|

Pakistan’da Askeri Diktatörlük Olduğu Sürece Taliban Güçlenecek
Çev: Kamil Cengiz
Junge Welt, 18 Aralık 2006
Pakistan'daki askeri
diktatörlük Afganistan'daki aşırıları ve bütünüyle kontrol dışı hareket
eden gizli servisleri destekliyor. Eski Pakistan Başbakanı Benazir Butto
ile söyleşi
Benazir Butto, 1988 ila 1990 arasında Pakistan'da başbakanlık yaptı.
1993'de tekrar seçildi, fakat üç sene sonra çeşitli rüşvet
skandallarından dolayı iktidardan düştü. Görev süresinde komşu
Afganistan'da Taliban iktidara geldi. Bunlara Pakistan tarafından mali
ve askeri destek sağlanmıştı. Benazir Butto'nun kendisi birçok kişi
tarafından "Taliban’ın Anası" olarak isimlendiriliyor. 2002'de Başkan
Pervez Müşerref anayasaya başbakanların en fazla iki görev süresi
işbaşında kalabileceklerini hükme bağlayan bir madde ekledi. Benazir
Butto bugün Dubai'de (Birleşik Arap Emirlikleri) yaşıyor, fakat tekrar
Pakistan'daki siyasi hayata dönmeyi istiyor. Onun Pakistan Halk Partisi
(PPP) ve eski Başbakan Nevaz Şerif'in Pakistan Müslüman Birliği (PML/N)
partisi demokrasinin tekrar ikamesi için bu sene başında bir ittifak
kurdular.
Taliban beş sene önceki yenilgisinden sonra yeniden organize oldu ve
Afganistan'da tekrar güç kazanmak için yola koyuldu. Bu gelişmeyi
durdurmak için şimdi ne gibi tedbirler almak gerekiyor?
Pakistan'da askeri bir diktatörlük varlığını sürdürdükçe Taliban ve
sempatizanları sürekli güç kazanmaya devam edecekler. İkinci olarak
Pakistan'daki kabile bölgeleri, insanların katılımını sağlayan ve bugün
toplumlarına hakim olan Afgan-Arap savaşçılarından bağımsız olmalarını
sağlayacak bir hukuk ve temsil sistemine entegre edilmeliler. Üçüncü
olarak İslamabad, Kabil'deki komşularıyla, Taliban'ın Afganistan'ın
sınırlarının ötesinde kendi rejimini kurmaya çalıştıkları yerlere
sızmalarını engellemek için çok yakın bir işbirliğine girmeli. Zira eğer
bu olursa gizli olarak -belki açıktan- el-Kaide'yi tekrar geri
çağıracaklar ve uluslararası toplum tekrar sıfırdan başlamak zorunda
kalır. Dördüncü olarak İslamabad emniyet örgütünü reforme etmeli ve
bugün var olan çifte nüfuz sağlamaya son vermeli. Emniyet örgütü,
parlamentonun ve Başbakanın kontrolünde olmalı.
Ben bu noktada Pakistan Dışişleri Bakanı'nın Aralık ayı başında
yabancıların sınırı geçtiklerini ve bunun da Pakistan'ın iradesine
aykırı gerçekleştiği yönündeki açıklamasının altını çizmek istiyorum.
Bu, hakim olan askerlerin hükümetin talimatlarını ülke çapında uygulama
güçlerinin olmadığını göstermektedir. Buna karşılık seksenli yılların
sonunda bir siyasi hükümet, uyuşturucu baronları bugün Taliban'a benzer
şekilde roket atarlar ve kendi milisleriyle mafya çetelerine sahip
oldukları dönemde, kabile bölgeleri üzerinde pekala kontrolü
sağlayabilmişti.
Sizin görev zamanınızda hükümetiniz Taliban’ı desteklemişti. Gerçekte
ise siz "Taliban'ın Anası" olarak tanımlanıyorsunuz. Onların
desteklenmesi için o dönemde hangi sebepler vardı?
Taliban benim ve diğer Batılı hükümetler tarafından başlangıçta barış
için bir faktör olarak görüldü. Gerçi bu onların dünya görüşünü
benimsediğimiz anlamına gelmiyordu. Onlar BM tarafından düzenlenen çok
geniş çaplı müzakerelere katıldılar. Benim hükümetimin 1996'da
devrilmesinden sonra, Taliban kökende Afgan hareketiyken bir
uluslarötesi harekete dönüştü ve El-Kaide'ye kapı açıp onların Batı'ya
savaş açmalarına imkan tanıdılar. Ben Taliban'ın şu an El-Kaide'ye
sempati besleyen guruplar tarafından kullanıldığına ve desteklendiğine
inanıyorum. Onlar Afgan hükümeti, Pakistan ve uluslararası topluluk için
bir tehlike teşkil ediyorlar.
Pakistan Gizli Servisi(İSİ)'nin dolaylı olarak Taliban'ı ve hatta
El-Kaide'yi desteklediği sürekli söyleniyor. Aynı zamanda Başbakan
Müşerref Batı'nın teröre karşı savaşında temel bir müttefik olarak
kendisi için reklam yapıyor. Bunlar nasıl bağdaşır?
1988'de Başbakan olduğumda Afgan cihadında Sovyetler'e karşı savaşmış
birçok gizli servis yöneticilerinin daha sonra Taliban'a ya da
El-Kaide'ye katılan Afgan mücahitlerine sempati beslediklerini tespit
ettim. Beni şu an rahatsız eden şey, gizli servis çevrelerinin
kontrolsüz büyümeleri. Benim ilk görev zamanımda İSİ bir korgeneralin
yönetimindeydi. Bugün ise yedi tane. Askeri gizli servis gibi organlar
da genişletildi. Daha kaygılandırıcı olan ise, İB olarak bilinen sivil
casusluktaki anahtar pozisyonlarının, İSİ'nin Afgan cihadında savaşmış
eski yöneticileriyle doldurulmasıdır.
Pakistan'ın refahı ve emniyetinin garantisi, ancak modern ve demokratik
bir devletin gereksinimlerini karşılayan bir haber servisidir. General
Müşerref teröre karşı savaşta kendisini temel müttefik olarak gösterdi.
Fakat raporlar teröristlerin arkasında Pakistan'ın kabile bölgelerinde
Taliban'ın tekrar güçlenmesine taraftar olan unsurların olduğuna işaret
ediyorlar. Pakistan başbakanıyken ordu üzerinde anayasal bir gücüm
yoktu, fakat etrafımda hükümet gücünü kabile bölgelerine de yayan bir
ekibe sahip olma şansına sahiptim. Benim hükümetim zamanımda
uluslararası terörizmin büyük saldırıları olmadı. İkiz Kulelere saldırı
benim partim iktidarda olmadığı bir zamanda gerçekleşti.
General Müşerref'in Başkan Bush'a ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'e 11
Eylül 2001'den sonra verdiği söze rağmen, Kur'an okullarının reforme
edilmesi konusunda ve aşırılara karşı ciddi bir harekattan hiçbir şey
hissedilmiyor. NATO ordusu ve Afgan askerleri, Taliban'a karşı
savaşırlarken, bunlara Pakistan tarafından hep koruma verililiyor. Bu
ikili oyun daha ne zamana kadar böyle devam edecek?
Uluslararası topluluğun eğitim reformu için ülkeye pompaladığı paraların
büyük bölümü Kur'an okullarına aktarıldı. Bu yapılırken Kur'an
okullarının bu yüksek meblağları ne için harcadıkları kontrol edilmedi.
Buna karşın paralar kamusal üniversiteler ve eğitim kurumları için
harcanabilirdi. Kur'an okullarının yabancı öğrencileri almama kararını
hükümet öylesine kabullendi.
Siz eski siyasi rakibiniz Nevaz Şerif ile birleştiniz? Bu ittifakla neyi
amaçlıyorsunuz?
Eski Başbakanlar olarak Nevaz Şerif ve ben, halka sivil kurumları
güçlendirme umuduyla bir reform gündemi takip ettiğimizin sözünü vermek
istiyoruz. Seçim programımıza göre biz kurumlar tarafından yönetilen ve
kişilerin keyfine bağımlı olmayan bir çoğulcu demokrasi ve sorumlu bir
toplum oluşturmak istiyoruz. Programımız "Demokrasi Bildirgesi"
başlığını taşımakta ve iki partinin Pakistan'ın geleceği için vizyonunu
ortaya koymaktadır. Bildirge'yi imzalayan partiler parlamento, hukuk
aygıtı ve seçim komisyonu dahil kurumların inşasını ve vilayetlerin
otonomisini garanti etmektedirler. Biz Pakistan'ın asıl sahipleri olan
vatandaşları hükümete katılmalarını ve ondan faydalanmalarını temin
etmek istiyoruz. Askeri bütçe şeffaflaştırılacak ve silahlı kuvvetler
başbakanın sorumluluğuna verilecektir. Bunlar demokrasinin yeniden
oluşturulması konusundaki ortak amaçlarımızdır.
Farzedelim ki, iki görev süresi için getirilen sınırlandırılma
kaldırıldı ve siz hükümet başkanı olarak tekrar seçildiniz. Yapacağınız
ilk şey ne olur?
Ben ve partim bu sınırlandırmanın kaldırılmasını uygun görürüz. Bu
sınırlandırma beni ve Nevaz Şerif'i - Pakistan halkının çoğunun
desteğine sahip olduğumuz için- bizi Pakistan'dan uzak tutmak için
getirilmiş keyfi bir kanun değişikliğiydi. Fakat bu olmasa bile, yine de
geri dönüp partimi yönetmeyi düşünüyorum ve siyasi, ekonomik ve sosyal
hakların insanlara geri verilmesi için çalışacağım. Pakistan büyük
ödevlerin karşısında durmaktadır; yoksulluk, içecek su, işyerleri ve baş
döndürücü yükseklikte olan enflasyon; bunun haricinde terörizm
problemiyle ve bölgedeki komşularla olan gerginliklerle mücadele etmek
zorundadır. |