|

İran
ve İngiltere’nin İmaj Savaşları
Nuray Mert/ 12.04.2007/ Radikal
Geçtiğimiz haftalarda, Ortadoğu odaklı
kriz, İran'ın, 15 İngiliz askeri esir alıp, bir süre sonra serbest
bırakması etrafında yoğunlaştı. Önce, bu olayın İran'a yönelik krizi
tırmandırması ve askeri bir müdahaleye gerekçe olması tehlikesi söz
konusu oldu. Sonra, Devlet Başkanı Ahmedinecad'ın esirleri, İslam
peygamberinin doğum haftası ve Hıristiyan dünyasının Paskalyası
vesilesiyle affettiğini söyleyip, gösterişli bir şekilde serbest
bırakması olaya bambaşka bir şekil verdi.
İngiliz askerler, ülkelerine döner dönmez, altısı basın karşısına
çıkarılıp, imaj düzeltme toplantısı yaptırıldı. Zira, İngiltere'de,
serbest bırakılma haber ve görüntülerinin hemen ardından, bu olayın İran
ve Ahmedinecad'ın zaferi haline geldiği ve İngiltere'nin prestijinin
sarsıldığı tartışılmaya başlandı. Zavallı genç insanlar, 'düşman'a kolay
teslim oldukları, aynı kolaylıkla işbirliği içine girip, İran
karasularında yakalandıklarını itiraf ettikleri veya ettirildikleri
şeklinde suçlandılar. İngiltere'deki basın toplantısı, belli ki, bu
anlamda bir imaj düzeltmeyi amaçlıyordu. Nitekim, genç askerler,
çaresizce, kolay teslim olmadıklarını, anlayıp dinlemeden çatışmaya
girip uluslararası bir krize neden olmak istemediklerini söylediler.
İran'da sergiledikleri tutumun ise, psikolojik baskı ve zorlama ile
olduğunu ve nihayet yedi yıl hapisle tehdit edildiklerini ileri
sürdüler.
İmaj savaşları sürüyor, İran toplantı ardından açıklama yapıp, esir
askerlerin nasıl neşeli vakit geçirdiklerini sergileyen görüntüler
yayımladı, İngiltere'de tartışma koyulaştı. Esir askerler arasında
bulunan kadın askere, başörtüsü takılması bile zorbalık olarak
nitelendiriliyor, askerler suçlanmaya devam ediliyor. İran'ın İngiliz
askerlere iyi davranmış olması ve bunu sergilemesi kuşkusuz imaj
savaşlarının bir parçası. Ama keşke, dünya hep bu türden imaj
savaşlarına tanıklık etse, ülkeler, esirlerine, düşmanlarına, kendi
vatandaşlarına iyi muamele yarışına girse. Sadece bu kadarı bile, şu
anda tanık olduğumuz dünyadan daha iyi bir dünya olurdu.
Dahası, hatırlar mısınız bilmiyorum, Afganistan müdahalesinin ilk
günlerinde gizlice Afganistan'a girmeye çalışırken yakalanan İngiliz
kadın gazeteci Yvonne Ridley, serbest bırakıldıktan kısa süre sonra
Müslüman olmuş ve savaş karşıtı hareket içinde çalışmaya başlamıştı.
Geçen sene savaş karşıtı koalisyon BAK davetlisi olarak Türkiye'ye gelen
Yvonne Ridley, yaptığı konuşmada, "Taliban son derece baskıcı ve fanatik
bir rejim, yine de, kendini medeniyet ve demokrasi temsilcisi olarak
lanse eden ABD tarafından değil, onlar tarafından yakalandığım için
şükrediyorum. ABD'nin yakaladıklarını ne yaptığını Guantanamo'dan
biliyoruz, ben son derece iyi muamele gördüm" demişti.
İşin bu tarafı bir yana, Irak'ı işgal etmek için gencecik insanları
ölüme göndereceksiniz, sonra da, 'Ne oldu askerlik onuruna, ne kolay
çözüldünüz?' diye atıp tutacaksınız. Bu savaşın haklılığı konusunda
ayyuka çıkmış şüphelerin, 'İngilizlerin Basra Körfezi'nde ne işi var'
sorusunun, askerlerin direnme güçlerini, morallerini ne kadar
etkileyeceğini bir an bile düşünmeyeceksiniz. Bu kadar zalim bir mantık
olabilir mi? Benim için en ürkütücü olan, bu mantığın sadece muhafazakâr
basında değil, ilerici diye bilinen The Guardian'da bile karşıma
çıkabilmesiydi (Marina Hyde, 'Whatever happened to name, rank and
number?', 7 Nisan 2007).
İngiliz esirleri meselesi, emperyalizmin, zalim yüzünün her yönüyle
açığa çıkması açısından çok önemliydi. Profesyonel askerlik kurumu,
emperyalizmin işgal ettiği yerlerde sergilediğinin ötesinde, paraya
ihtiyacı olduğu için canını tehlikeye atıp askere yazılan kendi
vatandaşına karşı acımasızlığını çok iyi teşhir ediyor. Şimdi, bu
askerlerin hikâyelerini satma hakkı ve yaşadıklarını kazanca çevirme
çabaları tartışılıyor. Yaşadıklarını gerçekten özgürce anlatabilirler mi
bilmiyorum, ama neden kazanca çevirmesinler? Kendilerine ancak canlarını
tehlikeye atarak geçinme şansı veren bir sistemin büyük kazançları için
savaşa gönderilmiş değiller mi? Etik olarak sorunlu olan, onların küçük
kazançları mı?
|