|

Duyarsızlaştırıcı Süreçler
Atasoy Müftüoğlu
Küresel
sermaye, küresel enformasyon, küresel iktidar yapıları, siyasal
süreçleri kontrol ediyor, algılama tarzımızı olumsuz yönde etkiliyor.
İnsan hayatının bütün yönü işgal altında bulunuyor. Kitle bilincine
egemen olan eğilimler, kapitalist/endüstriyel modernlik biçimleri
tarafından belirleniyor. Sözünü ettiğimiz modernlik biçimleri her
toplumda çok ciddi kimlik bunalımlarına neden oluyor.
Küreselleşmenin etkisiyle, ulus-devlet'in ulusallığını yitirerek,
uluslararasılaşması ve çıkarlarını bu yolla savunması, ulus-devletleri
kozmopolit bir siyaset biçimine yönlendiriyor. Küreselleşme bir yanda
bütün toplumlarda bir parçalanmaya neden olurken, bir diğer yanda da
aynılaşmalara yol açıyor. Kimi kültürler parçalandıkça içe kapanıyor,
zihniyet yapıları değişiyor, sosyal travmalar artıyor, algısal ve
kavramsal bütünlüler bozuluyor, paranoyak kuruntular çoğalıyor, şiddet
içeren gerilimler ortaya çıkıyor, etnik kargaşa ve ırkçı histeri
derinleşiyor.
Günümüz dünyasına tarihin ve hayatın ekonomist yorumu egemen olmuştur.
Kapitalist ihtirasların nerede duracağı kestirilemiyor. Bugünün tarihini
yöneten irade, siyaseti de yönetiyor. Bu irade, ekonomiye dayalı
meşrulaştırma biçimleri üzerinde yoğunlaşıyor. Bu nedenle, toplumların
ahlaki ölçüleri, değer sistemleri hiçbir şekilde dikkate alınmıyor.
Teknik yeteneklere sahip olmak ve hareketlilik modernlik sayılıyor.
Akıldışılıklar normalleşiyor. Duyarsızlaştırıcı süreçlerin baskısı
altındayız. Ahlaksız bir akılcılık yayılıyor. Günümüz dünyasında, bu
çağda, sağduyuya yer yok. bugünün tarihini siyasal/ekonomik/ideolojik
tahakküm tutkuları belirliyor. Emperyalist siyasal proje insanlığı
sayısız parçaya bölüyor.
İnsanlığın hemen her gün küresel megalomanyaklıklarla karşılaştığı bir
dönemde, nostaljilere odaklanmak yerine, hepimiz örnek tanıklar olmak
durumundayız. Mistik bir kültürel doku içerisinde yaşadığımız için,
popülist romantizmler hepimizi hareketsiz kılıyor. Sosyo-politik
etkinlik ve işlevlere kapalı bir din anlayışı etkisini her yerde
hissettiriyor. Modern dünyanın, insani bir dünya kurmak, adaleti
sağlamak gibi bir amacı yok. Küresel egemenlik için her şey mubah
sayılabiliyor. Modern laik model, yalnızca çıkarlarının güdümünde olan
birey ile, çıkarlarının güdümünde olan toplumlar oluşturdu. Her alanda
içerik yoksunluklarının yaşandığı bir dünyada, herkes rasyonel hesaplar
yapıyor. Çıkarlarının güdümünde olan birey de, çıkarlarının güdümünde
olan toplum da, bugün birer yıkıcı güç haline gelmişlerdir. Çıkarlarının
güdümünde olan toplumlar da, insanlık sorunları karşısında kibirli bir
kayıtsızlık içerisindedir.
Modern sistem, insanın yalnızca biyolojik boyutuna hitap ettiği için,
günümüz insanı büyük bir boşluk içerisinde yaşıyor. Böyle bir dünyada,
anlam-bilgelik-değer üretmeyen bireylerin dünyası ancak faşizm üretiyor.
Sorumlu Müslümanlar olarak içerisinde yaşadığımız süreçleri
sorgulayarak, zalim uygulamalara hayır demek ve yüksek sesle büyük
sorular sormak zorundayız. Suskunluğu seçmeden, herhangi bir bahane
aramadan, sorumluluktan kaçmadan, otoriter kalıpları, seçkinci ideolojik
faşizmi, egemen gündemi ve statükoyu sorgulayabilmeliyiz. Yerleşik
yorumları, yerleşik tarzları aşarak, eleştirel bir duruşu
gerçekleştirebilmeliyiz. Büyüleyici/hamasi sloganları bir yana
bırakarak, güncel bir dile sahip olabilmeliyiz. Bilmek sorumluk almayı
gerektirir. Hepimiz entelektüel anlamda özgürlük için, yoğun bir fikri
üretime cesaret etmeliyiz.
Kendi kişisel iradesini, haklarını, kendilerini taklit ettiklerini
efendilere, şeyhlere, liderlere, üstadlara teslim ederek, her şeyi bir
lütuf gibi bu kişilerden bekleyen pasif bireylerin hiçbir mücadeleye
anlamlı bir katkıları olamaz. İslam'ı, kim olursa olsun, tek kişinin
ufkuyla/yorumuyla/tavrıyla özdeşleştirmek, çok vahim bir yanlıştır.
İslam'ı, tek kişinin ufkuyla sınırlandırmak insan aklının iptali
anlamına gelir.
Kendi bireyselliklerini gerçekleştiremeyenler, bir otoriteye sığınma,
bir otoriterin himayesi altında bulunma ihtiyacı duyarlar ve böylece
herhangi bir cemaatin sessiz/etkisiz bir parçası haline gelirler. Kim
olursa olsun, bir insanı ölçüsüzce yücelttiğimizde, kendi ellerimizle bu
insanın sonunu hazırlamış oluruz. Efendilerin, üstadların megalomani
tezahürlerini derinlik yanılsamalarıyla açıklamaya çalışmamalıyız.
Dini hayatımızın kimi çevrelerde algısal bir kriz içerisinde
bulunduğunu, kapsamlı ve kuşatıcı bütünlükten yoksun olduğunu,
aşırılıklar, çarpıklıklar ve fanatikliklerle sınırlı uygulamaların
sıradanlaştığını, her kesimin kendi liderini putlaştırdığını görüyoruz.
Bütün putlar ve putlaştırmalarla savaşmak ve bütün bunları yok etmek
üzere gelmiş olan aziz İslam'ın, cemaat lideri adı altında kimi
kişilerin putlaştırılmasına asla izin vermeyeceğini hatırlamak gerekir.
İslami kesimlerde temel anlam ve ölçüler aşındığı için, dini hayat
kehanet söylemlerine, yanılsamalara, sahte takva-züht gösterilerine, bir
uyuşturucu etkisi uyandıran mistik söyleme yaşlanıyor.
İslam'a karşı her alanda yükselen meydan okumaların farkına vararak,
varoluşsal bir hesaplamayı gerçek kılabilmeliyiz. Tarih karşısında
dilsiz ve sağır rolü oynayamayız. Tarihin ihmal ettiği, tarihin
dışladığı toplumlar olarak sesimizi bilincimizi ve öfkemizi
yükseltmeliyiz. Bütünlükleri görmeye çalışmalı, algısal yeteneklerimizi
zenginleştirmeli, umarsızlıklarla, çıkışsızlıklarla, yüzleşmeliyiz. Her
bağımlılık ilişkisinin, bir yetersizlik durumundan kaynaklandığını
unutmamalıyız.
Bireysel çıkar anlayışı, meşruiyet kaynağı haline gelince, temel
varoluşsal hassasiyetler gündemden düşüyor. Bu nedenle içsel
yoksullaşmalar, ahlaki kuraklıklar, ruhsal tükenişler yaşıyoruz.
Zamanın bilincinde olmak, içerisine doğduğumuz vakitleri, sorumlu
olarak, anlamlı olarak yaşamaktır. Bunu için, aklın/kalbin/ahlakın
hakkını vermemiz gerekir. Aklın da, kalbin de kendi sınırlarının
bilincinde olması gerekir. |