|

İdeolojik Kavganın Arkası
Murat Belge/28.04.2007/ Radikal
İdeolojik mücadele elbette ideolojik araçlarla yapılır. 'Laiklik'
üzerine kavga, doğal olarak, 'ideolojik' yanı önde gelen bir
mücadeledir. 'İdeoloji' denince, çoğumuzun aklına, 'elle tutulmaz' bir
şey geliyor. Oysa pekâlâ elle tutulur bir şeydir, sınıfsal bir temeli
vardır, bir üretim pratiği içinde biçimlendirilmiştir vb. Dolayısıyla
bugün Türkiye'de devam edegelen laiklik kavgası da bu özellikleri
taşıyor ve bu geniş çerçeve içinde şekilleniyor.
"Sınıfsal bir temeli vardır" dedim; vardır, ama burada dikkat etmeli.
Özellikle bizim toplumda şematik düşünme alışkanlığı son derece yaygın
olduğu için, en olmayacak şeyleri de hemen şematize ederiz. 'Sınıf' ile
'ideoloji' arasındaki ilişki son derece karmaşıktır oysa- şematizme
etmeye gelmez. Sözgelişi, 'anti-Semitizm' diyelim: Hitler bunun
öğretisini yaparken Amerikalı milyarder Ford'un anti-Semitizm'inden de
kuvvet almıştı. Almanya'nın milyarderi Krupp'u da böyle bir politikaya
ikna edebiliyordu. Bunlara bakarak, 'anti-Semitizm'in (ya da
genelleştirelim, 'Faşizm' diyelim) büyük burjuvaziye özgü bir ideoloji
olduğunu söyleyebilir miyiz? Öyleyse, Almanya'da Hitler'in ardına
takılan kentli ya da kırsal küçük burjuva kitleleri ve hatta Alman
işçileri nasıl bununla seferber ediliyordu? Ya da Stalin'in,
Çavuşesku'nun koyu anti-Semitizm'lerinin babası da büyük burjuvazi
miydi?
Evet, ideoloji ile sınıflar veya sınıf bölümleri arasında böyle birebir
ilişkiler kurulmaz. İdeoloji, paradoksal biçimde, hem sabit, hem
değişkendir. Her politik hareket, ideolojinin ezelden beri var olan
öğelerini kendi pratik, kimi zaman dolaysız programı çerçevesinde
eklemler, yani yeniden-birleştirir.
Onun için bizim laiklik kavgası da katışıksız bir ideolojik örneği
değil, ardında ciddi 'sınıfsal' gerilimler yatıyor. "Senin karının başı
bağlı. Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanının karısının başı bağlı
olamaz." Bu cümleler yalnız başlar ve örtüleriyle ilgili sözler değil.
Bunun arkasında, "Sen kim oluyorsun? Nereden çıktın da buralara geldin?
Bu gayri-medeni âdetlerinle şimdi bir de oraya mı çıkacaksın?" (doğal
olarak, bize ait olan 'orası') anlayışı da yatıyor. O anlayış zaten
başlı başına bir ideoloji, nereden çıktığı, kimin malı olduğu çok iyi
bilinen bir ideoloji -ve aynı zamanda bir sınıf politikasının programı.
Bir süre önce İsmet Berkan'ın değindiği (daha önce de yazmıştı) konuyla,
'Türkiye'nin toplumsal yapısı' konusuyla sıkı sıkıya ilgili ve ancak
böyle bakıldığında gerçekten anlaşılır hale gelen ezeli karşıtlık,
gerginlik, çatışma... Her şeyin doğrusunu, bilen ve toplumu bu
'doğrular'a göre eğitmeye çalışan seçkinler, bu eğitimi reddeden
kitleler. Sonuçta toplum hâlâ eğitilmemiş durumda olduğuna göre (AKP'nin
oy tabanı bunun böyle olduğunu gösteriyor), bundan sorumlu,
'aydınlanma'yı engelleyen hainler, 'kötülük ajanları'!
Ve tabii, Cumhuriyet'in başından beri, toplumun kıyılarından, yani
kırlardan, toplumun merkezine doğru ilerleyen kitleler, bunların
zenginleşenleri veya zenginleşemeyenleri, durmak bilmeyen ve her kuşakta
aynı sancılarla kendini yeniden üreten bu toplumsal hareketlilik, bu
akış. Ama şu noktada, sancı da en dayanılmaz doza geldi dayandı. |