|

Amiral
Günlüklerinin Varlığını Kabul Etti
Neşe Düzel/09.04.2007/ Radikal
Nokta'nın genel yayın müdürü Görmüş: Bir
soruşturma açılsa, darbenin planları Genelkurmay arşivinden çıkar...
Türkiye iki haftadır bir darbe planını tartışıyor. Nokta dergisi, emekli
Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın günlüklerini yayımlayarak 2004 yılındaki
iki ayrı darbe planını ortaya çıkardı. Dönemin kuvvet komutanlarının,
özellikle de eski Jandarma Komutanı'nın darbe yapmak için ciddi
çalışmalar yaptığı, toplantılar düzenlediği, planlar hazırladığı
anlaşıldı. Amiral Özden Örnek'in günlüklerinin yayımlanmasından sonra
Başbakan Erdoğan savcıları harekete geçmeye davet etti. Ancak darbe
yerine günlüklerin nereden sızdığı, hangi amaçla yayımlandığı gibi
konular öne çıkarıldı. Türkiye Anayasası'na göre cezası çok ağır olan
darbeyi planlamakla suçlananlar hakkında ciddi bir soruşturma
başlatılmadı. Amiralin günlüklerini ortaya çıkaran Nokta'nın genel yayın
müdürü Alper Görmüş'le 2 bin sayfalık günlüklerin gerçekliğini, neler
yazılı olduğunu, nasıl ellerine geçtiğini, yeni ne tür gelişmeler
beklendiğini konuştuk.
" Örnek, Star'da Şamil Tayyar'a 'Her görevimde günlük faaliyetlerimi
bilgisayara şifreli not ettim. Ama canımın yanacağını bildiğimden,
üniformayı çıkarmadan hemen önce bunları sildirdim' dedi
" Darbenin planı Genelkurmay arşivinde var. Darbeyle ilgili yeni
belgeler çıkacak. Bilgiler ordunun içinden de gelebilir. Devlette hiçbir
yapı yekpare değil. Ülke değişirken, çatışma çok güçlü
" Ankara Ticaret Odası Başkanı Aygün, yılda iki kez komutanlara brifing
veriyor. ATO'da ulusalcı gösteriye dönüşen hilafet toplantısı için
'Paneli el altından biz teşvik ettik' diyor Örnek
Amiral Özden Örnek'in günlükleri size ne zaman geldi?
Mart ayı başında bize geldi.
Siz, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın bu günlüklerini 29 Mart
tarihli Nokta dergisinde yayımladınız. Günlüklerin kimden geldiğini,
kaynağınızın kim olduğunu sormayacağım ama şunu soracağım. Size bu
dosyayı getiren, tanıdığınız, güvenilir biri miydi?
Evet. O kişiyle ilgili, 'Bu konuda biz yanıltılmıyoruz' duygusuna
sahiptik.
Günlükler, 2 bin sayfalık bir dosya olarak mı ulaştı size?
Evet, yaklaşık o kadar. Bu dokümanı incelemek, anlatılan olayları,
olguları tek tek kontrol etmek, dönemin gazetelerinde çıkan haberlerle
günlükteki olayların uyuşup uyuşmadığının karşılaştırmasını yapmak
birkaç haftamızı aldı. Taramalarımızda uyuşmayan tek bir şeye
rastlamadık.
Emekli Amiral Özden Örnek, bu günlüklerin kendisine ait olmadığını
söylüyor. Siz, günlüklerin ona ait olduğundan emin misiniz?
Eminiz.
Nasıl emin olabiliyorsunuz?
Günlüklerdeki olaylara, olgulara, ayrıntılara baktığınızda, bunları
kontrol ettiğinizde ve bir de kullanılan dili dikkate aldığınızda emin
oluyorsunuz zaten. Çok ayrıntılı bir doküman bu. Dört kuvvet komutanının
darbe yapmayı aralarında uzun uzun nasıl tartıştıkları, Deniz ve Kara
Kuvvetleri komutanlarının zaman içinde darbe fikrinden nasıl
uzaklaştıkları, darbe yapılmaması için Hava ve Jandarma komutanlarını
nasıl ikna etmeye çalıştıkları ayrıntılarıyla anlatılıyor. Ayrıca emekli
Oramiral Özden Örnek'in günlükleri bizim elimize geçtiğinde,
'Denizciler' adındaki bir internet sitesinde çok küçük bölümüyle
yayımlanıyordu.
O site sonra kapatıldı değil mi?
Evet. Ama Star gazetesi sitenin bu yayınını manşet yaptı. Şamil Tayyar,
günlüklerin o kısmında adı geçen 10-12 kişiyle görüştü ve anlatılanları
doğruladı. Bizim yayınımızdan sonra 'Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
dönemim de dahil olmak üzere ben hayatımda hiç günlük tutmadım' diye
kısacık bir açıklama yapan Amiral Örnek, kısa süre önce Şamil Tayyar'a
yaptığı açıklamada ise, ki bu açıklama Örnek'in ağzından 14 Mart'ta
Star'da yayımlandı, Örnek aynen şunu söyledi.
Ne dedi?
'Her çalıştığım yerde Kasımpaşa'da, Donanma'da, Ankara'da, Deniz
Kuvvetleri komutanlığı'nda görev yaparken günlük faaliyetlerimi günü ve
saatini belirterek not ettim. Ayrıca özel faaliyetlerimi de not ederim.
Bu notlar sadece bana ait olan bilgisayarda görülürdü, şifreliydi. Görev
sürem dolup ayrılırken, henüz üniformamı çıkarmadan bir-iki gün önce bu
faaliyet notlarımın tamamını bilgisayardan sildim. Yani öyle 'delete'
tuşuna basarak değil. Canımın yanacağını bildiğim için, bulunmasın,
okunmasın diye üstünü yazdırarak sildim' dedi. Birileri şifreli de olsa
günlükleri ele geçirmiş.
Eğer gerekirse, bu belgelerin amirale ait olduğunu kanıtlayabilecek
misiniz siz?
Dokümanın tamamı, bunların amirale ait olduğunun yeterince bir kanıtı
zaten. Ciddi bir soruşturma yürütülürse, günlüklerin gerçek olduğu
kolayca ortaya çıkar. Böyle bir soruşturmada tanıklar olacaktır. Başka
istihbari çalışmalar soruşturmaya eklenecektir.
Anlamadım...
Sonuçta devlet denilen yapı yekpare bir blok değil. Biz gazeteciler de
bilgilere böyle ulaşıyoruz. Çünkü devlette sadece kurumlar arasında
rekabet yaşanmıyor, her kurumun kendi içinde de çıkar ve güç
çatışmaları, düşünce farklılıkları, yarılmalar var. Soruşturma
açıldığında, darbe iddialarıyla ilgili başka belge ve bilgiler ortaya
çıkacak. Bu bilgiler Silahlı Kuvvetler'in içinden de gelebilir. Dedim
ya, hiçbir yapı yekpare değil. Günlüklerde 2003-2004 döneminde iki darbe
girişiminde bulunulduğu açıklanıyor. Birincisi, dört kuvvet komutanının
katıldığı 'Sarıkız' denilen darbe girişimi. İkincisi, Sarıkız'ın akamete
uğramasından sonra aralarında en şahin görünen Jandarma Genel Komutanı
Şener Eruygur'un tek başına yürüttüğü 'Ayışığı' darbe girişimi. Bu
darbeyi Powerpoint sunumlarla örgütlüyor. Biz bu sunumları başka bir
kaynaktan elde edip yayımladık. Genelkurmay Başkanı'nın da bu darbe
planından haberi var.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, bu darbe girişimlerini
destekliyor mu?
Mesela 'Ayışığı'yla ilgili olarak, Deniz ve Kara Kuvvetleri
komutanlarına, 'Jandarma Genel Komutanı'nın böyle bir darbe girişiminde
bulunduğunu biliyorum. Elimde darbenin planı var. Bu, açık bir suçtur.
Bundan kaçamayız. Bu darbe planını Genelkurmay arşivine koyuyorum'
diyor. Demek ki, ikinci darbe girişiminin dosyaları Genelkurmay
arşivinde var. Soruşturma açılsın ve Genelkurmay'ın arşivinden bu
dosyalar istensin. Ayrıca ikinci darbe girişimiyle ilgili olarak Deniz
Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'le Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman
aralarında konuşurlarken, 'MİT'in de, hükümetin de haberi varmış'
diyorlar. Soruşturma aşamasında bu bilgiler, istihbaratlar gizlenemez.
Ciddi bir soruşturmada hepsi ortaya çıkacak.
Peki amiral Özden Örnek, Nokta dergisine dava açtı mı?
Biz geçen perşembe gününe kadar Özden Örnek'in bu konuda hiçbir
girişimde bulunmadığını biliyorduk. Çarşamba akşamı Başbakan Suriye
gezisinde Nokta dergisinin haberiyle ilgili bir soru üzerine
gazetecilere, savcıların harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Ertesi
gün Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'nın soruşturma açtığı öğrenildi. Biz
darbe girişimiyle ilgili nihayet bir soruşturma başlatıldı sandık. Oysa
Nokta'yla ilgili bir soruşturma başlatılmış. Üstelik bizimle ilgili bu
inceleme, haberi yayımladığımız tarih olan 29 Mart'ta başlatılmış. Hatta
savcılık dergiyi toplatmak istemiş ama mahkeme reddetmiş. Aynı gün
amiral de avukatı aracılıyla Nokta hakkında suç duyurusunda bulunmuş.
Savcılık bu başvurusuyla da ilgili hakkımızda inceleme başlatmış. Biz
bunları yeni öğrendik.
Amiral sizi neyle suçluyor?
Günlükler benim değil diyor. Hakkımızda TCK'nın 318 ve 319'uncu
maddelerden dava açılmasını istiyor. Halkı askerlikten soğutma ve
askerleri emre itaatsizliğe teşvik etme suçları bunlar. Şaşırdık.
Bakırköy Savcısı'na ben bugün ifademi vereceğim. Halka darbe
girişimlerini duyurmakla halkı askerlikten soğutmak arasında nasıl bir
bağ kurulabildiğini soracağım.
Siz eski kuvvet komutanlarının darbe hazırladıkları konusunda ikna
oldunuz mu?
Tabii... Birinci darbe girişimi olan Sarıkız operasyonunu Hasan Cemal
adını vererek 2004'te yazdı. Murat Yetkin de o günlerde dört kuvvet
komutanı Gölbaşı'nda toplanıyorlar diye yazılar yazmıştı. Hatta o
günlerde Kıbrıs, Annan Planı için referandum sürecine girmişti.
Denktaş'ın da gittiği New York'ta, Rumlarla Kıbrıs görüşmeleri
yapılırken, bir cuntacı profesör kalkıp, 'Bekleyin. Bir saat içinde
askerler muhtıra yayımlayacak' diyor.
Aslında dört komutanlı Sarıkız darbe girişimi 2003 yılında başlıyor.
Nasıl başlıyor?
Özden Örnek'in, 30 Ağustos 2003'te Deniz Kuvvetleri Komutanı olacağı
kesinleşince, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman onu ziyarete
gidiyor. 'Senden önceki komutan Bülent Alpkaya'yla bu işleri
konuşmuyorduk. Sen Ankara'ya gel de konuşalım' diyor. O sırada ikisi de
darbeye istekli. Nitekim, amiral Ankara'ya gelip, diğer kuvvet
komutanlarıyla ilk görüşmeleri yaptıktan sonra, deniz kuvvetleri
komutanı olarak günlüğüne ilk notunu Eylül 2003'te yazıyor.
Ne yazıyor?
'Anladım ki bundan sonra bahriye işlerinden çok siyasi işleri konuşmaya
başlayacağız' diyor. Kuvvet komutanlığı dönemi bu cümleyle başlıyor.
Nitekim darbe görüşmelerinin ardı arkası kesilmiyor. Sürekli
toplanıyorlar. Günlüklerin benim için en çarpıcı yanı şu oldu. Askerin
asli görevini çok az yaptığını, tamamen günlük siyasetin içinde
olduğunu, bu konuda siyasetçiden hiçbir farkının olmadığını gördüm.
Sonra niye darbe yapmaktan vazgeçiyorlar?
Şunu söylüyorlar. Bir, Amerika desteklemiyor. İki, basın desteklemiyor,
Üç, halk 12 Eylül'deki gibi gel kurtar beni demiyor. Bir de en önemlisi
Kara Kuvvetleri Komutanı bütün birlikleri dolaşıyor. Yurt çapında bütün
kor ve orgenerallerle konuşuyor ve Özden Örnek'e durumu şöyle anlatıyor.
'Hepsi de memleketin iyiye gitmediğini, bu iktidarın laikliğe karşı bir
öz taşıdığını düşünüyor ama hiçbiri bu gidişin bir darbeyle kesilmesini
istemiyor' diyor. Kara ve Deniz, Sarıkız'dan böylece vaz-geçiyor.
Nitekim Örnek, sonra şunları yazıyor: 'Jandarma Genel Komutanı'yla
(Şener Eruygur), Hava Kuvvetleri Komutanı (İbrahim Fırtına) bize hâlâ
bozuklar. Amaçları illa ki darbe yapalım ve AKP'yi uzaklaştıralım.
Yapalım da Kara Kuvvetleri olmazsa nasıl olur, bunu düşünen yok. Hava
Kuvvetleri Komutanı'nı fena bozdum. Zira vatanını sadece o seviyor ve
ona destek verilmiyormuş pozlarında. Üstelik ne söylediğini kendisi de
anlamıyor. Eruygur hâlâ darbeye ümidini bağlamış durumda. Bana çok erken
çözüldük. Direnmeliydik demez mi?'
Bu belgelerin Amerika üzerinden geldiği söyleniyor. Amerika üzerinden mi
geldi?
Hayır.
Belgeyi sızdıranların Fethullahçılar olduğu söyleniyor. Fethullahçılar
mı bu belgeyi buldu?
Aslında bu soruların muhatabı değilim. Sonuçta şu kadarını
söyleyebilirim. Devlet içindeki birtakım güçlerin çatışmasının sonucunda
gazetecilere bazı haberler sızıyor. Türkiye değişiyor, dönüşüyor ve
devlet içindeki bu çatışma çok güçlü yaşanıyor. Daha çoook haber sızacak
gazetecilere. Hatta Avni Özgürel'in söylediği gibi ordunun kendi asli
görevini yapmasını ve böylece güçlü bir ordu olmasını isteyen ordu
mensupları da ordudaki bu girişimleri medyaya sızdırmış olabilir.
Yayımladığınız günlüklerde darbe yapmak konusunda en inatçı komutanın
eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur olduğu söyleniyor. Ayın 14'ünde
Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığını engellemek amacıyla Ankara'da
düzenlenecek olan mitingin organizatörü de aynı emekli komutan. Bu iki
olay arasında bir bağ var mı sizce?
Bence var. Eruygur, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin başkanı ve yürüyüşe de
bu dernek öncülük ediyor. Zaten bu günlükleri okuduktan sonra
günümüzdeki kitlesel eylemlerin sivilliğine inanmak çok zor artık.
Türkiye'de doğrudan darbe yapmak artık mümkün değil. Ordu sivil toplumu
kullanarak siyasete müdahale etme konseptini geliştirdi. Böylece belli
bir meşruiyet sınırı içinde kalınarak yönetime müdahale edilecek. Bütün
bu konsept değişikliklerini günlüklerde okuduktan sonra, STK'ların
faaliyetleriyle ilgili artık kuşkum var benim. Kitlesel sivil eylemlerin
ciddi manipülasyonlara tabi tutulduğu kanaatindeyim. Nitekim Nokta'nın
son sayısında 2004'te Genelkurmay'da hazırlanan 'STK'larla işbirliği'
belgesini yayımladık biz. Kamuoyunu etkileme, yönlendirme konusunda
Genelkurmay'ın hangi sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği
yapılabileceğine, STK'ların nasıl kullanılabileceğine dair bir
çalışmasıydı bu. Cuma günü Genelkurmay'dan aradılar. Genelkurmay
soruşturma başlatmış, haberin dokümanlarını istediler.
Verecek misiniz peki?
Hayır. Genelkurmay-STK işbirliği planını dosya numarasına kadar haberde
verdik zaten. STK'lara dönersek... Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan
Aygün yılda iki kez gidip komutanlara brifing veriyor. Mesela
günlüklerde Ankara Ticaret Odası'nda hilafetin kaldırılmasının yıldönümü
nedeniyle düzenlenen ve ulusalcı-siyasi bir gösteriye dönüşen, kuvvet
komutanlarının eşleriyle katıldığı toplantı için Örnek şunları yazıyor:
"Bu paneli el altından biz teşvik ettik. Coşkulu ve tatmin edici bir
toplantı oldu. Salona girdiğimizde bizi alkışladılar, Cumhuriyet'in
koruyucuları diye sloganlar attılar.' 6 Aralık 2003'te de Örnek,
Sarıkız'ın nasıl planlandığını da şöyle anlatıyor: 'Kendimize göre bir
eylem planı yapmaya karar verdik. Önce basını ele geçirmeye
çalışacaktık. Bu nedenle ben M.Ö.'yü davet edecektim. (Mustafa Özkan
olduğu anlaşılıyor) Sonra rektörlerle temas edip öğrencileri sokağa
dökecektik. Sendikalarla aynı şekilde hareket edecektik. Sokaklara afiş
astıracaktık. Derneklerle temas edip onları hükümet aleyhine teşvik
edecektik. Bu olayları yurt çapında yapacaktık." Aslında Örnek ilginç
biri..
Hangi açıdan ilginç?
Liberal eleştirileri var. Mesela Atatürkçülükle ilgili olarak, 'Bir
taraftan İslamiyet'in günün şartlarını karşılamadığını, reform geçirmesi
gerektiğinden bahsederken, diğer taraftan sanki Atatürkçülük ilelebet
yaşayacakmış gibi davranıp ilkelerini tartışmaya dahi açmıyoruz. Tabii o
zaman bu ilkeler bir yol gösterici olmaktan öteye dogma haline geliyor'
diyor. Günlüklerinin bir yerinde de, 'Ordu içinde biz kendimizi çok
önemsiyoruz ve sivilleri küçümsüyoruz. Sivillerin yurt sevgisi eksiktir.
Çoğunlukla onlar vatanlarını ve milletlerini düşünmeden şahsi yararlar
için hareket ederler. Onlar tembeldirler. TSK'daki herkes çok çalışır ve
fedakâr oldukları için de her şeye layıktırlar diye düşünüyoruz. Bu
düşünceyle nereye varılabilir?' diyor.. Gazetecilerin akreditasyonu
meselesini de askerin sivillere bakışının bir uzantısı olarak görüyor.
Akreditasyona karşı mı çıkıyor?
'Akredite basın konusu, Genelkurmay Başkanlığı tarafından icat edildi.
Bu tutum yasalara ve Anayasa'ya bile aykırıdır. Sivile bakış açımız
değişmedikçe, tutumlarımızdaki değişme aldatmadan başka bir şey olamaz'
diye yazıyor. Bu arada karacıları da yetersiz buluyor ve 'Bu toplumu
Kara Kuvvetleri'nin etkisinden kurtarmak lazım. Devletin her kesiminde
kendi düşünceleri hâkim olsun, herkes kendileri gibi düşünüp kendileri
gibi hareket etsin istiyorlar. Harbiye marşıyla yatıp Harbiye marşıyla
kalkıyorlar' diyor.
Peki savcılar darbeyle ilgili soruşturma açma konusunda biraz çekingen
mi davranıyorlar sizce?
Başbakan'ın çağrısına rağmen savcılardan ciddi bir hareket olmadı. Eeee,
bu ülkede daha önce kaç savcının başı belaya girdi tabii. Evren'e dava
açan savcının başına gelmedik kalmadı. Şemdinli'yi soruşturan Van
Savcısı meslekten atıldı. Van Savcısı'nın başına gelenlerden sonra bir
savcının kalkıp komutanlar hakkında dava açması artık çok zor bu ülkede.
Bunda siyasi iktidarın büyük sorumluluğu var.
Van Savcısı'nı bu hükümet görevden aldı. Şimdi de Başbakan darbeyi
soruşturacak savcı arıyor. Şemdinli'de görevini yapan savcıyı kim
görevden aldı diye sormazlar mı kendisine? |