|

Hayata Dair
Bir Şeyler Anlat Bana*
Şule Yüksel Gökyar
Küçük bir çocuğun minik elleriyle kazandığı bozuklukların cebindeki
şıngırtısı gibi sıcak olsun. Gün sonu poşetlere doldurulan alın teri
buğusuna karışmış ekmekler kadar sıcak. Sımsıkı tutulmuş anne ellerinin
sıcaklığı gibi olsun, en yalnız hissedilen anlarda. Yağan karın altında
ve ayaza tutmuş gece soğuğunun yanında komşuya götürülen bir tabak çorba
sıcaklığında olsun. Buz tutmuş duyguların karşısında paylaşmanın
yüreklere saldığı sıcaklık gibi dursun. Yürekten kopan dost selamının
sıcaklığı gibi eritsin katı kalpleri gizlice. Yavru kuşların anne kanadı
altında ısınan yüreklerinin sıcaklığı gibi dolaşsın mavi gökleri.
Dilin damağa değmesindeki sıcaklığın ısıttığı kelimeleri barındıran bir
avuç dua gibidir hayat. Bir tutam tevekkül bakışlı gözlerin sıcaklığı
kıskandırır bazen güneşi. Ve gün aydınlanmadan, uykusuz gözlerin
dayandığı gözyaşı kokulu secde sıcaklığı ağartır geceyi. Hayatın bir de
sıcak yanının olduğunu düşünür insan, soğukluğunu hissettiğinde
yaşadıklarının. Ve hayatın acı yanına inat rüzgârlar sıcak eser çoğu
zaman ve sürükler kurumuş yaprak gibi soğuğa aldanmış kalpleri. İnsan
bilir ki rüzgârın sıcak esmesi baharın yakın olduğunun habercisidir.
Bir şeyler anlat bana içinde hayat olsun. Saymayı yeni öğrenmiş bir
çocuğun kazandığı oyun sonrasında yüzünde beliren ılık tebessümü gibi
sıradan olsun. Minik yüreklerin küçük elleriyle saydığı sayıların en
önde olanını kazanmanın verdiği sevinç gibi kocaman olsun. Öylece
bakıldığında sıradan belki ama çocuk yürekleriyle kollarını iki yana
sonuna kadar açılması gibi büyük olsun. Gülümsemeyi unutmuş yetimin
başında dolaşan ellerin ısıttığı belki gedik dişli gülüşler kadar dolu
olsun. Bicirik karıncaların adımlarındaki naz ve asalet pıtırtıları gibi
belki, insanlara örnek verilen, omzundaki yükü ve santimlik ayaklarıyla
yaptığı işler gibi bazen. Bakışlarda gizli tutulmuş sevinçleri gün
ışığına çıkarmış bir şairin kaleminden dökülen anlamlar gibi tebessüm
koksun.
Gün akşam olmaya yeltendiğinde gözlere inen uyku gibi tatlıdır hayat
aslında. Deniz kokulu martıların kanat çırpışları kadar yaşam dolu.
Bahar şarkıları söyleyen cırcır böcekleri gibi tabiidir hayat. Hayatın
basit, sıradan bir yanının olduğunu düşünür insan, gözyaşları hep acı
verdiğinde kalplere ve söndüremediğinde yanan yürekleri. Ve hayatın
yürekleri delen yanına inat gözyaşları mutluluğu gösterir bazen.
Güzeldir hayat. Bir tutam basitlikten ibarettir bazen. Tatlıdır o
basitlik ve gereklidir yitik zamanlarında insanların.
Bana hayata dair bir şeyler anlat. Yanan kalplerin gözlere savurduğu
yaşlar gibi suskun olsun. Kelimelerini yüreğine satmış şairlerin dilinin
mahkûm olduğu suskunluk gibi mesela. En tesirli sözlerin işlemediği
mühürlenmiş kalplere fırlatılan Meryem suskunluğunda olsun. Gündüzün
kollarını sarıp misafir eden gece karanlığı gibi kopkoyu bir sessizliğe
bürünsün hayatın gün ışığında kalan yönleri.
Duaya kaldırılmış ellerin sessizliği çınlatır gönüllerin kapalı
kapılarını. Bilal'in suskunluğunun deldiği yüreklere eklenen
sessizliklerin tarifsiz yanıdır hayat. Gecenin sukuta anlattığı masallar
vardır gizlice. Öteden beri biriktirilmiş sessizlikleri dillendiren bir
avuç duadır hayat. Sessizliğe bulanmaktır bazen. Sessiz konuşmaktır
yüreklerle. Kelepçelenmiş kelimeler sızlatır belki dilleri ve
mühürlenmiş sözlere mahkûm bırakılan anlamlara sürüklenir yaşamak.
Hayatın bir suskun yanının olduğunu düşünür insan, duyamadığında
kalbinin sesini. Ve hayatın boğucu yanına inat gözyaşları suskun
kelimeleridir kalplerin. Kelimelerin yaşadığı yerdir sukut. Ve insan
bilir ki susmadan konuşan bir dil, gecenin karanlığına bürünmeyen gün
yoktur…
* tasfiye, say:11 |