|

SELAM
İLE...
Kıymetli okuyucularımız,
Geçtiğimiz ayın gündeminin başlıca konusu, Cumhurbaşkanlığı seçimi
etrafında gelişen tartışmalardı. Biz de bu ayın YORUM'unda bu konuyu
değerlendirmeye çalıştık. Seçimler vesilesiyle, aslında, İslam'ın
siyasal içeriği, demokrasinin mahiyeti, iktidar ilişkileri, Türkiye'deki
siyasal sistemin yapısı gibi önemli konuları tartışmak gerekirken,
medyanın büyük çoğunluğu, daha önceki pek çok örnekte görüldüğü gibi,
burada da, sürecin tali boyutlarını öne çıkarıp asıl tartışılması
gereken hususları gözlerden ırak tutmayı yeğlediler. Ama bu gizleme
çabalarına rağmen, bilinmelidir ki sistem, Cumhurbaşkanlığı seçimi
sürecindeki gelişmelerden 'hasar' görmüştür ve bu hasarı gidermek de pek
kolay olmayacaktır. Erken seçim, belki 'siyasal yaraları' sarmak
açısından bir çare olabilir fakat 'ideolojik' düzeyde zararın tamiri o
kadar kolay olmayacaktır. Çünkü herkes de görmüştür ki, Türkiye'deki
egemen güçler, istedikleri anda demokrasi oyununun kurallarını da
değiştirebilmektedirler. Süleyman Demirel'in 28 Şubat sürecinde
söylediği: "sayısal değil siyasal çoğunluk önemlidir" sözünün Türk
siyasi sistemindeki ağırlığı, bu son seçimlerde bir kez daha
görülmüştür. Bu gerçeğin üzerini örtmek için muhafazakar-sağ partiler,
erken seçimlerde yine 'demokrasi havariliğine' soyunacaklar ve halkın
büyük bir bölümünü de peşlerine takacaklardır. Fakat halkın zihnindeki
şu yargıyı silemeyeceklerdir: demokrasilerde 'kural' denilen şeyler,
egemenlerin iktidarının devamına yaradığı sürece geçerlidir. Egemenler,
iktidar alanları daraldığında veya bir tehlike altına girdiğinde, yeni
bir kural ihdas edecekler ve hakimiyetlerinin devamı için her türlü
araca başvurmayı da mubah sayacaklardır. İşte bu durumu, "iktidarın
dayanılmaz hafifliği" olarak nitelendirebiliriz. Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde yaşanan tartışmaların özünde de bu gerçeklik yatmaktadır.
Eşi türbanlı birinin Cumhurbaşkanı olamayacağı savlarının altında da
aynı kaygılar bulunmaktadır. KAVRAM bölümünde ise, gündemle ilgisi
nedeniyle, dergimizin kurucusu, rahmetli Ercümend Özkan'ın yazdığı
'seçim' kavramını yeniden yayınlamayı uygun gördük. DÜŞÜNCE bölümünde,
Mehmed Durmuş, Avrupa Birliği üyeliği ve laiklik konularının
tartışıldığı 14. Abant Konsili'ni sizler için değerlendirdi ve laiklik
ve demokrasi kavramlarıyla İslam'ı uzlaştırma çabalarının başarılı
olamayacağının altını çizdi. Atasoy Müftüoğlu, Müslümanlar olarak,
içerisinde yaşadığımız süreçleri sorgulamamız gerektiğini vurguladı ve
sorumluluklarımızı üstlenerek, varoluşsal bir hesaplaşmayı
gerçekleştirmemiz gerektiğini ifade etti. Mustafa Bozacıoğlu ise,
mevzilerini terk eden Uhud Okçuları ile, bugün değişik gerekçelerle
taviz veren ve geri adım atan Müslümanları karşılaştırdı ve
Müslümanların, her ne pahasına olursa olsun, emrolundukları gibi
olmaları ve ölüm gelene kadar kulluk bilinciyle hareket etmeleri
gerektiğinin altını çizdi. ÇEVİRİ bölümünde, Kamil Cengiz, Die Welt'ten
"Avrupa'nın Müslümanları için Marshall Planı", chip.de sitesinden
"İnternet'in Gerçek Şefi Kimdir?" ve managermagazin'den de "Kehanet"
adlı yazıları sizler için tercüme etti. LOKAL ETKİNLİKLERİ bölümünde M.
Kürşad Atalar ve Ahmet Hazıroğlu'nun dergimizin lokalinde verdikleri
konferansların özetlerini bulabilirsiniz. SANAT-EDEBİYAT bölümünde,
siraze.net'ten Naz Ferniba'nın "Sükût" ve tasfiye'den Şule Yüksel
Gökyar'ın "Hayata Dair Bir Şeyler Anlat Bana" adlı yazılarını ve Murat
Kirişçi'nin "Gelecek Elbet Bir Gün" adlı şiirini okuyabilirsiniz.
MEKTUPLARA CEVAPLAR bölümünde, Nisa Suresi 34. ayetinde geçen 'nüşuz',
'kavvam' ve 'darb' kelimeleri ile, namazın dua olup-olmadığı, namazın
farzlarının iki rekat olup-olmadığı ve surelerin sesli
okunup-okunamayacağı, 'Allah'ın yardımı' kavramının mahiyeti ve Batılı
ülkelerin silahlarını pazarlamaları karşısında Müslümanların ne yapması
gerektiği hususlarındaki sorularınızı cevapladık. GÜNDEM bölümünde ise,
geçtiğimiz ayın gelişmeler ile ilgili haber ve yorumları istifadenize
sunduk. Umuyoruz ki beğeneceksiniz.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere hepinizi Allah'a emanet ediyoruz. |