Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 341 | Mayıs  2007

                   

 

 


GÜNAH KAVRAMI

M. Kürşad Atalar

Günah kavramı, mü'min tipolojisinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bilindiği gibi, mü'min, İslam'ın 'insan modeli'dir ve 'kulluk' kavramı temelinde, öncelikli olarak 'ihsan', 'takva', 'ıslah' vb. pozitif alana ilişkin kelimelerle tanımlanır. Aslında, bütün ideoloji ve dinlerin model insan tanımları da bu şekilde yapılır. Yani önce model insanın, olumlu yönleri öne çıkarılır ve o ideoloji veya dine inanacak 'bağlı'nın vasıfları zikredilir. Fakat bundan sonra önemli bir konu daha vardır ki, bu da, 'günah' kavramıyla ilgilidir. İnanmış kişinin tanımı, olumlu vasıflar zaviyesinden yapıldıktan sonra, şu soru akla gelir: "peki, bu kişi, inandıklarına aykırı hareket ettiğinde ne olacaktır?" Bu soru, günah meselesinin çözümünü gerektirir ve burada akla gelen ilk konu, iman-amel meselesiyle ilgilidir. Eğer iman ve amel birbirinin cüz'ü ise, bu durumda, amel konusunda sıkıntısı olanın, o oranda, imanında da sıkıntısı olduğuna hükmedilecektir. Nitekim İslam tarihinde ortaya çıkan mezheplerin bir kısmı (mesela Hariciler) bu görüşü savunmuş ve büyük günah işleyenin dinden çıkacağını söylemişlerdir. Fakat bu görüşün tam tersini savunanlar da (örneğin Mürcie) olmuştur ve onlar da, hiçbir günahın imanı iptal etmeyeceğini savunmuşlardır. İşte bu noktada, günahın kategorilere ayrılması konusu (veya 'günahın imkanı' meselesi) karşımıza çıkmaktadır. Burada da tipik soru şudur: "kişi iman ettiği halde, nasıl olur da günah işleyebilir?" Bu soruya verilen cevaplar da iki ana kategoride toplanabilir: ilk grup, burada bir 'imkan'ın söz konusu olmadığını ileri sürerken, ikinci grup, bu 'imkan'ı kabul etmektedir. Fakat asıl sorun, 'büyük günah' kavramında ortaya çıkmaktadır. Küçük günahların imanı iptal etmeyeceği konusunda genel bir mutabakat olmakla birlikte, kimileri 'büyük günah'ın imanı iptal ettiğini, kimileri, imanı iptal etmemekle birlikte, cezayı mucip olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu, kimileri de büyük günahın bile hesap gününde bağışlanabileceğini savunmaktadır. Mutezile ise, büyük günah konusunda daha farklı bir yaklaşım sergilemekte ve büyük günah sahibini 'el-menzilu beyn'el-menzileteyn' dediği bir 'orta yerde' görmektedir. Yani Mutezile'ye göre, büyük günah işleyene ne kafir denir ne de mü'min. Bu kişi, bu iki menzil arasında bir yerde bulunmaktadır.
Bu tartışmaya dikkatli bir gözle bakıldığında, sorunun 'iman' ve 'amel'in tanımlanmasında ve bu kavram arasındaki ilişkinin doğru bir biçimde kurulamamasından kaynaklandığı görülecektir. Burada doğru ilişki şu şekilde kurulmalıdır: "amel, doğası gereği, imanın sonucudur." Yani, her eylemin altında, mutlaka bir 'inanç' ögesi olmalıdır. Uyku, sarhoşluk, bilinç kaybı gibi haller dışında, insan, kural olarak, inandığı şeyi yapar. Bu yüzdendir ki, mü'min olanın, kural olarak, ameli de olacaktır. Fakat kişi, amel yapıyor diye, onun iman sahibi olacağı söylenemez. Bu, zahire göre böyle olabilir, ancak iman, sonuçta kalp işi olduğuna göre, her amel, sahibinin mü'min olduğuna delalet etmez. Münafıklar, bunun iyi bir örneğidir. Onlar da amel yaparlar, ama bu, inandıkları için değil, başka amaçlar taşıdıkları içindir. Dikkat edilirse, münafıklara, mü'min muamelesi yapılmasının nedeni, 'zahire göre hüküm verme' kuralı yüzündendir. Bu gereklidir; çünkü dünya hayatı, zahirin tanziminden ibarettir. Toplumsal alan, kişilerin kalplerinde taşıdıkları şeye göre tanzim olunamaz. Fakat zahire göre hüküm verilmesinin de altında bir başka hukuk kaidesi yatar ki, o da, kişilerin, kural olarak, inandıkları gibi hareket edeceklerinin beklenmesidir. Gerçekten de dünya hayatında, kahir ekseriyetle geçerli olan kural budur. O halde, imanın da, kaçınılmaz olarak, ameli beraberinde getireceği söylenebilir. Peki, bazı durumlarda bu kural niye işlemez? İşte burada 'istisna' kuralları devreye girer. Günah da bu alana ilişkin bir kavramdır. Dolayısıyla, günah, müminde istisna kabilinden olabilir. Yani sürekli olmaz (Ali İmran:135). Mü'min de, sonuçta, nefs sahibi, takvası ve fücuru ilham edilmiş bir beşerdir. O da bazen nefsine uyabilir ve yapmaması gerektiği şeyleri yapabilir. Ve bunların 'küçük günah' kategorisinde olması ihtimali daha büyüktür. Mü'minin büyük günah işleme ihtimali de, yine aynı açıdan bakıldığında vardır fakat azdır. Kur'an'daki "büyüklerinden sakının ki, küçüklerini bağışlayalım" ayetinde bu ima vardır. Bütün bu konularla ilgili olarak, Nisa: 107 ila 117 ayetler, Nisa:92-93, Hucurat:9 ve Fatır:32. ayetlerde yeterince açık ifadeler vardır. Bu ayetlere göre, mü'min günah işleyebilir; tevbe etmesi şartıyla günahının bağışlanma ihtimali vardır, ancak hiçbir günahı için bağışlanması veya bağışlanmaması konusunda kesin bir şey söylenemez. Mü'minin bu konudaki mevkii, 'havf ve reca' arasında bir yerdir. Yani mü'min günahlarının karşılığını görebileceği korkusuyla hareket edecek ve fakat günahlarının bağışlanabileceğinden de ümidini kesmeyecektir.
Günah kavramının, mü'min tipolojisindeki önemi şudur: günahın imkanı kabul edildiğinde, idealleştirilmiş veya ütopik tanımlardan vazgeçilecek ve ayağı yere basan, model alınabilecek bir insan tipolojisi çizilebilecektir. Bu yüzden, aslında, günah kavramı konusunda müminin zihniyetinin berraklaşması, İslam'ı 'hayatın içinden' anlamayı mümkün kılacak ve böylece o, inancını eyleme dönüştürebilecektir. Aksi taktirde, idealize edilmiş, gerçeklikten uzak, ütopik bir yaşam tarzını benimseyecek ve çalışmaları da bir süre sonra heba olacaktır. Bu nedenle, bir model insan tanımı yaparken, mü'minlerin özelliklerini 'günahın imkanı' kavramıyla birlikte tasvir etmek, 'hikmetli' bir bakış açısından da gereklidir. İşte o zaman mü'minler, 'hayatın içinden' bir anlayış sahibi olabilecekler ve böylece hayatı dönüştürebilme imkanlarına daha kolay sahip olabileceklerdir.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...