|

“Bayağılıklar ve Düpedüz Yalanlar”(2)
- Jimmy Carter’in Ortadoğu Hakkındaki Yeni Kitabına Tepkiler -
Çev:
Kamil Cengiz
The Independent/ZNet,27.12.2006
ABD'den bakıldığında
uzakta yaşanan trajedi ikiyüzlü bir bayağılığa ve düpedüz bir yalana
dönüşmektedir. San Francisco havalimanında Jimmy Carter'in yeni kitabını
alıyorum. Başlığı "Filistin: Apartheid Değil, Barış" Bir günde okuyorum.
Çok güçlü ve iyi bir kitap. Eski Başkan Carter Amerikan başkanları
arasında aziz kabul edilebilecek tek başkan. Kitabında Filistinlilere
reva görülen çirken muameleleri sıralıyor: İsrail işgalini, İsrail
tarafından Filistinlilerin topraklarının alınmasını - bütün bu onuru
ayaklar altına alınmış ve ezilmiş halka uygulanan vahşilikleri. Carter
şunu söylüyor: "bir Apartheid sisteminden bahsediliyor; iki halk aynı
toprak üzerinde oturuyorlar, fakat birbirlerinden tamamen ayrıştırılmış
vaziyette. her şeye hükmeden İsrailliler Filistinlilerin ellerinden
temel insani haklarını almakla baskıcı şiddet uyguluyorlar."
Carter bir İsrailli'nin şu sözlerini iktibas ediyor: "(geçmiş dönemdeki)
Güney Afrika'dakine benzer bir hükümete doğru yol alma konusunda
korkuyorum - Yahudi efendileri ve çok az sivil haklara sahip Arap
mazlumlarından oluşan ikiye bölünmüş bir toplum." Carter'a göre bu
teklifin daha ılımlı -yine de tabi kabul edilemez- bir varyantı daha
var: "İşgal edilmiş bölgelerin en önemli parçaları ve onun içinde kalmış
olan Filistinliler bu teklife göre tamamen duvarlar ve İsrail askeri
üsleri tarafından çevrilmiş vaziyette, insanlar onlara kalmış küçük
toprak parçalarında mahkumlar gibi yaşarlar."
Amerikan basınının ve Amerikan televizyonunun bu oldukça makul kitabı
gözardı ettiklerini söylememe gerek yok sanırım - daha doğrusu, malum
İsrail lobileri, zavallı yaşlı Jimmy Carter'a insafsızca hakaretler
savurana kadar. Bu arada Carter, İsrail ve komşusu Mısır ile sağlanan ve
halen de yürürlükte olan barış anlaşmasının mimarıdır. Bu anlaşma
1978'de meşhur Camp-David Antlaşması'yla garantilenmişti. New York Times
gazetesi (sloganı: "Basıma Uygun olan Bütün Haberler Burada" - ha, ha,
gülesim geliyor) okuyucularına Carter'ın "Apartheid" kelimesiyle
"Yahudiler arasında hoşnutsuzluk" ürettiğini bildirmeye kendisini mecbur
bildi. Eski Başkanın (haklı) cevabı yumuşak oldu. O İsrail lobicilerinin
Amerikan basınında "İsrail hükümetinin eleştirilmesi mevzuunda belli bir
çekingenlik" oluşturduklarına işaret etti.
Carter'a karşı çamur kampanyasının tipik bir örneği Michael Kinsley'in
New York Times'daki (başka nerede olacak!) yorumuydu. Orada Carter'ın
"İsrail'i Güney Afrika'daki eski ırkçı beyazların hükümetine benzettiği"
vurgulanıyor. Amerikan Hakareti Önleme Birliği (ADL) görevlisi Abe
Foxman ard niyet isnad ederek üzerine bir tane daha koyuyor. Carter'ın
kitabı yazma sebebi Foxman'a göre: "Yahudilerin ülkedeki tartışmaları,
özellikle medya alanındaki tartışmaları kontrol ettiklerine dair bu
utanç verici, rezil gazete uydurmasıdır. Bunu söyleyenin herhangi bir
analizci değil de ABD'nin eski Başkanı olması, durumun ciddiyetini daha
da artırmaktadır."
Evet bu taşı gediğe koymaktır, değil mi? Nihayet söz konusu olan bir
Harvard profesörünün lobicilik konusuyla ilgili bir denemesi değil.
Fakat Jimmy Carter'ın kitabı dürüst ve şerefli bir bilançodur. Yazar hem
İsrail dostu hem de Arap dostudur - ve sadece tesadüf, onun eski bir
Devlet Başkanı olmasını sağlamıştır. Bu nedenle Carter'ın yeni kitabı
fevkalade başarılı bir kitap oldu. Bay Foxman'a inanmayıp da bu kitabı
satın alan o muhteşem Amerikan kamuoyuna alkışlar. Gerçi bu bağlamda
kendime New York Times ve Amerika'nın öteki ana akım medyasının o
dönemdeki İsrail ile aşırı ırkçı Güney Afrika'nın Apartheid rejimi
arasındaki sıcak ilişkileri kendi inisiyatifleriyle yazmamalarının
sebebini soruyorum. Ve hangi sebepten dolayı Carter bu bilgileri kendi
kitabında yayınlamasın? Bu cümleden olarak İsrail ve o dönemde ambargo
altında olan ırkçı Güney Afrika arasında oldukça karlı elmas ticareti
anımsanabilir. Ve yine İsrail ile bu ırkçı rejim arasında güçlü ve
verimli askeri ilişkiler vardı, değil mi? Nisan 1976'da Güney
Amerika'nın Başkanı John Vorster'in (Nazileri anımsatan Aparthayd
sisteminin mimarlarından) İsrail'e resmi bir ziyaret gerçekleştirdiğini
anımsıyoruz. Ve Vorster o dönemde resmi olarak ve bütün şerefiyle İsrail
Başbakanı Menahem Begin, savaş kahramanı Moşe Dayan ve sonraki barış
ödülü taşıyıcısı İtzak Rabin tarafından karşılanmadı mı? Jimmy Carter'ın
yeni kitabıyla ilgili büyük tartışmada bu tür konular elbette bir rol
oynamıyorlar.
Detroit Havaalanı'nda daha ince bir kitapçık elime geçiyor:
Baker&Hamilton Irak Araştırma Grup Raporu (1). Elbette bu gerçek bir
Irak araştırması değil. Buna karşın rapor, George Bush'un -gömleğine
daha fazla kan bulaştırmadan- Irak'taki felaketten nasıl
kurtulabileceğine dair hazin çıkış yolları göstermektedir. Bağdat'ın
'Yeşil Bölgesinde' ("Hayal Bölgesi" tabiri daha uygun düşerdi) birkaç
Iraklı'yla sohbetten sonra (öngörülebileceği gibi İsrail tarafından
hemen reddedilen) bazı yararlı fikirlere ulaşılmış. Bu fikirler şunlar:
Filistin-İsrail barış müzakerelerinin ciddi bir şekilde yeniden
başlatılması, İsrail'in Golan Tepeleri'nden geri çekilmesi vd. Gerçi
rapor çok üzüntülü bir dille kaleme alınmış. Bu dil, bu sağcı
Think-tanklere özgüdür. Bu dil bu arada itibarını kaybetmiş olan
Brookings İnstitution'ın ve benim eski ve misyoner heyecanıyla dolu olan
"dostum" Tom Friedman'ın (New York Times) dilidir. Bu dil, çok bulanık
sınır çizimleri ve uyarı ve öğütlerle dolu olan bir dildir. (mesela:
"Zaman yavaş yavaş daralıyor.")
Bütün bu saçmalıkların sebebini, raporun sonunda Baker, Hamilton vd.
raporları için danıştıkları "uzmanlar" listesini gözden geçirdiğimde
anladım. Bunların arasında Brookings Institution'un bir çok dayanağı
olan kişiler var -ve elbette New York Times'dan Thomas Friedman da var.
Baker Raporu'ndan sonra -(ABD'yi bu felakete sokan) Büyükler ve İyiler
arasında başlayan tartışma, cinneti de aşmış durumda. Bir taraftan
General Peter Pace, oldukça tuhaf bir adam ve Amerikan Silahlı
Kuvvetleri'nin Yüksek Komuta Merkezi'nin (JCS) Başkanı. Amerika'nın
Irak'ta yürüttüğü savaşla ilgili olarak şunları söylüyor: "Biz
kazanmıyoruz, fakat kaybetmiyoruz da." Bush'un yeni Savunma Bakanı
Robert Gates bunun üzerine: "General Pace'in düşüncesine katılıyorum.
Biz kazanamayacağız, fakat kaybetmeyeceğiz de" dedi. James Baker da bu
söyleme katılıp şunların teminatını verdi: "Bence kaybedeceğimizi
söylemek mümkün değil. Bununla birlikte gerçekten kazanacağımızdan da
emin değilim." Bu noktada Bush bu hafta şu ilanı verdi: "Evet, doğru.
Biz kazanmıyoruz, fakat kaybetmiyoruz da." Benim yüreğim Iraklılardan
yana yanıyor.
Bütün bu saçmalıklar üzerinde Colorado üzerinde 37000 fit üzerinde
uçağımda ve güçlü türbulanslar içinde düşündüm. Sonra aklıma ABD ve şer
güçleri arasındaki savaşın nasıl sonuçlanacağıyla ilgili bir fikir
geldi: berabere biter!
Değiniler:
(1) Baker Raporu'na çok geniş bir arkaplan malumatıyla birlikte şu
adresten ulaşılabilir: http://en.wikipdia.org/wiki/Iraq_Study-Group. |