Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 341 | Mayıs  2007

                   

 

 


                           

Duyarsızlaştırıcı Süreçler

Atasoy Müftüoğlu

Küresel sermaye, küresel enformasyon, küresel iktidar yapıları, siyasal süreçleri kontrol ediyor, algılama tarzımızı olumsuz yönde etkiliyor. İnsan hayatının bütün yönü işgal altında bulunuyor. Kitle bilincine egemen olan eğilimler, kapitalist/endüstriyel modernlik biçimleri tarafından belirleniyor. Sözünü ettiğimiz modernlik biçimleri her toplumda çok ciddi kimlik bunalımlarına neden oluyor.
Küreselleşmenin etkisiyle, ulus-devlet'in ulusallığını yitirerek, uluslararasılaşması ve çıkarlarını bu yolla savunması, ulus-devletleri kozmopolit bir siyaset biçimine yönlendiriyor. Küreselleşme bir yanda bütün toplumlarda bir parçalanmaya neden olurken, bir diğer yanda da aynılaşmalara yol açıyor. Kimi kültürler parçalandıkça içe kapanıyor, zihniyet yapıları değişiyor, sosyal travmalar artıyor, algısal ve kavramsal bütünlüler bozuluyor, paranoyak kuruntular çoğalıyor, şiddet içeren gerilimler ortaya çıkıyor, etnik kargaşa ve ırkçı histeri derinleşiyor.
Günümüz dünyasına tarihin ve hayatın ekonomist yorumu egemen olmuştur. Kapitalist ihtirasların nerede duracağı kestirilemiyor. Bugünün tarihini yöneten irade, siyaseti de yönetiyor. Bu irade, ekonomiye dayalı meşrulaştırma biçimleri üzerinde yoğunlaşıyor. Bu nedenle, toplumların ahlaki ölçüleri, değer sistemleri hiçbir şekilde dikkate alınmıyor. Teknik yeteneklere sahip olmak ve hareketlilik modernlik sayılıyor. Akıldışılıklar normalleşiyor. Duyarsızlaştırıcı süreçlerin baskısı altındayız. Ahlaksız bir akılcılık yayılıyor. Günümüz dünyasında, bu çağda, sağduyuya yer yok. bugünün tarihini siyasal/ekonomik/ideolojik tahakküm tutkuları belirliyor. Emperyalist siyasal proje insanlığı sayısız parçaya bölüyor.
İnsanlığın hemen her gün küresel megalomanyaklıklarla karşılaştığı bir dönemde, nostaljilere odaklanmak yerine, hepimiz örnek tanıklar olmak durumundayız. Mistik bir kültürel doku içerisinde yaşadığımız için, popülist romantizmler hepimizi hareketsiz kılıyor. Sosyo-politik etkinlik ve işlevlere kapalı bir din anlayışı etkisini her yerde hissettiriyor. Modern dünyanın, insani bir dünya kurmak, adaleti sağlamak gibi bir amacı yok. Küresel egemenlik için her şey mubah sayılabiliyor. Modern laik model, yalnızca çıkarlarının güdümünde olan birey ile, çıkarlarının güdümünde olan toplumlar oluşturdu. Her alanda içerik yoksunluklarının yaşandığı bir dünyada, herkes rasyonel hesaplar yapıyor. Çıkarlarının güdümünde olan birey de, çıkarlarının güdümünde olan toplum da, bugün birer yıkıcı güç haline gelmişlerdir. Çıkarlarının güdümünde olan toplumlar da, insanlık sorunları karşısında kibirli bir kayıtsızlık içerisindedir.
Modern sistem, insanın yalnızca biyolojik boyutuna hitap ettiği için, günümüz insanı büyük bir boşluk içerisinde yaşıyor. Böyle bir dünyada, anlam-bilgelik-değer üretmeyen bireylerin dünyası ancak faşizm üretiyor.
Sorumlu Müslümanlar olarak içerisinde yaşadığımız süreçleri sorgulayarak, zalim uygulamalara hayır demek ve yüksek sesle büyük sorular sormak zorundayız. Suskunluğu seçmeden, herhangi bir bahane aramadan, sorumluluktan kaçmadan, otoriter kalıpları, seçkinci ideolojik faşizmi, egemen gündemi ve statükoyu sorgulayabilmeliyiz. Yerleşik yorumları, yerleşik tarzları aşarak, eleştirel bir duruşu gerçekleştirebilmeliyiz. Büyüleyici/hamasi sloganları bir yana bırakarak, güncel bir dile sahip olabilmeliyiz. Bilmek sorumluk almayı gerektirir. Hepimiz entelektüel anlamda özgürlük için, yoğun bir fikri üretime cesaret etmeliyiz.
Kendi kişisel iradesini, haklarını, kendilerini taklit ettiklerini efendilere, şeyhlere, liderlere, üstadlara teslim ederek, her şeyi bir lütuf gibi bu kişilerden bekleyen pasif bireylerin hiçbir mücadeleye anlamlı bir katkıları olamaz. İslam'ı, kim olursa olsun, tek kişinin ufkuyla/yorumuyla/tavrıyla özdeşleştirmek, çok vahim bir yanlıştır. İslam'ı, tek kişinin ufkuyla sınırlandırmak insan aklının iptali anlamına gelir.
Kendi bireyselliklerini gerçekleştiremeyenler, bir otoriteye sığınma, bir otoriterin himayesi altında bulunma ihtiyacı duyarlar ve böylece herhangi bir cemaatin sessiz/etkisiz bir parçası haline gelirler. Kim olursa olsun, bir insanı ölçüsüzce yücelttiğimizde, kendi ellerimizle bu insanın sonunu hazırlamış oluruz. Efendilerin, üstadların megalomani tezahürlerini derinlik yanılsamalarıyla açıklamaya çalışmamalıyız.
Dini hayatımızın kimi çevrelerde algısal bir kriz içerisinde bulunduğunu, kapsamlı ve kuşatıcı bütünlükten yoksun olduğunu, aşırılıklar, çarpıklıklar ve fanatikliklerle sınırlı uygulamaların sıradanlaştığını, her kesimin kendi liderini putlaştırdığını görüyoruz. Bütün putlar ve putlaştırmalarla savaşmak ve bütün bunları yok etmek üzere gelmiş olan aziz İslam'ın, cemaat lideri adı altında kimi kişilerin putlaştırılmasına asla izin vermeyeceğini hatırlamak gerekir. İslami kesimlerde temel anlam ve ölçüler aşındığı için, dini hayat kehanet söylemlerine, yanılsamalara, sahte takva-züht gösterilerine, bir uyuşturucu etkisi uyandıran mistik söyleme yaşlanıyor.
İslam'a karşı her alanda yükselen meydan okumaların farkına vararak, varoluşsal bir hesaplamayı gerçek kılabilmeliyiz. Tarih karşısında dilsiz ve sağır rolü oynayamayız. Tarihin ihmal ettiği, tarihin dışladığı toplumlar olarak sesimizi bilincimizi ve öfkemizi yükseltmeliyiz. Bütünlükleri görmeye çalışmalı, algısal yeteneklerimizi zenginleştirmeli, umarsızlıklarla, çıkışsızlıklarla, yüzleşmeliyiz. Her bağımlılık ilişkisinin, bir yetersizlik durumundan kaynaklandığını unutmamalıyız.
Bireysel çıkar anlayışı, meşruiyet kaynağı haline gelince, temel varoluşsal hassasiyetler gündemden düşüyor. Bu nedenle içsel yoksullaşmalar, ahlaki kuraklıklar, ruhsal tükenişler yaşıyoruz.
Zamanın bilincinde olmak, içerisine doğduğumuz vakitleri, sorumlu olarak, anlamlı olarak yaşamaktır. Bunu için, aklın/kalbin/ahlakın hakkını vermemiz gerekir. Aklın da, kalbin de kendi sınırlarının bilincinde olması gerekir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...