı, dağların tepeleri hep yuvarlak ve zirveleri hep
karlı. Nereden mi çıkardım bunları; tabi ki çocukluktan. Yoksa biliyorum
buralarda ne yemyeşil kırlar var ne gelincikler ne masmavi gökyüzü ne de
sapsarı parıldayan bir güneş. Bizler şehirde yaşıyoruz; burada göğün
maviliği duman ve isten kirlenmiş, güneş, ışığını damıtamıyor
apartmanlardan, gökdelenlerden. Ekilmiş buğdaylar değil bizim hasadımız,
sadece umutlar... Toprak değil kış rehavetinde olan, insanlar
tembelleşmiş. Bu hayatta ayakta kalmaya çocukluğumuzu yaşamaya
çalışıyoruz biz. Ama durum umutsuz değil, dedik ya umutlarımızın
hasadını bekliyoruz. Bizler baharın yolunu bekliyoruz çok zor dese de
birileri. Evet, hiç görmedik ama kırları özlüyoruz, gelincik
tarlalarını, berrak pınarları, yaşamı bizimle paylaşan bitkileri,
hayvanları, böcekleri, kuşları. Ağılda keçilerin yavrusunu seviyoruz
hayallerimizde ya da toprağın bembeyaz kaplandığı kış günlerini; ama
olsun, biz umuduz dünyaya, biz geleceğiz hayata.
Elektriği olmayan bir evde annemin anlattığı o mum ışıkları
altındaki hal nasıldır? Televizyonsuz akşam eğlenceleri yaşanabilir mi?
Babamın oynadığı gibi sokaklarda güvenle sabahtan akşama kadar durmadan
yorulmadan oynamak mümkün mü? Karda oynadıktan sonra şişen elleri sobada
ısıtmak nasıl bir duygu? Cevapsız bunun gibi binlerce soru.
Biz zenginleştik mi yoksa yoksulluğa doğru kulaç mı atıyoruz
ne dersiniz? Tabiatın ve insan ruhunun zenginlikleri azalırken nedir
bizi zengin eden? Zihinlerimize bir makine hızıyla işlenen bu şehir
hayatı ince ince nakış nakış işlenmesi gereken bir hayatı törpülüyor
sanki. Tabiatın doğal kokusu yerini parfümlere bırakıyor, soğuk ve
hissiz parfümlere.
Tabiatın bu eşsiz zenginliği ne kadar canlı, ne kadar
berrak, ne kadar duru. Gözlerimizi kapatıp hayallerimizde haykırarak
sevgilere, umutlara koşan biz çocuklar, mıknatıs gibi çekiyoruz
güzellikleri bu hayata, gerçeğini gördüğümüzde hemen tanıyacak bir
ruhla. Yorgun bir günün akşamında yataklarımıza uzandığımızda içimizi
bir mutluluk kaplıyor, ne kadar güzel gezmek oralarda diye. Cebimize
sakladığımız umutları çıkarıp başucumuza koyup heyecanla ertesi sabaha
yol alıyoruz.
|