|

14. Abant Konsili: Modern Türkiye’nin Doğuşundan
AB Üyeliğine Uzanan Uzun İnce Yolda Güven Tazelemek
Mehmed Durmuş
Abant
Konsili art arda toplantılar tertip ediyor. On dördüncü Abant
toplantısı, 13-14 Nisan 2007 tarihinde İstanbul Hilton Otel'de yapıldı.
"Türkiye-Fransa Söyleşileri 2: Algılar ve Gerçekler" başlığını taşıyan
toplantı, bir yıl kadar önce (31 Mart-01 Nisan 2006) Paris'te yapılan
'Türkiye-Fransa Söyleşileri'nin mukabili durumundaydı. Bizim '10. Abant
Konsili' diye tesmiye ettiğimiz geçen seneki Abant-Paris'in konusu
'Cumhuriyet Kültürel Çoğulculuk ve Avrupa' idi. Bu senekinde (14. Abant
Konsili) ise, Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkiler, AB projesi, din
ve laiklik; cumhuriyet, laiklik ve demokrasi konuları konuşuldu.
Fransa'dan yaklaşık 40 kadar akademisyen, entelektüel ve gazetecinin
katıldığı ve iki ülke arasındaki 'en üst düzey entelektüel toplantı'
olduğu ileri sürülen Abant toplantısına Türkiye'den yine bildik isimler
katıldılar.
Toplantının açılışında konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi
Prof. Dr. Niyazi Öktem amaçlarının, önyargısız bir şekilde gerçekleri
masaya yatırmak olduğunu belirtmektedir. Doğrusu laiklik, cumhuriyet,
Avrupa Birliği ve Fransa-Türkiye ilişkileri alanında önyargısız bir
Abant konuşmaları nasıl olur, çok merak ettik ve orada yapılan
konuşmaları şöyle biraz irdeleyelim istedik.
Din ve Laiklik
Abant konsilinin neredeyse hiç değişmeyen ana konularından biri, din ve
laikliktir. İstanbul Hilton'da yapılan Türkiye Fransa söyleşilerinin
oturumundan biri, 'Din ve Sekülerizasyon' başlığını taşıyordu. Bu
oturumda konuşan gazeteci-yazar Ali Bulaç, sekülerizmin amacının, dinin
toplum hayatından arındırılması olduğunu kaydetmiş. İşte bu cümleye ben
'önyargısız' diyebilirim! Burada, Öktem'in tespiti tahakkuk etmiş.
Fransa Bilimsel Araştırmalar Merkezi (CNRS) direktörü ve Siyasal
Bilimler Enstitüsü Öğretim Üyesi Olivier Roy ise sekülerizasyonla
laiklik arasında ayırım yaparak sürdürmüş konuşmasını.(1) Ama ne
buyurduğuna ilişkin fazla malumat bulunmamaktadır.
Yıllardır yapılan bu tür salon konsillerinde laiklik tanımının oldukça
yumuşatıldığını, 'lâ-dînî'likten, "bütün din ve inançlara eşit mesafede
durmak", ya da "din ve vicdan özgürlüğünün garantisi" olmaya doğru
mûnisleştirildiğini biliyoruz. Bununla birlikte bu Abant toplantısında
laiklikle ilgili başka önemli hususların da altının çizildiği
görülmektedir. Fransız aydınlar, Fransız usulü laiklikle Türk usulü
laiklik arasındaki farka dikkat çekmektedirler. Mesela Joseph Mailla,
Fransa'da laikliğin dinle toplum ve devlet arasına mesafe koymak demek
olduğuna; Türkiye'de ise bütün dikkatlerin dini devletten ve toplumdan
uzak tutmaya teksif edildiğine değinmektedir. Mailla, Laikliği, aklın ve
bilimin insanlara rehberlik ettiği bir dünya düzeni zannetmenin,
Fransızlar nazarında çok arkaik bir düşünce olduğunu, ama Türkiye'de bu
arkaik düşüncenin revaç bulduğunu ifade etmektedir.(2) Fransız düşünürün
buna şaşmamasını anlamak mümkün değildir. Zira, Türk toplumuna, cami
avlusuna bırakmak misali, büyük bir keyifle 'armağan' ettikleri
emanetlerinin, bu kadarcık farklı politik vasatlara ihtiyaç duymuş
olmasını normal karşılamaları icap ederdi.
Fransız aydınlar, Fransa'nın Türkiye tarafından bir zamanlar örnek
alındığının farkında olduklarını, fakat bu örnek almanın bir süreklilik
göstermediğini, özellikle katı laiklik anlayışını ve uygulamasını
Fransa'nın aştığını ve gelenekle modernlik arasında bir bağ kurmayı
başardığını; Türkiye'de henüz bu manada dindarlar ve laiklik arasındaki
ayrılığın bir iletişime giremediğini vurgulamışlar.(3) Türk aydınları,
Türkiye'nin en kısa milat ile yarım asırlık devlet ve millet projesi
olan AB üyeliğine, 5 asırlık dostu ve modern Türkiye'nin yapılanmasının
fikrî, idarî ve siyasî modeli Fransa'nın desteğinin, beklentilerin çok
altında olmasının hayal kırıklığı yarattığını vurgulayan konuşmalar
yapmışlar.(4)
İşte bu, gerçekten 'keyif verici' bir tespittir! Zira, dost da olsa,
düşman da olsa kişi, konuştuğu meselenin ta can damarına parmak
basamıyorsa, lafı geveliyor demektir ve sıkıcıdır. Bir zamanlar Fransa
belki de Türkiye'dekinden daha katı laiklik anlayışına sahipti, fakat o
aşamayı geçti. Fransızlar gelenekle laikliği kuralına uygun bir biçimde
uzlaştırdılar, barıştırdılar. Türkiye'de ise şu anda bu uzlaştırma,
barıştırma girişiminin kavgası sürdürülmektedir. Tam da yeni bir muhtıra
mı, darbe girişimi mi olduğu tartışılan 27 Nisan vak'ası, bu kavganın en
tipik, uygulamalı ders örneği oluverdi. Bir gün gelecek, Türkiye'de de
laiklikle dindarlık arasındaki bu gerilimler, yerini sükunete bırakacak,
ılıman bir 'İslam'ın şemsiyesi altında, gelenekle modernliğin mut'a
nikahı ile dünya evine girdirildiği bir kültür vasatı oluşturulacaktır!
Daha doğrusu bu, toplum mühendislerinin öngörüsüdür, hesaplar böyle
yapılmaktadır. İşte, Fransız ve Türk aydınlarını aynı çatı altında
konuşturan Abant konsili de, bu uğurda nefes tüketen önemli bir misyon
girişimidir. Niyazi Öktem'in 'önyargısızlığını' da tam olarak böyle
anlayabiliriz. Fakat lütfen dikkat buyrulsun: Böyle bir hesabın
tutmasının hiçbir garantisi yoktur. Bilakis bu tür hesapların
tutmayacağına dair Kitab-ı Kerîm'de pekçok uyarılar bulunduğunu bütün
mü'minler bilirler.
Fransa'nın modern Türkiye'nin doğuşunda model alındığı doğrudur, fakat
Türkiye'nin 500 yıllık [kadîm!] dostu olduğunu gerçekten bilmiyordum!
Demek ki, deşeledikçe daha nice beşyüz yıllık dostluklarımız ortaya
çıkarılacaktır!
Abant toplantısının 'Cumhuriyet, Laiklik ve Demokrasi' konulu oturumunda
ise, bu üç kavram hakkında neler konuşulduğuna dair fazla bilgi
verilmemektedir. Fakat perşembenin gelişi çarşambadan belli olsa
gerektir.
Avrupa Birliği ve Türkiye
Türkiye'de pek çok kimse Avrupalıların Türkiye'nin AB üyeliğini hiçbir
zaman istemediğine inanmaktadır. Oysa Abant toplantısında konuşulanlar,
durumun hiç de öyle olmadığını göstermektedir. 14 Nisan günü yapılan
oturumda Fransız aydınlarına seslenen Vatikan Türkiye Temsilcisi George
Marovitch, birçok soruna rağmen Güney Kıbrıs'ın AB'ye üye yapıldığını
hatırlatarak, "AB, Türkiye'ye çifte standart uyguluyor. Ben Papa 2. Jean
Paul'ün manevi oğluyum. O da Türkleri çok sevdiğini söylerdi"
sözleriyle,(5) Fransız aydınlar aracılığıyla AB indinde Türkiye'ye
şefaatte bulunmuş. Bakın, Peygamber efendimize çok ciddi biçimde dil
uzatan Papa'nın Türkiye temsilcisi, Türkiye'nin AB'ne girmesini
istemektedir.
ENS Jeostrateji Merkezi'nden Prof. Dr. Frank Debie'nin sözleri ise çok
daha anlamlıdır. Debie, İslam'ı Avrupa kimliğinin zıddı görmenin
tehlikeli bir proje olduğunu söylemektedir! Bunun Avrupa ülkelerindeki
sosyal barış için de tehlike oluşturacağını belirten Debie, Türk
halkına, "kendinize ve Fransa'ya güvenin" tavsiyesinde bulunmaktadır.(6)
Frank Debie'nin tespitleri oldukça manidar: Bugün yeni bir dünyaya
giriyoruz, devlet geri çekiliyor ve toplum öne çıkıyor. Girişim ve
yaratıcılık toplumdan geliyor. Dünyada bir muhafazakâr devrim yaşanıyor.
Türkiye'nin modernliğinden şüphe duymuyoruz. Bugün arada oluşan mesafe
Avrupa'nın İslam'ı yanlış anlaması ve İslam adına onun en aşırı, en
radikal yorumlarına yönelmesidir. İslam'ın Avrupa kimliğini kuracak bir
öteki haline getirilmesi büyük bir hatadır. AB içindeki Müslüman
vatandaşlarımıza hem bütünleşme hem farklı olma hakkını tanımamaktır.
Avrupa ciddi bir iştir ve hiçbir Avrupalı siyasi, Avrupa sözleşmelerini
bozamayacaktır. Birçok AB ülkesi ve Fransa'nın gözünde Türkiye
hakkındaki bilanço olumludur. Bu büyük pazarı, bu büyük yetenek havuzunu
elbette ki içimize almak istiyoruz. Ama bunu yaparken de yapıyı
bozmamalı, yavaş fakat emin adımlarla ilerlemeliyiz. Türkiye bu yolda
semptomlara değil büyük projeye bakmalı.(7)
Fransız aydının sözleri, Türkiye-AB ufkundaki kalın bulutları birazcık
da olsa dağıtıcı niteliktedir. Fakat önceki sözü çok daha dikkat
çekicidir. Bu demektir ki bundan sonra, Avrupa kimliğinin zıddı olmayan
bir İslam'ın oluşturulması için elbirliği, iş birliği ve mesaî birliği
yapılacaktır! Bize, onları izlemeye devam etmemiz tavsiye edilmektedir!
Prof. Debie'nin tespitleriyle bütünleşircesine, bir derginin genel yayın
müdürü olan Thierry Fabre Türkiye'nin AB için yük değil, şans olduğunun
altını çizmektedir. Fabre'ye göre, AB üyelik süreci yolunda Türkiye'nin
uzun bir süreye [uzun süreli bir sınava] tabi tutulması, her şeyden önce
onun bir imparatorluk bakiyesi olmasındandır. Türklerin göz ardı
etmemesi gerekir ki, bugüne kadar AB'ye dahil edilen ülkeler periferiden
olmuştur. Oysa Türkiye bir imparatorluk geçmişinden, güçlü bir devlet
geleneğinden gelen, kendi idari yapısı, bürokrasisi olan bir devlettir.
Febre, "kabul etmek lazım ki, Türkiye'nin Avrupa'ya girişi Avrupa'ya bir
meydan okuma anlamına da gelmektedir" derken(8) anladığım kadarıyla,
Türklerin alıngan olmaması gerektiğini, bu işin çok ciddi bir manası
olduğunu, karşı tarafın tedirginliğini anlamaları gerektiğini ifade
etmektedir.
Avrupa Jeopolitik Gözlem Evi kurucusu Fransız diplomat Michel Foucher
Türkiye ve AB arasındaki müzakereler yavaşlasa bile, her şeye rağmen
devam edeceğini dile getirmiş ve Türkiye'nin üyeliğinin AB'ye siyasi ve
jeopolitik güç kazandıracağını kaydetmiş.(9) Oliver Roy da, bugünlerde
Türkiye-Avrupa ilişkilerinin bir soğuma yaşadığını, ama siyasî ve
coğrafî kimliğini tartışan Avrupa'nın, Türkiye ile daha güçlü ve eşit
bir diyalog kurması gerektiğine olan inancını dile getirmiş.(10) Zaten
Türkiye, 'müslüman-demokrat' Cumhurbaşkanını kazasız belasız
seçebilseydi, tek başına iktidarı da garanti gören aynı içerikteki
partinin iktidarı ile birlikte olağanüstü bir performans izlenecekti. Bu
demektir ki, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan krizin, AB üyelik
sürecini de olumsuz yönde etkilemesi muhtemeldir. Fakat işte Fransa
kanadından, "üzülmeyin gevşemeyin" mesajı gelmiş bulunmaktadır.
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Aktar, Türkiye'de
AB sürecinin hızlandığı 1999 yılından bu yana büyük bir değişiklik
yaşandığını, bu süreçte Türkiye'de özgürlük ve özgüvenin hakim olduğunu
hatırlatarak, Fransız meslektaşlarından da Türkiye'ye destek vermelerini
istemiş. Aktar'ın tahminine göre, Türkiye 2023 yılında AB'ne tam üye
olacaktır.(11) Türkiye'de Avrupa dinamiğinin durmasının, siyasi
reformların donması, içe kapanma ve milliyetçiliğin yükselmesi anlamına
geleceğini, güçlü bir ABD ve AB karşıtlığının, otoriter eğilimleri
güçlendireceğini belirten Aktar, ahde vefa gösterilmesini, atılan
imzaların karşılığının yapılması gerektiğini hatırlatmış.(12)
Prof. Dr. Mehmet Altan, Türkiye'nin küreselleşmenin mantığını çok iyi
anlaması gerektiğine dikkat çekmiş. Türkiye'nin içindeki koruyucu
barikatları yıkmasının önemine işaret eden Altan, "koruyucu mantığı
yıkmayan toplumlar zenginleşemez" tespitinde bulunmuş.(13)
Her Abant'ta olduğu gibi bunda da tabi ki 'diyalog ruhu'na aykırı
tartışmalar olabilmektedir. Fakat bu ufak tefek kırıklar, yen içinde
saklanmaktadır. Bir ara 'Ermeni soykırımı' tartışılırken, bir katılımcı,
Prof. Halil Berktay'ın soykırımı kabul ettiğini hatırlatıyor. Bunun
üzerine, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Toprak,
Berktay'ı kastederek, "Osmanlıca bilmez, ömründe arşive girmemiştir; ama
Fransız gazetelerinde görüş belirtir" şeklinde cevap vermiştir.(14)
Avrupa Birliği neyse de, laiklik, demokrasi ve İslam, ya kıyamete, ya da
yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'a has kılınıncaya
kadar tartışılmaya devam edecektir. İslam, yumuşak veya sert, insan
ürünü hiçbir ideoloji ve dünya görüşü ile uzlaşmanın, işbirliğinin
tarafı yapılamayacaktır.
DİPNOTLAR
1-Emre Soncan, A. İhsan Aydın, Abant, Fransa-Türkiye Meselelerini Masaya
Yatırdı, Zaman, 14.04.2007.
2 -Mümtaz'er Türköne, Fransa Doğru Yolda, Ya Biz?, Zaman, 17.04.2007.
3 -Salih Yaylacı, Birbirimize Fransız Kalmadık, abantplatform.org.
17.04.2007.
4 -Salih Yaylacı, aynı yer.
5-Emre Soncan, İslam'ı Avrupa Kimliğinin Zıddı Olarak Görmek Tehlikeli
Bir Proje, Zaman, 15.04.2007.
6 -Emre Soncan, aynı yer.
7 -Türk-Fransız Dostluğunda Güven Tazelendi, abantplatform.org,
14.04.2007.
8 -Türk-Fransız Dostluğunda Güven Tazelendi, abantplatform.org,
14.04.2007.
9 -Emre Soncan, aynı yer.
10 -Emre Soncan, aynı yer.
11 -Emre Soncan, aynı yer.
12 -Türk-Fransız Dostluğunda Güven Tazelendi, abantplatform.org,
14.04.2007.
13 -Emre Soncan, aynı yer.
14-Emre Soncan, A. İhsan Aydın, Abant, Fransa-Türkiye Meselelerini
Masaya Yatırdı, Zaman, 14.04.2007. |