Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 339 | Mart  2007

                   

 

 


 

Hayatın Önsözü

 

Beyza Kirişçi 

 

Elimize bir daha geçemeyecek günlerdir çocukluk günleri. Bir fırsattır, yaşamın önsözünde geçen bu yıllar. Rahatça oynanan, eğlenilen bir ortamı doya doya yaşamak, bir daha gelmeyeceğini bilerek, okunacak bir hayatın özetinde. Büyümeyi hasretle beklerken, zaman ne de yavaş geçiyor derken kullanmak hayatın baharını. İşte çocukluk böyle bir zamandır.

            Karlar aylarca yerden kalkmasa kimin umurunda. Hatta okul tatilse ne ala. Eve ekmek mi lazım, kira mı ödenecek, elektrik faturası ne ola ki… Düşlerimiz başkadır bizim. Menekşeler vardır orada, kıpkırmızı gelincikler yemyeşil kırların ortasında; mavi gökyüzü hep aydınlık, güneş sapsarı, dağların tepeleri hep yuvarlak ve zirveleri hep karlı. Nereden mi çıkardım bunları; tabi ki çocukluktan. Yoksa biliyorum buralarda ne yemyeşil kırlar var ne gelincikler ne masmavi gökyüzü ne de sapsarı parıldayan bir güneş. Bizler şehirde yaşıyoruz; burada göğün maviliği duman ve isten kirlenmiş, güneş, ışığını damıtamıyor apartmanlardan, gökdelenlerden. Ekilmiş buğdaylar değil bizim hasadımız, sadece umutlar... Toprak değil kış rehavetinde olan, insanlar tembelleşmiş. Bu hayatta ayakta kalmaya çocukluğumuzu yaşamaya çalışıyoruz biz. Ama durum umutsuz değil, dedik ya umutlarımızın hasadını bekliyoruz. Bizler baharın yolunu bekliyoruz çok zor dese de birileri. Evet, hiç görmedik ama kırları özlüyoruz, gelincik tarlalarını, berrak pınarları, yaşamı bizimle paylaşan bitkileri, hayvanları, böcekleri, kuşları. Ağılda keçilerin yavrusunu seviyoruz hayallerimizde ya da toprağın bembeyaz kaplandığı kış günlerini; ama olsun, biz umuduz dünyaya, biz geleceğiz hayata.

            Elektriği olmayan bir evde annemin anlattığı o mum ışıkları altındaki hal nasıldır? Televizyonsuz akşam eğlenceleri yaşanabilir mi? Babamın oynadığı gibi sokaklarda güvenle sabahtan akşama kadar durmadan yorulmadan oynamak mümkün mü? Karda oynadıktan sonra şişen elleri sobada ısıtmak nasıl bir duygu? Cevapsız bunun gibi binlerce soru.

            Biz zenginleştik mi yoksa yoksulluğa doğru kulaç mı atıyoruz ne dersiniz? Tabiatın ve insan ruhunun zenginlikleri azalırken nedir bizi zengin eden? Zihinlerimize bir makine hızıyla işlenen bu şehir hayatı ince ince nakış nakış işlenmesi gereken bir hayatı törpülüyor sanki. Tabiatın doğal kokusu yerini parfümlere bırakıyor, soğuk ve hissiz parfümlere.

            Tabiatın bu eşsiz zenginliği ne kadar canlı, ne kadar berrak, ne kadar duru. Gözlerimizi kapatıp hayallerimizde haykırarak sevgilere, umutlara koşan biz çocuklar, mıknatıs gibi çekiyoruz güzellikleri bu hayata, gerçeğini gördüğümüzde hemen tanıyacak bir ruhla. Yorgun bir günün akşamında yataklarımıza uzandığımızda içimizi bir mutluluk kaplıyor, ne kadar güzel gezmek oralarda diye. Cebimize sakladığımız umutları çıkarıp başucumuza koyup heyecanla ertesi sabaha yol alıyoruz.

 

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...