Iktibas Dergisi -fikir verir-

Sayı 340 | Nisan  2007

                   

 

 


Pakistan’da Askeri Diktatörlük Olduğu Sürece Taliban Güçlenecek

 

Çev: Kamil Cengiz
Junge Welt, 18 Aralık 2006 

Pakistan'daki askeri diktatörlük Afganistan'daki aşırıları ve bütünüyle kontrol dışı hareket eden gizli servisleri destekliyor. Eski Pakistan Başbakanı Benazir Butto ile söyleşi
Benazir Butto, 1988 ila 1990 arasında Pakistan'da başbakanlık yaptı. 1993'de tekrar seçildi, fakat üç sene sonra çeşitli rüşvet skandallarından dolayı iktidardan düştü. Görev süresinde komşu Afganistan'da Taliban iktidara geldi. Bunlara Pakistan tarafından mali ve askeri destek sağlanmıştı. Benazir Butto'nun kendisi birçok kişi tarafından "Taliban’ın Anası" olarak isimlendiriliyor. 2002'de Başkan Pervez Müşerref anayasaya başbakanların en fazla iki görev süresi işbaşında kalabileceklerini hükme bağlayan bir madde ekledi. Benazir Butto bugün Dubai'de (Birleşik Arap Emirlikleri) yaşıyor, fakat tekrar Pakistan'daki siyasi hayata dönmeyi istiyor. Onun Pakistan Halk Partisi (PPP) ve eski Başbakan Nevaz Şerif'in Pakistan Müslüman Birliği (PML/N) partisi demokrasinin tekrar ikamesi için bu sene başında bir ittifak kurdular.
Taliban beş sene önceki yenilgisinden sonra yeniden organize oldu ve Afganistan'da tekrar güç kazanmak için yola koyuldu. Bu gelişmeyi durdurmak için şimdi ne gibi tedbirler almak gerekiyor?
Pakistan'da askeri bir diktatörlük varlığını sürdürdükçe Taliban ve sempatizanları sürekli güç kazanmaya devam edecekler. İkinci olarak Pakistan'daki kabile bölgeleri, insanların katılımını sağlayan ve bugün toplumlarına hakim olan Afgan-Arap savaşçılarından bağımsız olmalarını sağlayacak bir hukuk ve temsil sistemine entegre edilmeliler. Üçüncü olarak İslamabad, Kabil'deki komşularıyla, Taliban'ın Afganistan'ın sınırlarının ötesinde kendi rejimini kurmaya çalıştıkları yerlere sızmalarını engellemek için çok yakın bir işbirliğine girmeli. Zira eğer bu olursa gizli olarak -belki açıktan- el-Kaide'yi tekrar geri çağıracaklar ve uluslararası toplum tekrar sıfırdan başlamak zorunda kalır. Dördüncü olarak İslamabad emniyet örgütünü reforme etmeli ve bugün var olan çifte nüfuz sağlamaya son vermeli. Emniyet örgütü, parlamentonun ve Başbakanın kontrolünde olmalı.
Ben bu noktada Pakistan Dışişleri Bakanı'nın Aralık ayı başında yabancıların sınırı geçtiklerini ve bunun da Pakistan'ın iradesine aykırı gerçekleştiği yönündeki açıklamasının altını çizmek istiyorum. Bu, hakim olan askerlerin hükümetin talimatlarını ülke çapında uygulama güçlerinin olmadığını göstermektedir. Buna karşılık seksenli yılların sonunda bir siyasi hükümet, uyuşturucu baronları bugün Taliban'a benzer şekilde roket atarlar ve kendi milisleriyle mafya çetelerine sahip oldukları dönemde, kabile bölgeleri üzerinde pekala kontrolü sağlayabilmişti.
Sizin görev zamanınızda hükümetiniz Taliban’ı desteklemişti. Gerçekte ise siz "Taliban'ın Anası" olarak tanımlanıyorsunuz. Onların desteklenmesi için o dönemde hangi sebepler vardı?
Taliban benim ve diğer Batılı hükümetler tarafından başlangıçta barış için bir faktör olarak görüldü. Gerçi bu onların dünya görüşünü benimsediğimiz anlamına gelmiyordu. Onlar BM tarafından düzenlenen çok geniş çaplı müzakerelere katıldılar. Benim hükümetimin 1996'da devrilmesinden sonra, Taliban kökende Afgan hareketiyken bir uluslarötesi harekete dönüştü ve El-Kaide'ye kapı açıp onların Batı'ya savaş açmalarına imkan tanıdılar. Ben Taliban'ın şu an El-Kaide'ye sempati besleyen guruplar tarafından kullanıldığına ve desteklendiğine inanıyorum. Onlar Afgan hükümeti, Pakistan ve uluslararası topluluk için bir tehlike teşkil ediyorlar.
Pakistan Gizli Servisi(İSİ)'nin dolaylı olarak Taliban'ı ve hatta El-Kaide'yi desteklediği sürekli söyleniyor. Aynı zamanda Başbakan Müşerref Batı'nın teröre karşı savaşında temel bir müttefik olarak kendisi için reklam yapıyor. Bunlar nasıl bağdaşır?
1988'de Başbakan olduğumda Afgan cihadında Sovyetler'e karşı savaşmış birçok gizli servis yöneticilerinin daha sonra Taliban'a ya da El-Kaide'ye katılan Afgan mücahitlerine sempati beslediklerini tespit ettim. Beni şu an rahatsız eden şey, gizli servis çevrelerinin kontrolsüz büyümeleri. Benim ilk görev zamanımda İSİ bir korgeneralin yönetimindeydi. Bugün ise yedi tane. Askeri gizli servis gibi organlar da genişletildi. Daha kaygılandırıcı olan ise, İB olarak bilinen sivil casusluktaki anahtar pozisyonlarının, İSİ'nin Afgan cihadında savaşmış eski yöneticileriyle doldurulmasıdır.
Pakistan'ın refahı ve emniyetinin garantisi, ancak modern ve demokratik bir devletin gereksinimlerini karşılayan bir haber servisidir. General Müşerref teröre karşı savaşta kendisini temel müttefik olarak gösterdi. Fakat raporlar teröristlerin arkasında Pakistan'ın kabile bölgelerinde Taliban'ın tekrar güçlenmesine taraftar olan unsurların olduğuna işaret ediyorlar. Pakistan başbakanıyken ordu üzerinde anayasal bir gücüm yoktu, fakat etrafımda hükümet gücünü kabile bölgelerine de yayan bir ekibe sahip olma şansına sahiptim. Benim hükümetim zamanımda uluslararası terörizmin büyük saldırıları olmadı. İkiz Kulelere saldırı benim partim iktidarda olmadığı bir zamanda gerçekleşti.
General Müşerref'in Başkan Bush'a ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'e 11 Eylül 2001'den sonra verdiği söze rağmen, Kur'an okullarının reforme edilmesi konusunda ve aşırılara karşı ciddi bir harekattan hiçbir şey hissedilmiyor. NATO ordusu ve Afgan askerleri, Taliban'a karşı savaşırlarken, bunlara Pakistan tarafından hep koruma verililiyor. Bu ikili oyun daha ne zamana kadar böyle devam edecek?
Uluslararası topluluğun eğitim reformu için ülkeye pompaladığı paraların büyük bölümü Kur'an okullarına aktarıldı. Bu yapılırken Kur'an okullarının bu yüksek meblağları ne için harcadıkları kontrol edilmedi. Buna karşın paralar kamusal üniversiteler ve eğitim kurumları için harcanabilirdi. Kur'an okullarının yabancı öğrencileri almama kararını hükümet öylesine kabullendi.
Siz eski siyasi rakibiniz Nevaz Şerif ile birleştiniz? Bu ittifakla neyi amaçlıyorsunuz?
Eski Başbakanlar olarak Nevaz Şerif ve ben, halka sivil kurumları güçlendirme umuduyla bir reform gündemi takip ettiğimizin sözünü vermek istiyoruz. Seçim programımıza göre biz kurumlar tarafından yönetilen ve kişilerin keyfine bağımlı olmayan bir çoğulcu demokrasi ve sorumlu bir toplum oluşturmak istiyoruz. Programımız "Demokrasi Bildirgesi" başlığını taşımakta ve iki partinin Pakistan'ın geleceği için vizyonunu ortaya koymaktadır. Bildirge'yi imzalayan partiler parlamento, hukuk aygıtı ve seçim komisyonu dahil kurumların inşasını ve vilayetlerin otonomisini garanti etmektedirler. Biz Pakistan'ın asıl sahipleri olan vatandaşları hükümete katılmalarını ve ondan faydalanmalarını temin etmek istiyoruz. Askeri bütçe şeffaflaştırılacak ve silahlı kuvvetler başbakanın sorumluluğuna verilecektir. Bunlar demokrasinin yeniden oluşturulması konusundaki ortak amaçlarımızdır.
Farzedelim ki, iki görev süresi için getirilen sınırlandırılma kaldırıldı ve siz hükümet başkanı olarak tekrar seçildiniz. Yapacağınız ilk şey ne olur?
Ben ve partim bu sınırlandırmanın kaldırılmasını uygun görürüz. Bu sınırlandırma beni ve Nevaz Şerif'i - Pakistan halkının çoğunun desteğine sahip olduğumuz için- bizi Pakistan'dan uzak tutmak için getirilmiş keyfi bir kanun değişikliğiydi. Fakat bu olmasa bile, yine de geri dönüp partimi yönetmeyi düşünüyorum ve siyasi, ekonomik ve sosyal hakların insanlara geri verilmesi için çalışacağım. Pakistan büyük ödevlerin karşısında durmaktadır; yoksulluk, içecek su, işyerleri ve baş döndürücü yükseklikte olan enflasyon; bunun haricinde terörizm problemiyle ve bölgedeki komşularla olan gerginliklerle mücadele etmek zorundadır.

   

...::: Bu site İktibas WEB tarafından hazırlanmıştır :::...