|

Direniş Kültürünü Seçmek
Atasoy Müftüoğlu
Bütün
modernlikler; dünyayı, hayatı ve insanı duygusuzlaştırıyor,
robotlaştırıyor. Modernlikler adına, bütün ahlaki sınırlara, niteliklere
meydan okunuyor. Günümüz tarihinin de, modernliğinin de, kötü yola
düştüğünü görüyoruz. Modernlik her şeyi yozlaştırıyor, bayağılaştırıyor.
Enformasyon sistemi bütün anlamları ve değer sistemlerini terörize
ediyor. Her yerde, her konuda çıkarcı akılcılığın öne çıktığını
görüyoruz. Küresel iletişim tek yönlü ve tek yanlı bir akış sergiliyor.
Televizyon medyası günümüze özgü yapay kimlikler oluşturuyor. Elektronik
dünyada yaşanan kötülükler, işlenen suçlar, cinsel sapkınlıklar kontrol
edilemiyor. Bireyci savurganlık ve yıkıcılık önlenemiyor.
Çıkarcı akılcılıklar, hayatlarımızı, değerlerimizi, tercihlerimizi,
ilgilerimizi, ilişkilerimizi çürütüyor, değersizleştiriyor. Çıkarcı
akılcılıkların egemen olduğu bir dünyada, belirsizliklerin,
amaçsızlıkların ve anlamsızlıkların korkunçluğunu yaşıyoruz. Hem yerel
anlamda, hem de küresel anlamda ideolojik siyaset, adaletin, hukukun
sınırlarını, yönünü belirlemeye çalışıyor. Uluslararası hukuk, insani ve
vicdani anlamda bir şey ifade etmiyor. İdeolojik ve politik amaçlara
hizmet eden hukuk ile, hukuk katliamları gerçekleştiriyor. İdeolojik,
politik ve ekonomik ütopyalar adına, kanlı ve yıkıcı
stratejiler/süreçler üretiliyor. Küresel şirketlerin etkinlikleri
denetlenemiyor. Sermaye siyasal süreçleri yönetiyor.
Faşist ve ırkçı bir çağda, bir şiddet çağında yaşıyoruz. Küresel hukuk
ve küresel siyaset insanlık acılarını dikkate almıyor. Günümüzde cereyan
eden bütün olayları yalnızca büyük bir dehşet duygusu içerisinde
izleyebiliyoruz. Müslümanlar olarak bilinçli bir irade ve dayanışma
ortaya koymayı başaramadığımız için, bugünün kötü yola düşen tarihine
maruz kalıyoruz. Güçsüzlüklerimiz, zayıflıklarımız, çaresizliklerimiz,
yalnızlıklarımız nedeniyle, bunlarla yüzleşmek yerine; ütopyacı
iyimserliklere sığınıyoruz. Bunca yenilginin bir kader olmadığını
düşünmüyoruz. En büyük düşmanımızın bilinçsizlik, bağnazlık ve
niteliksizlik olduğunu anlayamıyoruz. Küresel baskı, şiddet, Faşizm,
adaletsizlik ve militarizm karşısında, soru sormadan, güncel tarihi
sorgulamadan, ya metafizik bir dilin, ya da hikemi bir dilin söyleminin
rahatlatıcı, teskin edici yanına yaslanarak yaşamaya devam edebiliyoruz.
İslami direniş hareketlerinin itibarlarını sarsmak üzere, Batı'lı ve
İsrail'li gizli örgütlerin ürettiği olumsuz propaganda bilgileri
maalesef Müslümanlar tarafından kabul görebiliyor.
Bilinçsizlik kitlelerinin zihinleri küresel medya tarafından
dönüştürülebiliyor. Modernleşme ideolojisine dayalı olarak medya
aracılığıyla gerçekleştirilen kültürel homojenleştirme, kimliklerin
yabancılaşmasına yol açıyor. Her türlü aidiyet bulanık hale geliyor.
Elektronik medya yoluyla bütün sınırlar aşılıyor. Gençlik Hollwood
filmleriyle eğitiliyor. Modern kültür kadını cinsel objeye dönüştürüyor,
tüketim pazarında cinsel tüketim nesnesi haline getiriyor. Sapık,
anormal, marazi cinsel ilişkiler, modernlik adına savunulabiliyor.
Evlilik dışı doğan çocuk sayısı hızla artıyor. Hangi anlamda olursa
olsun; iktidar olan, şöhret olan, görsel dünyanın büyüsüne kapılan
herkes, aynı insan olmaktan çıkıyor, bir başkası oluyor, tanınmaz hale
geliyor, doğallığını yitiriyor. Her alanda ahlaki ölümlerle
karşılaşıyoruz. Ahlaki gelenekler açıkça bir bunalımı yaşıyor. Anlam ve
ahlak kaynaklarından uzaklaşan bireyler, gerilim ve çelişki alanlarına
taşınıyor. Narsist bir kültür çevresi oluşuyor. Aile hayatı sarsılıyor,
annelik dışlanabiliyor, boşanma olayları çığ gibi büyüyor.
İnsani etkinliğin bütün alanlarında yeni başlangıçlar yaparak yolumuza
devam edebiliriz. Hayat standartlarını değiştirmek yerine; ruhsal ve
ahlaki zenginliklerle, irfani ve hikemi zenginliklerle hayatın
kalitesini yükseltebiliriz. Maddi kaygıları ve tutkuları aşarak
hayatlarımızı basitleştirebiliriz, içtenlikli ve sorumlu hale
getirebiliriz. Anlam ve amaç bilinci ve bütünlüğü taşımayan bireyler
gibi, toplumlar da paramparça olurlar.
Dünyayı etkileme, dünyaya sahip olma mücadelesinden vazgeçerek, tarihin
mağdurları, mazlumları rolünü kabul ederek yaşmaya devam edemeyiz.
Tarihin nesnesi olmaya asla mahkûm değiliz. Zamanın dışında kalarak,
zamana hiç bir şey söylemeden, zamanı etkileme çalışmadan, sosyo-politik
anlamda İslami bir inşa'ya yönelmeden yaşamak, yaşamak değildir.
İslam yalnızca hikemi-irfani bir boyuta indirgenemez. İslam'ı bütün
boyutlarıyla ve unsurlarıyla canlı gerçekliklere dönüştürmek zorundayız.
Yeni bir bilinç devrimiyle algılarımızı bütünüyle özgürleştirmeli, her
tür modern-seküler baskıya karşı kendi dünyamızı temsil etme yollarını
bulmalıyız.
Müslümanların inançlarını, hayatlarını, tarzlarını, tercihlerini
değersiz sayan ideolojik bayağılıklara tahammül etmek zorunda değiliz.
Kültür ve uygarlık değerlerimizi, dünya görüşümüzü ve hayat tarzımızı
batılı kategoriler üzerinde konumlandırmaya çalışmak düpedüz büyük bir
saçmalıktır. Gerçeklikle ilişki kurmayı başaramayan nostaljik ve ütopik
bir dille entelektüel ve kültürel mücadele yürütülemez. "Hoşgörü",
"diyalog" gibi tanımlara dayalı olarak geliştirilen bulanık söylemin çok
etkili bir pasifleştirme, etkisizleştirme ve eylemsizlik yöntemi olduğu
açıkça görülmüş ve yaşanmıştır. Her ideolojik çerçeveye gönüllü olarak
boyun eğmek, sınırsız bir alçalışı ifade eder.
Bir direniş bilinci, ahlakı ve kültürü oluşturmamız gereken bir
zamanda/çağda; olağanüstü, insanüstü niteliklere sahip olduklarına
inanılan, olağandışı güçlere, bilgilere sahip oldukları düşünülen, her
şeyi bildikleri savunulan, kendilerini izleyenleri türdeşleştiren,
varoluşlarını saltanatlarını ve iktidarlarını insanların
bilinçsizliklerine/cehaletlerine borçlu olan, varoluşlarını ve
iktidarlarını yalnızca söylencelerle ve rüyalarla devam ettirebilen,
kendilerini izleyenleri rüyalarla baskılayan kült kişilikler, kült
efendiler, kült hoca efendiler, kült haline getirilen kişilerin
fetişleştirilen söylemleri, konuşmaları, yazıları, hiçbir tartışmaya
meydan vermeyecek bir şekilde eksiksiz ve tam teslimiyetçi bir
ortam/iklim oluşturuyor. Teslimiyetçiliği, statükoculuğu, konformizmi
kurumsallaştıran bu çevreler, oluşturdukları cemaatleri
homojenleştirerek, birörnekleştirerek yönetiyor. Çeşitlilikleri yönetmek
zor olduğu için, cemaatler basmakalıplaştırarak yönetiliyor.
Teslimiyetçiliği kurumsallaştıran zihniyet, bir direniş kültürü
oluşturulması çabalarının önünde büyük bir engel teşkil ediyor. |