|

Hz.
Muhammed Bugün Yaşasaydı Batılılar Gibi Giyinmezdi
Sami Hocaoğlu/ 16.03.2007/ Yeni Şafak
Bir Hürriyet
yazarının "Hz. Peygamber bugün yaşasaydı nasıl giyinirdi?" başlıklı
yazısından bir okur sayesinde haberdar oldum. Yazar, sevgili İhsan
Eliaçık'ın "haber10.com" adlı sitede yayınlanan yazısından şu alıntıyı
yapıyor:
"Her şeyden önce Hz. Peygamber, hiçbir zaman kendine özel bir din adamı
kıyafetiyle dolaşmamıştır. Onu içinde yaşadığı toplumdan ayıran özel bir
kıyafeti asla olmamıştır. Bu konuda kendini toplumdan ayırmamıştır. Ömrü
boyunca Ebu Cehil nasıl giyiniyorsa öyle giyinmiştir. Demek ki Peygamber
bugün yaşasaydı, hangi toplumda yaşıyorsa o toplumun genel, yaygın ve
makul kıyafeti neyse öyle dolaşacaktı. Onu kıyafet bakımından halkından
ayıramayacaktık. Onun bu konudaki sünneti budur."
Ve bu alıntıdan yola çıkarak şu sonuca varıyor: "Ne güzel değil mi?
İslami kesimin yıllardır tartıştığı "kıyafet" meselesi, bir paragrafta
nasıl da etkili, ikna edici ve çarpıcı bir biçimde çözülmüş..."
1. yanlış: Eliaçık'ın yazısının, "kıyafet meselesini" çözmekle alakası
yok. Zaten bunun için de yazılmamış. Makalenin başlığı şu: "Hz.
Peygamber 'din adamı' mıydı?" Makale yazarının başlığa çıkardığı soruyla,
Hürriyet yazarının başlığa çıkardığı soru farklı tellerden çalıyor. Ne
çıkış noktaları, ne varış noktaları aynı. Takdir edersiniz ki bu
yakışıksız bir şey. Bu başlık altında yazılan bir paragrafı metnin
içinde geçmeyen "Hz. Muhammed bugün yaşasaydı nasıl giyerdi?" gibi bir
sorunun peşine takarsanız, buna "istismar" derler. Alıntı ahlakıyla da
bağdaşmaz.
2. yanlış: Hürriyet yazarının kastı ile makale yazarının kastı alakasız.
Hürriyet yazarı, bugün giydiğimiz batılı kılık-kıyafet tarzını
Eliaçık'ın ilgisiz makalesi üzerinden, hatta Peygamber üzerinden
meşrulaştırıyor. Bu kıyafetlerin bizim aba ecdadımızın kıyafetleriyle
alakası yok. Daha dün kendilerine karşı savaşıp yenildiğimiz Batılıların
aba ecdadının kıyafeti bunlar. Ve bu kıyafetleri benimsememiz de öyle
güle oynaya olmadı. Şunun şurasında koca dünyada "kılık-kıyafet devrimi"
yapılan kaç ülke var. Bu ülke belki de bu alanda tek. Unutmayalım bu
memlekette "bazı kisvelerin (kıyafetler) giyilmesine dair kanun" adlı
bir yasa hâlâ yürürlükte. Ecevit'in bile eleştirdiği "gardrob
devrimleri"nin sonucunu, Hz. Peygamber'in meslek anlamında bir "din
adamı" olmadığını anlatmak için kaleme alınmış güzel bir makalenin
sırtından meşrulaştırmak, fazla eforik bir ruh halinin eseri olsa gerek.
3. yanlış: Kıyafet meselesinde İslami kesimin işi karışıktır. Eliaçık'ın
ele aldığı boyuttan eleştirilmeyi bin defa hak eder. Fakat Hürriyet
yazarının ele aldığı boyuttan yerden göğe haklıdır, yerlidir, asildir,
onurludur. Bu konuda asıl eleştiri, İmamlar için tıpkı Hıristiyanlığın
ruhban sınıfında olduğu gibi "İbadetle sınırlı özel bir din kisvesi"
ihdas ve ibda eden laik devlete yöneltilmelidir. "Gardrob devrimi" ile "namaza
özel kıyafet" bidatının aynı zihniyetten sadır olmasını ıskalayıp, "İslami
kesimin kıyafet meselesinden" dem vurmak iyi niyetle bağdaşır mı?
İhsan Eliaçık'ın kendi bağlamı içinde haklı ve doğru tesbitleri,
Hürriyet yazarının elinde bir yanlışa alet edilmiş. Bir doğru bir
yanlışa alet edilince yanlış doğrulanmış olmaz, belki doğruya kast
edilmiş, hatta 'suikast' edilmiş olur.
Eliaçık, Peygamberimizin ömründe özel bir "din adamı" kıyafeti
giymediğini söylüyor. Doğru. Bu "din adamı" sınıfı olan diğer kitablı ve
kitapsız dinlere ait bir olgu. Özellikle de "ruhban sınıfı" olan
Pavlusyen Hıristiyanlığa.
Bu 'doğru'dan, galiplerin kıyafetini sırtına geçirmeye prim çıkar mı?
Aksine Pers başkenti Hire ile sıcak ilişkilere sahip olan Ebu Cehil gibi
azılı bir keferenin bile düşmanını taklit etmeyecek kadar 'soylu'
olduğunu gösterir. Dahası Hz. Peygamber'in asli görevlerinden biri olan
"İslami kimlik oluşturma" misyonu çerçevesinde, "gardrob devrimi" gibi
bir yola hiç başvurmadığını gösterir.
Aynı Peygamber, Kur'an'ın "aşağılık maymunlar" diye takbih ettiği
taklitçiliği, "kim bir kavme benzerse o ondandır" diyerek reddetmiştir.
Dış görüntüde 'Müslüman farkı' oluşturacak uygulamalara gitmiştir.
Mekke'de saçını Müşriklerin aksine ikiye ayırırken, Medine'ye göçünce
Yahudilerin aksine saçını yanlara salarak 'fark'a dikkat çekmiştir.
Müslümanlara bıyık ve sakal şeklinde Yahudilerden farklı bir stil telkin
etmiştir. Müslüman çocuklarına alabros tıraşı, sırf diğerlerine
benzememe adına yasaklamıştır.
Bütün bu uygulamalarda 'sünnet' sakal, bıyık, saç vs.nin şu veya bu
tarzda olması değil, "Müslüman kimliğinin muhafazası"dır.
Mağlupların galipleri taklidi gibi tarihi bir yanılgıyı, ilgisiz bir
yazı ve hatta Peygamber üzerinden meşrulaştırmanın hiç de masum bir yanı
yok.
Şu kesin: Hz. Peygamber yaşasaydı taklitçilikten nefret ederdi. O
yaşasaydı, asla ve asla Batılılar gibi giyinmezdi. Aşağılık duygusunun
eseri olan mağlubiyet psikolojisini reddederdi. |