|

Seçim
Bir şeyi,
diğerinden üstün kılan sıfatı ile beğenip alma, tercih etme, öne
çıkarma, öne çıkarılma, hayat verme demek olan seçim her hususta söz
konusu olduğu gibi, fikir seçimi, fikir taşıyanların seçimi, vaad
sahiplerinin seçimi olarak da günlük hayatımızda kendini gösteren bir
olgudur. Pazarda domates, patlıcan seçmekten eve alınacak eşyayı seçmeye
kadar hayat bir bakıma seçim hayatıdır. Elbiselik kumaş seçmek, oturmayı
istediği evi seçmek, gömlek seçmek, gömleğin desenini, rengini seçmek
gibi sonu nerede ise gelmeyecek şeylerin seçimi insan hayatını dolduran
şeylerdir. Elbette ki yaşam tarzını seçmek, düşünceler içinden en
isabetlisini seçmek, davranışlardan en iyisini seçmek de seçim konusu
olan şeylerdendir ve insan, hayatı boyunca hep seçimle karşı karşıyadır.
Seçimle ilgili genel hususları geçerli kuralları ile belirlemeye
çalışarak insan için daha önemli ve öncelikli olan seçimler üzerinde
durmak istiyoruz. Seçilen, seçenin seçmesi söz konusu olan şeylerle
ilgili sağlıklı bilgiler sahibi bulunmasını, tutarlı birikim sahibi
bulunmasını, görgü ve bilgisinin üst düzeyde bulunmasını gerekli kılan
bir husustur. Aksi takdirde seçilenlerin kalite düşüklüğü, seçenin ya
çaresizliğini, ya da bilgi ve görgüsünün eksikliğini ve
keyfiyetsizliğini gösterir. Yapılan seçim, seçenin keyfiyeti hakkında
insana fikir verir ve onun tanınmasını kolaşlaştırır. Zira seçimin
sonucu, seçenin keyfiyeti ile yakından ilgili bir husustur. Seçtiğiniz
ile kendinizi ele verirsiniz. (Değerlendirilmenizde, seçimleriniz çok
önemli bir ipucudur. Bu ipucu, hakkınızda bir yumağın, yani daha etraflı
algılamaların başlangıcını oluşturur.
Arkadaş seçimi, eş seçimi, komşu seçimi, akraba seçimi, önder seçimi
insan hayatına yön veren önemli seçimlerdir. Diğer yandan siyâsî olarak
yönetim tarzı seçimi, insana ve topluma yön gösteren fikirlerin seçimi,
ideolojinin seçimi ve giderek bu ideolojiyi uygulayacakların seçimi de
elbette insanın ve toplumun şekillenmesinde hayati önemi haiz
hususlardır.
Allah'ın insanların içinden fakat onlara gönderilmek üzere elçi(resul)
seçimi de konumuzun temel esaslarındandır. Hayatın her alanı ile ilgili
olarak seçim söz konusu olduğundan seçen, seçilen, üzerinde durulması ve
vasıfları detaylarıyla belirlenmesi gereken şeylerdir. Kim seçecektir,
neyi seçecektir ve kimin için seçecektir soruları, cevaplarının olumlu
olarak verilmesi halinde daha çok önem arzetmektedir. Bu sorular eşyanın
tabiatına uygun olarak cevaplandırılırsa ancak, kimin, neyi, kim için
seçtiği ya da seçeceği daha somutlaşan bir gerçek olarak karşımıza
çıkacaktır.
İnsanın seçemeyeceği ve yalnızca kendisi için seçilmiş olana razı
olacağı hususlar da vardır. Örneğin insan ne zaman doğacağını, nerede
doğacağını, nerede öleceğini, boyunu, gözünün rengini, ömrünü (hayat
süresini), ana ve babasını, ana dilini, ırkını, rengini ve benzeri
şeyleri kendisi seçemez. Bu ve benzeri hususların kendisi tarafından
seçilemez oluşu, kendisi açısından bir kaderdir. Kendi dışından bir
gücün, tabii kendini yaratan gücün insanın kendisi için seçip
beğendiğidir, takdir ettiğidir. Bu sebeblerden ötürü, kendisinin
seçemediğinden ve kendisi için seçilenlerden ötürü de insan ne mutlu
olur, ne de mutsuz; zira mutluluk ve mutsuzluğun ana sebebleri bu
seçilemeyen şeyler değildir; insana, insan olmasının sağlanması için
akıllı olmak seçilmiş olduğundan, bir seçim aracı olan akıl ile insan
kendini mutlu ya da mutsuz kılacak şeylerin seçimini kendisi yapacaktır.
Akıl bunun için gereklidir, olmazsa olmazdır, içgüdüler insana kişilik
kazandıracak seçimler için yeterli değildir. Şayet yeterli olsa idi,
içgüdü sahibi ve insan olmayan diğer yaratıklar da içgüdüleri ile
yapacakları seçimlerin sonucundan memnun veya gayr-ı memnun olurlardı.
"Sizin için Allah, İslam'ı seçti" (Maide-3) cümlesindeki seçim, bizim
için ama bizim dışımızdakinin seçimi olmasına rağmen kabulde zorunlu
bulunduğumuz bir seçim değildir. Nitekim insanlar da biri diğeri için
seçimler yapmaktadırlar, yani bazı şeyleri vaya davranışları uygun
görmektedirler. Ama sonuç olarak kişi yine kendisi karar veriyor,
kendisi için neyin uygun olduğuna. Bu itibarla da sonucundan kendisi
sorumlu oluyor. Siz, filan genç için filan genç kızı uygun görür ve
seçersiniz evlensinler için ama filan genç sizin kendisi için
seçtiğinizi beğenmez, uygun bulmazsa, sizin uygun bulmanıza rağmen,
seçimine kendisi karar verecektir. Bu karar da sizin seçiminizin aynısı
olabileceği gibi gayrısı da olabilir. Uygun görmek, seçmek sonuç olarak
kişisel bir olgudur. Kişi kendisi için seçtiklerinden sorumlu
tutulmaktadır, başkalarının kendisi için seçtiklerinden değil.
Seçim insan hayatında gerçekten çok önemli yere sahiptir. İnsan
kişiliğinin oluşmasında, bu kişiliğin sürdürülmesinde veya
değiştirilmesinde gerek kendisinin kendisi için, gerekse başkalarının
onun için seçtiklerinde kendi varlığını bulan ve oluşan insan kişiliği,
seçimlerin sonucu oluşmaktadır. Bu kişiliğin oluşmasında en esaslı şey
seçimlerdir. Ana-babanın çocuğu için seçtikleri, çocuğun kendisi için
seçtiği ve çocuk için başkalarının seçtikleri, daha da ilerisi insan
için Rabbi Allah'ın seçtiği, insan hayatı ve hayat sonrası için
yönlendirici ve oluşturucudur. Fakat burada önemli bir husus olarak
sonucundan kendisinin sorumlu tutulacağı şeyi kişinin kendisine
yaptırmak, bunu temin için kişinin aklını devreye sokmak, sağlıklı
seçimler yapabilmesine olanaklar sunmak elbette ki en doğru olanıdır.
Zira seçimini kendisi yapan kişi, sonucundan da kendisi sorumlu
olacaktır. Madem ki sonuç önemlidir ve insanın sorumluluğu söz
konusudur, bu takdirde insan için seçimi en iyi kimin yapacağı sorusu
karşımıza çıkmaktadır. İnsanı yaratan, yoktan vareden, onun varlık
sahibi olmasını meşiyyetiyle mümkün kılan Allah, insani zaaflardan da
ırak bulunması münasebetiyle elbette ki insan için en isabetli seçimi
yapacak mevkiin sahibidir. Bu sebeble de "Sizin (insan) için, İslam'ı
seçti" (Maide-3) ifadesi çok anlam ifade etmektedir.
Seçimin insan kişiliği, hayatı ve hayat sonrası açısından önemi
büyüktür. Önemlidir ve öylesine önemlidir ki ondan daha önemli şey ve
öncelikli şey yok denebilir. Bu sebeble insanların seçimlerini
yapabilmeleri, bu seçimlerinin sağlıklı bir şekilde yapılması ve seçilen
düşüncenin ve hayat tarzının insan fıtratına ve eşyanın tabiatına uygun
şeylerden oluşması mutlaka elzemdir ve hayatî önemi ve önceliği haizdir.
Meseleyi bu şekilde özet olarak ortaya koyduktan sonra üzerine giderek
daha açıkça belirlemek gerekmektedir.
İnsan fıtratında akıl, onu önemli kılan en esaslı unsurdur. Diğer
yaratılmışlardan üstün ve önde bulunması ve sonucunda da sorumluluk
yüklenmesi, sahibi kılındığı akıl sebebiyledir. Bundan dolayıdır ki
seçim söz konusu olduğunda akıl da söz konusudur. Zira seçimi yapacak
unsur akıldır. Aklın sağlıklı, takıntısız, iyi işleyen, önündeki
malzemesi çok ve alternatifi olmasına gerek vardır. Ki bu suretle rahat
ve isabetli seçim yapabilsin.
Kendisinin, doğduğunda ve düşünmeye başladığında hazır bulduğu kainatın
ve yaşadığı hayatın sahibi hakkında esaslı görüş, kanaat sahibi
bulunması gerekmektedir. Bu noktada insaf için akıl yol göstericidir.
Düşünerek kendisini, tüm eşyayı ve hayatını yaratanın varlığına ve
birliğine varacak olan akıl, bütün bu şeylerin gerçek sahibini
kabullenici niteliktedir. Doğrusu bozulmamış bir akıl, yaratıldığı doğal
şekliyle bunu yapabilecek güçtedir. Bu seçimin sonucunda akıl başlangıcı
ve sonu bulunmayan, gerçekten herşeyi yapmaya kadir bir Allah'ın
varlığını kabulden gayrı bir yol bulamaz.
Allah'ın yaratıcı ve yönetici olarak kullarıyla ilgi kurması ise
insanların içinden seçtiği ve kendilerine vahyettiği elçileri
vasıtasıyla olmaktadır. Elçiler, içinden seçildikleri ve kendilerine
gönderildikleri toplumlarına, en yakın çevrelerinden başlayarak
kendilerine gelen vahyi açıklamakta ve insanları düşünmeye, akletmeye
çağırmaktadırlar. Nelere, nasıl ve ne kadarı ile inanmaları gerektiği,
neleri kötü, neleri iyi bilmeleri ve kaçınmakla yapmamız gereken şeyleri
açıklayan vahiy insanları, doğalarına uygun yaşayabilmeleri için gerekli
şeylerle cihazlandırmak suretiyle hem bu hayatın, hem de ikinci hayatın
insan için huzur verici, tatmin edici ve mutluluk sağlayıcı olarak
geçirilmesini sağlamaya yönelik niteliktedir. Bu niteliğiyle vahiyle
yarışabilecek bir alternatif yoktur keyfiyet bakımından. Lâkin insan
vahyin karşısında hep nefsini, hevâsını bulmuş ve çoğu kez de maalesef
vahye uyacağına hevâsına uymuştur.
Biz müslümanlar vahye üstünlük tanıyanlarız. Bu sebeple müslümanlarız.
Zira vahiy bizi yaratanın bizler için uygun gördüklerinin ifadesidir.
Biz insanları kendimizden elbette daha iyi düşünen, en iyisini bizlere
lâyık gören kendi nefislerimiz değil, O'dur. Bu denli isabetli seçimi
bizler için yapan Rabbimiz Allah'a bu sebeple teslim olanlarız. Bu
teslimiyet bize hayat vermektedir. Hem de iki hayatı birden vermektedir.
Bu iki hayattaki mutluluk, memnuniyet bizi yalnızca şükür borçlu
kılmaktadır. Bu şükrümüzü ise yine kendimize mutluluk sağlayan sahih
inanç ve salih ameller işleyerek, yani kendi lehimize şeyler yaparak
yerine getiriyoruz.
Seçimini, hevasına uyarak, içinde yaşadıklarına tepki olarak
oluşturanların giderek geleceği yer hüsrana uğramaktır. Bugün Sovyetler
Birli-ği'nin yaşadığı hüsran hâlâ dünyanın gündemindedir. Vaktiyle
yaptıkları seçimin Sovyet toplumu için aradan ancak yetmiş sene
geçtikten sonra bile bir sürekliliği, bir dayanıklılığı bulunmadığı
görülmüş ve toplumu bütün katmanlarıyla bir perişanlığın içine,
çıkılması güç bir şekilde sokmuştur. Nasıl kurtulacakları hususunda da,
terketmeye çalıştıkları rejimi benimserlerken yaptıkları gibi tepkisel
davranıyorlar. Batı toplumlarındaki kapitalist-laik-demokrasilere
geçmeye çalışıyorlar. Batıyı bahtiyar etmeyen laik-demokrasiler Sovyet
halklarını mı mutlu kılacaktır?! İnsanlar ve toplumlar seçimlerini
yaparlarken mutlaka içinde yaşadıkları şartları gözönünde bulundururlar,
bulundurmalıdırlar da. Lâkin içinde yaşadıkları şartlar ve bu şartların
ağırlığı, insana seçimini yaparken engel teşkil edecek, doğruları
düşünmesine engel olacak boyutlara varmarnalı, vardırılmalıdır. Böylesi
hallerde seçim sağlıklı olmamakta, kitleler yine bir perişanlığın, ama
belki farklı bir perişanlığın içine yuvarlanmaktadırlar. Nitekim kimi
insanlar Marksizmi bir dünya görüşü ve hayat tarzı olarak seçerlerken de
aynı köklü yanlışı yapmışlar ve içinde yaşadıkları ezici, kahredici
kapitalist düşünce ve uygulamalara gösterilebilecek tepkinin azamisini
göstererek bu seçimi yapmışlardı. Onları, seçtiklerinin kendilerini
nerelere getireceğinden çok, kurtulacaklarını düşündükleri şeyler,
şartlar etkiliyordu. Şimdi de aynı yanlışı yapıyorlar. Bu yanlış
seçimlerinin de faturasını gün gelecek yine çok zor ödeyeceklerdir.
Türkiye ve halkı müslümanım diyen ülkeler halkları için sağlıklı seçim
İslam'dır. Bu seçimi vaktiyle yapan bu halklar seçimlerinin
mürüvvetlerini de görmüşlerdir. Lâkin algılamalarındaki yanlışlar,
düşünce ve davranışlarına tealluk eden görüşler üretmeme, eskileri
olduğu gibi taklid etme ve kendilerini yenilememe hastalıkları bu
toplumları giderek İslam'dan uzaklaştırmaya, şekilsel olarak ona bağlı
kalmaya sevketmiş ve müslü-manlar için İslamî hayat, içi çürümüş bir
çınar gibi sanki bitmişti. Yaşadığımız yıllar ve azami otuz sene
öncesine kadar süren bu ölmüşlük, bir yeniden dirilmeye yüz tutmuştur.
Bilhassa genç kuşaklar arasında önü alınmaz şekilde gelişen Kur'an'a
dönüş, Kur'an'la yüzyüze geliş sürecinin başlamış olması, Allah'ın sanki
ölü bir ümmetten (toplumdan) diri bir toplum yaratıyor oluşunun
günümüzdeki canlı örneğidir.
Türkiye'deki rejimi, laik-demokrasiyi Türk halkı seçmiş değildir.
Büyüğümüz bildiklerinin seçimleridir bu rejim. Yasaklar, cezalar,
yıldırmalar, hapisler, ölümler, idamlarla güven altına alınan
laik-demokratik rejim bütün çabalara rağmen işlerliğini yitirmiş, halkın
gözünde zaten birşey ifade etmiyorken, daha da aşikâre bir şekilde
müptezelliği görülmüştür. Halkın seçmediği fakat halk için bazı
büyüklerin seçtiği ve zorla kendisine giydirilen bu laik-demokratik
rejim geniş halk kitlelerine, ellerinde kalacak, ahirete
götürebilecekleri birşeyler verememiştir. Verebildikleri ise yalnızca bu
dünyada avunmak için geçici dünya metaıdır. Lâkin bunun da tadını
alamayan insanlar zengini ve fakiri ile rahatsızdır, mutsuzdur. Hele
ahirete götürebilecekleri kazançları ise onlar için azabtan başka birşey
verici değildir.
Bugünkü seçimler ise, yemeğe davet edilen bir insanın önüne konmuş ama
herbiri bir çeşit içki dükülerek pişirilmiş yemekler gibidir ki
hangisinden yenilse haramdan yenilmiş olmaktadır. Hangisine oy verilse
laik-demokratik rejime oy verilmiş olacaktır. Halk kitleleri,
bilinçsizliğinden de yararlanılarak içkili yemeklerden bir içkili yemeği
yemeye mecbur tutulmaktadır. En hayırlısı, bu sofradan aç kalkmaktır.
Yani herhangi bir partiye oy vermemektir. Zira hangisine verilirse
verilsin müslüman parti olarak laik-demokrasiyi seçmiş, seçimini vahiy
istikametinde değil, hevası istikametinde yapmış olacaktır. Ki bu seçimi
kendisini Allah katında sorumlu kılacaktır. Bu sorumluluk ise elim bir
azabtan başkası değildir.
Namaz kılana oy vermek İslamî bir rejime oy vermek demek değildir. Oruç
tutana oy vermek, Islâmî bir rejim için oy vermek yani onu seçmiş olmak
demek değildir. Bu konudaki genel yanılgı insanımızı içinden
çıkamayacağı bir girdaba sokmaktadır. Seçim sandığı başına para cezası
vermemek için gideceklerin karşılarına çıkarılan laik-demokratik
partiler olduğundan bunlardan herhangi birine oy vermemeleri, oylarını
verecek bir partinin bulunması zaten yasak bulunduğundan iptal oyu
vermeleri kendileri için umulur ki, Allah katında cezalarını hafifletici
deliller olacaktır. Tabiidir ki yalnızca beş yılda bir günah çıkarır
gibi böyle bir oy atmakla kurtulamayacaklardır. Bütün hayatını Allah'ı
razı edecek şekilde geçirmek zorundadır müslüman şayet Allah'tan ecir
umuyor ve altından ırmaklar akıtılan cennetler istiyorsa. İslam’ı
Kur'andan ve sahih sünnetten öğrenerek hayatına, düşünce ve
davranışlarına bir kişilik kazandıracak müslüman, içinde yaşadığı
rejimin değişmesine yönelik olarak önce kendi nefsindekileri
değiştirmeye çalışacaktır. Bu süreç içinde en yakınından başlayarak
diğer insanlara da İslam'ın çağrısını götürecek ve kendi şahsında
yaptığı güzel değişikliklerle güzel örnekler oluşturarak
inandırıcılığını artıracaktır. Kendine güveni artan müslüman, giderek
başkalarının da güvenini kazanacak ve kazandığı güvenin kaynağının İslam
olduğunun görülmesine, anlaşılmasına vesile olacaktır.
Unutmayınız ki gaye vasıtayı meşru kılmaz. Meşru gayelere ancak meşru'
vasıtalarla varılabilir, ulaşılabilir, İslam böyle söylemektedir.
Birinci cümleyi fazlaca kullanan ve hayatlarının her boyutunda bunun
örneklerini çokça gösterenlerin İslam'la ilişkileri olamaz. Kendisini
İslam diye tanıttığı ve halka kendisini böyle takdim ettiği halde
İslam'la uzaktan yakından alakası bulunmayan ölçüleri kullananların da
İslam'la uzaktan yakından alakası bulunamaz, İslam doğruluktur,
doğruların dinidir. Benimseyenleri dosdoğru yapar. Eğriler İslam
olamazlar eğri kaldıkları sürece. Ya eğriliği terkedeceklerdir ve İslam
olacaklardır, ya da eğri kalıp islam'dan da uzak kalacaklardır,
insanlara gazetelerinin birinci sayfasında sekiz sütun üzerine manşet
olarak "Bizi seçin. On misli kazanacaksınız!" vaadinde bulunan
yalancılara güvenilemez. Hangi peygamber çağrısını yaparken insanlara,
bana inanınız, on misli kazancaksınız diye hitap etmiştir diye sorunuz
kendinize.. Kur'an'da böylesi bir örnek bulamayacaksınız. Aldanmayınız,
aldatılmayınız yalancılara...
Bize düşen yalnızca insanları hakka çağırmaktır, hakkı söylemek ve ona
uymaktır. Hakk adına çıktıkları halde insanları batıla çağıranların ise
hesabını Allah görecektir. Veyl! O günün şiddetinden kaçınmayanlara!..
*Ercümend Özkan, İktibas, Sayı:154 |